Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    ALLAH GAYRET EDENLERE YARDIM EDER

    27 Mart 2017 Pazartesi 19:20

     

     

    Hendeğin kazımı ve diğer hazırlıklar henüz bitirilmişti ki düşmanlar ufukta görülmeye başladı. Hendeğin ve hazırlıkların kısa sürede bitirilmiş olması elde edilecek başarının habercisi gibiydi. Bu mü’minlerin sabrı, çalışkanlığı, fedakârlığı ve birlikte hareket edip güç birliği yapmalarının neticesiydi. Rasûlullah (a.s) gerekli yerlere nöbetçiler yerleştirerek ve Zübeyr b. Avvam’ın komutanlık ettiği devriyelerle takviye ederek hendeği korumaya aldı. Küçük çocukları ve kadınları kale ve hisarlara yerleştirdi.

    Düşmanlar Medine’nin saldırıya açık kuzeybatısından göründü. Kaldırdıkları toz Medine ufkunu sardı. Durum çok nazikti. Acaba kazılan hendek ne ölçüde işe yarayacaktı? Görüntü sarsındı vericiydi. Allah bu olayı ve olaya şahit olanların durumunu şöyle anlatıyor:

    “Hani, size üstünüzden ve alt tarafınızdan gelmişlerdi. Gözler şaşkınlıktan ötürü yerinden) kaymış, yürekler (korkudan) gırtlaklara dayanmıştı. Allah hakkında türlü zanlarda bulunuyordunuz. (Kiminiz Allah’ın inananlara yardım edeceğini sanıyor, kiminiz O’nun inananları sınayacağını, kiminiz de yüzüstü bırakacağını sanıyordunuz.) İşte orada mü’minler denenmiş, şiddetli bir sarsıntı ile sarsılmışlardı.” (33/10-11)

    Mü’minler ilk şaşkınlıktan sonra toparlandılar, Rasûlullah’ın etrafında kenetlendiler. Münafıkların ve kalplerinde hastalık bulunanların şaşkınlıkları ve sarsıntıları muhasara sonuna kadar sürdü.

    Kuvvetli mü’minlerin, düşmanı gördüklerinde takındıkları tavrı ise Kur’an şöyle naklediyor:

    Mü’minler (düşman) orduları(nı) gördükleri zaman (korkmadılar): Bu, Allah’ın ve Rasûlü’nün, bize vaat ettiği şeydir. Allah ve Rasûlü doğru söylemiştir,’ dediler. Ve bu onların sadece imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı.” (33/22)

    Düşman hızla Medine’ye doğru akıyordu. Su dolu hendeği görerek şaşkına dönen ilk düşman birliği süvariler oldu. Hücum hatları hendeğe dayandığında hendeği geçecek bir yer aradılar fakat bulamadılar. Hendeğin en dar yerinden geçmeyi deneyenler oldu. Buradan müslümanların ok ve taş yağmuruna tutulmaları ve karşı koyuşları yüzünden hendeği geçemediler, geri çekildiler. Hendek beklenileni vermiş, müslümanlara güven gelmişti. Kureyş süvarileri durumdan hoşlanmamışlardı. Hendeğin dar bir yerini bulup oradan geçmeyi başaran düşmanın cesur ve atılgan süvarileri müslümanlardan gerekli cevabı anında alarak geri dönmek zorunda kalmışlardı. Kâfirlerin gerginliği zaman uzadıkça artıyordu. Gündüz hücum, gece baskın deniyorlardı. Hücum ve baskın hendeğin her yerine yönelmişti. Müslümanlar cansiperane bir şekilde savunma hattı oluşturarak gece-gündüz taş ve okla düşmanı püskürtüyorlardı.

    Şer ittifakının mimarlarından Huyey b. Ahtab, Medine’nin güneyinde müslümanlarla antlaşmalı bulunan ve kendisi gibi Yahudi olan Kurayzaoğullarının ileri gelenlerinden Ka’b b. Esed’in yanına gitti. O zamana kadar müslümanlarla en iyi geçinen ve hendek kazımında araç-gereç yardımında dahi bulunan Kurayzaoğullarını, müslümanlarla yapmış oldukları antlaşmayı bozarak, ahzab ordusuna katılmalarına iknaya çalışıyordu. Önce ihanet teklifini reddeden Ka’b b. Esed’i çeşitli vaatler ve bir sürü dil dökmelerle ihanete razı etti. Böylece Beni Kurayza müslümanlarla yapmış oldukları antlaşmayı tek taraflı olarak feshetmiş ve ihanet etmiş oldu. Medine’nin güneyi saldırıya ve tehlikeye açık hale geldi. Daha önce verdiğimiz ayette geçen (33/10-12) kuşatılmışlığın verdiği korku yaşanır oldu. Çünkü düşman hem yukarıdan hem de aşağıdan kuşatmıştı. Büyük gayretlerle meydana getirilen hendeğin üzerine Kurayzaoğullarının ihanet köprüsü kurularak işin çok daha ciddi boyuta ulaşması karşısında Rasûlullah, stratejik ve diplomatik atağa geçti. Gatafan kabilesinin liderlerinden Uyeyne b. Hısn ve Haris b. Avf’a haber göndererek kuşatma harekâtı içinde yer alan kuvvetlerini geri çekmeleri karşılığında Medine’nin yıllık ürününün üçte birini verebileceğini bildirdi. Bu kabileye bu savaşa katılması durumunda Hayber’in bir yıllık ürününün verileceği vaat edilmişti. Teklif karşılıklı yumuşama ve memnuniyet oluşturmuştu. Rasûlullah konuyu Evs kabilesinin başkanı Sa’d b. Muaz’ı ve Hazrec kabilesinin reisi Sa’d b. Ubade’yi çağırarak istişare etti. Onlar: “Ya Rasûlallah bu, yapmamızı istediğin bir emir midir? Yoksa yerine getirmek zorunda olduğumuz yüce Allah’ın bir emri midir? Yoksa sırf bizim çıkarımızı düşünerek yapmış olduğuna bir öneri midir? diye sordular. Rasûlullah (a.s): “Bunu sırf sizin çıkarlarınızı düşünerek önerdim. Allah’a andolsun ki Arapların tek bir yaydan fırlamışçasına üzerinize saldırdıklarını, tıpkı köpekler gibi başınıza üşüştüklerini gördüğüm için bu öneride bulundum. Bununla aleyhinizde birleşen güçlerin gücünü belli ölçüde kırmak istedim” dedi. Sa’d b. Muaz: “Ya Rasûlallah, biz ve şu düşmanlarımız daha önce Allah’a ortak koşuyor, putlara ibadet ediyorken, Allah’a ibadet etmiyor, O’nu gereği gibi tanımıyorken bile, bir ziyafet ya da satış durumu dışında onlar Medine’nin ürününün tadına bile bakamazlardı. Yüce Allah bizi İslam ile onurlandırmışken, bize doğru yolu göstermişken, seninle ve İslam ile bizi güçlendirmişken mi mallarımızı onlara peşkeş çekeceğiz? Allah’a andolsun ki meseleyi bir sonuca bağlayana kadar kılıçtan başka onlara verecek bir şeyimiz yoktur” dedi. Rasûlullah da onların görüşünü benimsedi, anlaşma yapılmadı. Böylece Rasûlullah (a.s) arkadaşlarının bu kritik anlarda nasıl bir haleti ruhiyeye sahip olduklarını da öğrenmiş oldu.

    Rasûlullah (s.a.v.), Beni Kurayza ile ilgili durumu tam öğrenmek için Sa’d b. Muaz’ı onlara gönderdi. Muaz onlara aralarındaki antlaşmayı hatırlatmaya çalıştıysa da sonuç alamadı. Kurayzaoğulları kalelerini onarmakta, harp talimleri yapmakta, hayvanlarını toplamakta oldukları haberiyle ve kendilerine gelen sahabelere antlaşmayı tanımadıklarını bildirmeleriyle ihanet su yüzüne çıktı. Bu büyük kriz nasıl bertaraf edilecekti? İnsanlar nasıl tutum takınacaklardı? Kriz anları insanların tutumlarında çeşitli tezahürler meydana getirmektedir. Kimi hemen yılgınlık kimi de azim gösterir. Bazıları musibetten etkilenmeden üzerine yürür, kuvvet ve çekim merkezi haline gelir.

    Bazıları ise hafif korkuda kendinden geçer, korkuya ve ümitsizliğe kapılır. Müslümanların çoğu azim ve sabır sahibi idi. Medine’yi korumak için olanca güçlerini seferber edip büyük çaba harcıyorlardı. Müslüman kuvvetlerin bir bölümü Kurayzaoğulları bölgesine kaydırıldı. Müslümanların başarı umudu hiç kaybolmadı. Çünkü Allah (c.c.) düşman birliklerinin başarısız olacağını şöyle haber vermişti:

    “(Onlar) derme çatma hizplerden (kabile ve gruplardan) oluşmuş öyle bir ordudur ki işte şurada hezimete uğratılmıştır.” (38/11)

    Allah’ın bu ayette haber verdiği durumla karşı karşıya olduklarını bilen mü’minler vaadin gerçekleşmesinde emin görünüyorlardı. Muhasara başlayalı 15 gün olmuştu fakat düşmanın yaptığı hücumlar netice vermiyordu. Bu onların moralini bozuyordu. Keza Araplar uzun süreli harplere alışık değillerdi. Yiyecek sıkıntısı da baş göstermeye başlamıştı.

    Ahzab ordusunun sabaha karşı başlattığı bir saldırıya müslümanlar kahramanca karşı koydular. Savaş akşama kadar aralıksız sürdü. Rasûlullah (a.s.) ve mü’minler namazlarını vaktinde kılamadılar. Akşam karanlığı ile birlikte ortalık biraz sakinleşince Peygamber (a.s.) ve mü’minler eda edemedikleri namazlarının kazasını kıldılar.

    Allah Rasûlü ve müslümanlar olanca gayretlerinin yanında dua ederek şöyle diyorlardı: “Ey kitap indiren ve hesabı seri olan Allah’ım! Ahzabı hezimete uğrat! Allah’ım! Onları hezimete uğrat ve onlara karşı bize yardım et.”

    En kritik zamanda Gatafan kabilesinden Nuaym b. Mes’ud’un müslüman olarak Rasûlullah’ın yanına gelmesi ve havanın sertleşmesi zafer esintisinin habercisi gibiydi. Nuaym’ın bütün kabilelerde itibarı yüksekti. Müslüman olduğu kimse tarafından bilinmiyordu. Rasûlullah ona:”Sen tek kişisin gücün yeterse bizi kuşatmış kavimlerin arasına gir, onları birbirine düşür. Çünkü harp hiledir.” buyurdu. Nuaym önce Kurayzaoğullarına gitti ve onlara: “Ey Beni Kurayza! Benim size olan sevgimi bilirsiniz.” dedi. Onlar da bunu tasdik ettiler. Nuaym devamla: “Kureyş ve Gatafan sizin gibi değildir. Burası sizin memleketiniz. İçinde malınız, çocuklarınız ve kadınlarınız var. Sizler buradan başka tarafa gidemezsiniz. Kureyş Muhammed ile harp etmeye geldi. Sizler onlara arka çıktınız. Hâlbuki onların malları ve kadınları başka yerde. Bir fırsatını bulurlarsa değerlendirirler, yoksa memleketlerine giderler, sizi yalnız bırakırlar da ona (Muhammed (a.s.)) güç yetiremezsiniz. Kureyşlilerin eşrafından rehin almadıkça onlarla birlikte savaşmayınız. Rehineler onlarla birlikte Muhammed’e karşı savaşmanız için size güvence olmuş olur.” dedi. Onlar da onu yine onayladılar.

    Nuaym oradan çıkıp Kureyş karargâhına gitti. Ebu Sufyan ve beraberindekilere de kendisi ile Kureyş arasındaki sevgiden ve Muhammed’e olan karşıtlığından bahsettikten sonra: “Size ulaştırmayı görev bildiğim bir haber ulaştı bana. Size olan samimiyetimin nişanesi olsun diye söyleyeceğim. O’nu gizli tutun. “Onlar da: “Olur” dediler. Nuaym devam etti: “Bilin ki Yahudiler kendileriyle Muhammed arasında vuku bulan ahdi bozma işinden pişman oldular. Ve ona haber gönderip: “Biz yaptığımızdan pişman olduk. Kureyş ve Gatafan kabileleri ileri gelenlerinden bazılarını alıp sana versek sen de boyunlarını vursan bu seni memnun eder mi? dediler. O da “evet” diye cevap gönderdi. Onun için eğer Yahudiler sizden rehin olarak adam isterlerse sakın onlara bir kişi dahi vermeyin.”

    Sonra Gatafan’a giden Nuaym, onlara: “Ey Gatafanlılar! Sizler benim aslım ve aşiretimsiniz.” dedikten sonra Kureyş’e söylediklerinin aynısını onlara söyledi.

    Cumartesi gecesi Kureyş ve Gatafan kabilesinden bir heyet Beni Kurayza’ya girerek Cumartesi sabahı birlikte saldırmayı teklif edince: “Bugün cumartesidir, biz bu günde bir şey yapmayız. Bununla birlikte bize elimizde güvence olsun diye adamlarınızdan rehin vermedikçe biz sizinle Muhammed’e karşı savaşmayız. Çünkü bizler harp sizi sıkıştırınca memleketinize kaçıp bizi kendi yurdumuzda onlarla baş başa bırakmanızdan korkuyoruz.” cevabını alınca Nuaym bize doğru söylemiş deyerek rehine veremeyeceklerini söyleyip hemen oradan ayrıldılar. Yahudiler de aynı kanıya vararak rehine verilmeyişini onların savaşa isteksizliğine yordular.

    Böylece ittifakın arası açıldı. Ümitsizlik ve güvensizlik başladı. Müslümanlar daha önce Ahzab ordusuna giden bir yardım kervanının ele geçirmiş olduğundan yiyecek sıkıntısına da düşen düşmanda moral bozukluğu had safhaya ulaştı. Soğuk ve rüzgâr şiddetlenmişti. Rüzgârın sesi kulakları sağırlaştırmış, zifiri karanlık gözleri körleştirmişti.

    Rasûlullah (a.s) ve ashabı olan biteni anlamaya çalışıyorlardı. O geceyi Huzeyfe b. Yeman şöyle anlatıyor: “Ahzab gecesi, Rasûlullah (s.a.s.) ile birlikte oluşumuzu anıyorum. Müthiş bir soğuk ve açlık sarmıştı bizi. Nihayet, kesilince Rasûlullah (s.a.v.) bize:

    “Allah’ın kıyamet günü, benimle olacak bir kişi yok mu, şu kavimden haber getirsin?” diye seslendi. Kimse ses çıkarmadı. Bir iki kez daha aynı teklifi tekrarladı, yine ses çıkaran olmadı. Sonra: Kalk Huzeyfe, bize kavmin durumunu öğren gel’ dedi. Hiçbir şey diyemedim. Çünkü beni ismimle çağırmıştı. “Git onlardan haber getir ama onları ürkütüp kışkırtma” O’nun yanından ayrılırken tir tir titriyordum. Müşriklere yaklaştığımda, Ebu Süfyan’ın sırtını ateşte ısıtmak olduğunu gördüm. Yayıma ok yerleştirdim. Atmak isterken, Rasûlullah’ın tembihini hatırladım. Geri dönüp olanı biteni anlattım. Fırtına çadırları sökmüş, kap-kaçaklar dağılmıştı. Kureyş Mekke’ye dönmeye hazırlanmıştı.

    Ahzabın arasının açılması, fırtına, soğuk, karanlık ve perişanlık Kureyş kabilesinin müttefiklerine bile haber vermeden savaş alanını terk etmesi sonucunu getirmiş, akabinde durumu fark eden diğer kabilelerin de panik içinde dönüp gitmelerini sağlamıştı. Bu panikli gidişin ardında birçok mal ve eşya hendek önlerinde müslümanlara ganimet olarak kaldı. Allah, Hendek zaferini ve o geceyi Kur’an’ın Ahzab suresinde anlatmıştır. “İnkâr edenleri kinleri ile geri çevirdi. Bir hayra ulaşamadılar. Savaşta inananlara Allah’ın yardımı yetti. Allah kavîdir, güçlüdür.” (33/2) “Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani (Hendek savaşında) üzerinize ordular gelmişti. Biz de onların üzerine rüzgâr ve sizin görmediğiniz ordular göndermiştik. Allah sizin ne yaptığınızı kemaliyle görücüdür.” (33/9)

    Bu ayetler müslümanların gerekli işleri yerine getirdikten, gerekli çabayı harcadıktan ve gerekli araçları kullandıktan sonra Allah’ın onlara yardım ettiğini ve edeceğini haber vermektedir.

    Hendek savaşı 20 gün sürmüş, müşriklerden 4 kişi ölmüş müslümanlardan 6 kişi şehit düşmüştür. Hendek savaşı bir dönüm noktasının da habercisidir, bundan böyle müşrikler müslümanların üzerine gelemeyecek, müslümanlar onların üzerine gidecektir.

     

    Bu yazı toplam 1040 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim