Zehra Ali YILMAZ

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Zehra Ali YILMAZ

    Bir Derdimiz Olduğu Doğrudur

    01 Aralık 2020 Salı 10:36

    Kafası karışık olanın dili dolaşık olur.

    Kafalar ne zaman karışır? Geçiş dönemlerinde karışır. Köprübaşlarında, dönemeçlerde, yol ağızlarında karışır. Aklı ve hisleri, geride bıraktığı ile önünde kendisini bekleyen arasında sıkışır kalır.

    Bilhassa bizim gibi edebî dönemlerde çetin imtihan verenlerde ise son derece doğaldır bu karışıklık. Öyle ki edebî dönemlerimiz İslâmiyet Öncesi, İslâmiyet Devri ve Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı şeklinde üç ana kolda incelenirken görüyoruz ki bu dönemler doğal bir varlık olan dilin emekli ve estetikli neticesi edebiyatın, hiç de öyle doğal yoldan devam etmediğini, çok keskin ve net biçimde birbirinden ayrıldığını gösteriyor. Bu ayrılık, toplumu meydana getiren özelde fertler genelde nesiller arasında irtibatın kopmasına zemin hazırlamıştır. Dönemler arasındaki bahsi geçen kopukluğun en mühim sebepleri ise alfabe değişikliği ve siyâseten yakınlaştığımız milletlerle temastan kaynaklanan kültür farklılığıdır.

    Söz konusu ayrılık bilhassa Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı ile alabildiğine derinleşmiştir. Vakıa edebî dairede şöyle gelişmiştir, evvela Batı Edebiyatının eserlerinden çevirilerle tanışılmış akabinde Batı Edebiyatının şekil ve muhteva özellikleri örnek alınarak eserler vücuda getirilmiştir.

    Peki, Batı Edebî eserleri ile tanışan kim? O dönemin, yaklaşık 1800’lü yılların ikinci yarısına tekabül eden dönemin, aydın zümresi. Birçoğu devlet kademelerinde vazifeli sanata meraklı, dilin gücüne inanmış insanlar. Örneğin ilk çeviri roman 1859 tarihinde okurla buluşuyor. Yusuf Kâmil Paşa, Fenelon’dan Telemak isimli eseri çevirmiştir. Bu uyarlamalar, çeviriler ve Batılı üslûpta telif eserlerle halka Batı edebiyatının ve Batı dünyasının kapıları aralanmak istenmiş, halkın Batı kültürü ile tanışması arzu edilmiştir.

    Halkın tüm bu olup sürenlerden haberi var mıdır?

    Nereden olsun? İlmî zümrenin gayret ve eserleri bir tarafa, halk o sırada toprağını ekip biçmekte, koyununun yününü eğirmekte, kilim dokumakta zaten çok geçmeden de cepheden cepheye koşarak vatan savunmasında can vermekte, şehit olup makamların en güzeline varmakta.

     Hâl böyle olunca küçük bir zümrenin takip ve talep ettiği edebî dil ve üslûp halktan tamamen kopuk bir vaziyette kendine bir yatak bulmuş akıp gitmekte. Ne zamana kadar? Okuryazarlık yayılana kadar. Okuryazarlık yayılınca sanata meraklı pek çok isim tarafından örnek alınmış ve Anadolu’nun hemen her yerine senebesene yayılmıştır. Tanzimat’la beraber topyekûn bir değişim dönemi yaşayan insanımızın fikir ve his dünyası böylece inşâ olmaya başlamıştır.

    Ne var ki bu yapının tarafları arasında bir uyumsuzluk vardır. Bir tür doku uyumsuzluğu. Bir kattan başka bir kata geçerken ihtiyaç duyulan merdivenin olmaması gibi bir şey. Bir nesil bir başka nesli anlayamaz olmuştur. Her biri hazine değerindeki kültür ve sanat birikimimizden habersizce yıllar geçip gitmekte ve her geçen gün fikir ve his dünyamızın yarası derinleşmektedir. Yıllar geçtikçe bu uyumsuzluk evvela kangren olmuş, fakat çok geçmeden bünye hastalanan dokuya şaşılacak ölçüde alışmıştır.  Söz konusu alışkanlık, yabancılaştığı kendi öz kültür ve sanat değerlerine karşı ‘öteki’ zihniyeti ile davranış geliştirmesinin yolunu açmıştır.

    Hâlbuki ömür tam bir örgüdür. Yaşam örgüsüdür. Birbirinden beslenen tecrübelerle bir ömür inşâ olur.  Bu karışıklığın doğmaması için dil ve kültür birikimi ve birliği mühim meseledir. Dil, canlı bir varlıktır ve doğal yaşam serüveninde insan gibi benzer yaşam özelliklerine sahiptir

    Dilimize ve kültürüme sahip çıkmak, kumaş keser gibi kesip biçmemek gerekir. Sonra o kesilen kumaştan uygun elbise çıkmaz. Öte yanda kadim eserlerimizle bağımızı koparmak, hâfızamızı kilit altına almak demektir. Kilit altında ise gene iyi, ümidimiz o ki gün gelir bir vatan evladı çıkar o kilitleri söker açar.

    Fi’l-hakîka sanattan ne umduğumuz, sanat yapma üslûbumuzu da belirler. Bu topraklar hayallere dahi sığmayacak büyüklükte zenginliğe sahiptir. Her katından kültür ve medeniyet fışkırmaktadır. Sahip olduğumuz meziyetleri heba etmeyip kendi değerlerimizi işleyerek sanatta en zarif en incelikli rafine bir dil ve üslûba ulaşmamız işten dahi değildir.

    Değilse elin pabucuyla yol yürünmez.

    Zehra Âli YILMAZ

    Bu yazı toplam 1184 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim