Zehra Ali YILMAZ

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Zehra Ali YILMAZ

    Aile Mes’ûliyeti

    15 Haziran 2020 Pazartesi 16:15

    Sanat, hassaten edebî eser, ‘Sanatkârın çocukluk yıllarından beslenir.’ şeklinde bir inanış ve ön kabul vardır. Gerçek dünya ile kurmaca dünya arasındaki bağın beslendiği dönem olarak tespit edilen çocukluk yıllarının eserlerin dil, üslûp, konu seçimi, çatışmalardaki asıl unsur, meselelere bakış açısı ve meselelerin algılanıştaki boyutu, tesiri sanatkârlar tarafından da teslim edilmiştir. Aile hayatı, hafıza taşıyıcılığı işlevi de olan sanat eserlerindeki yansıması sebebi ile bu yönüyle de büyük bir önem arz etmektedir.  

    Öte yandan aile mes’ûliyeti, yaratılmışların en şereflisi olan insanı, eşref-i mahlûkâtı, insân-ı kâmil mertebesine çıkartacak ve orada kalmasına vesîle olacak disiplinlerin hakkını teslim etmek, gereğini yerine getirmektir.

    Ne çeşit aile olursa olsun –çocuklu, çocuksuz, geniş aile… ( liste çok uzun)- kadın ve erkeğin vazifelerini bilerek ve vazifelerinin gereğini yerine getirerek yaşam sürmesi, günlük hayatını ona göre tanzîm etmesi demektir.

    Ailenin bütün fertleri, mensubu bulunduğu millete karşı sorumludur. Aile fertlerinden, diğerlerine karşı olan sorumluluklarını yerine getirenler, milletine karşı da mühim bir vazifesini yerine getirmiş olacaktır.  Ailede görülen üzüntü, keder, öfke, kargaşa, kavga… maddî ve mânevî bereketi, sadece aile çatısı altında değil bütün bir milletin sathında kaçıracaktır.

    Geleceğimizin teminatı çocuklarımızın yetiştiği ilk ve en mühim ocak olma özelliğine sahip ailenin ehemmiyeti özellikle bu işlevi münasebeti ile kat be kat artmaktadır.

    Değil mi ki millet, çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek, mânevî hazineler birliği olan insan topluluğudur, o vakit bir çocuğun millî ve mânevî hazînelerine karşı hassasiyeti aile çatısı altında doğar ve inkişâf eder.

    Aile mes’ûliyetinin gereği, aile içi istişârelerle yerine getirilir. İstişâre edebilmek için zihnî ve rûhî birliktelik şarttır. Gözümüz çocuğumuzda, kulağımız televizyonda, zihnimiz telefonda, ruhumuz sosyal medyada olursa varlığımızın ve sözümüzün tesiri muhtemelen olmayacaktır.

    Öte yandan aynı sofrada oturup yemek yiyemiyorsak, yaklaşık 150 metrekare evde bir araya gelemiyorsak, aynı aracın içinde seyahat ederken birbirimize tahammül edemiyorsak istişâre etmemiz mümkün değildir elbette.

    Ve aynı çatı altında bir biriyle konuşamayan, anlaşamayan insanlar olduysak gönül bağı bir vakit, bir yerde kopmuş demektir.

    Gönül bağını koparan en önemli sebeplerden biri sevdiklerine, sevgine ve ilgine ihtiyacı olanlara zaman ayırmamaktır.

    Fi’l-hakîka içinde bulunduğumuz gayr-i nîzâmi harp çağında çocuklarımızı yetiştirirken dahi yetişkinlerin selâmeti için de tüm aileler ağız birliği etmeli, ortak niyet ve amelle hareket etmelidir.

    Tıpkı muhtemel sanat eserlerinin amaç ve gayesinde olduğu gibi cümle hâne içre “ma’ruf” (bilinen ve herkesçe kabul edilmiş olan güzel şeyler) üzerinde mutabakat sağlanmadıkça muvaffak olunamaz.

                                                                                                                Zehra Âli YILMAZ

     

    Bu yazı toplam 602 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim