Zehra Ali YILMAZ

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Zehra Ali YILMAZ

    Bir Erkek Nasıl Doğuyor?

    28 Mayıs 2020 Perşembe 14:31

                                                                                                                 ‘İnsanın aynası ef’alidir.’

    Lâedri

    Doğu edebiyatının en sık paylaşılan hikâyelerinden biri de hiç şüphesiz Ahmed-i Hânî’nin ‘Mem û Zîn’ hikâyesidir. Bu değerli halk hikâyemizin tahlili başka bir yazımızın kalem hakkı olarak demlensin, biz Ahmed-i Hânî’nin  ‘Aşkınız yularımızı elimizden kaçırtmıştır / Bize engel olan şey hayâ perdemizdir.’ Beytinden ilhâm alarak sanatın penceresinden kadın erkek ilişkisinde, gönül bağı bahsine bakalım.

    Rivâyet o ki hikâyeye göre genç kızlarımız Zîn ve Siti, delikanlılara âşık olmuştur. Fakat aşklarının gereği olan hâl ve hareketleri sergileyememektedirler. Göz göze gelmek, gülümsemek, iki çift laf etmek, belki iki satırlık bir mektup ve daha her ne varsa sevdiğine hislerini belli eden, aşikâr eden, girişilecek böylesi bir davranışın haklarında kötü düşünülmesine sebep olacağı inancı ile sessiz kalırlar. Sessizlikleri, kendilerince hayâlarından, erdemli oluşlarından, utanma hislerindendir. Fakat insanlar konuşa konuşa anlaşır. Birbirini tanır. Yüreğini açar. Konuşamadıktan sonra değil evlenmek birbirinden nasıl haberdâr olur insan? Toprağın altındaki cevher misali öylece kalır olduğu yerde.

    Bu sebepten evlenebilmeleri için gerekli olan hamleleri, davranışları delikanlılardan, Mem ve Tacdin’in yapmasını beklerler.

    Hikâyeden payımıza düşene gelince, kadın erkek ilişkisi Hazreti Âdem’den günümüze daima çok çetrefilli bir bahis olmuş. Tüm dünya âdeta bu meselenin kaidesinde şekillenmiş. Çok büyük anlaşmazlıklar, kavgalar yaşanmış. Savaşlar çıkmış. Ömür boyu süren küslükler başlamış.

     Sonra, sanat eserlerinin handeyse ana konusu ve meselesi olmuş. Üzerine şiirler söylenmiş, hikâyeler, romanlar yazılmış. İlmî çalışmalara konu olmuş. Peki, bu kadar çok konuşulan bir konunun şekillendiği zemine bağlı olarak ortaya çıkan meselelerin ve çatışmaların sebeplerinin çözümüne dair emek verilmiş mi?

    Çözüm hakkı ne ise tam teslim edilmemiş olmalı ki binlerce yıldır aynı konu ve mesele üzerine yazıp konuşuyoruz. Bir kadının ve bir erkeğin birbirine beslediği sevginin fiilî karşılığı ‘kavuşmak’ eylemdir. Eylem, bir hareket, bir güç, kuvvet, irâde, niyet, istek, emek vermektir. Zorlukları göze almaktır. Cesur olmaktır. Yılmamaktır. Tembellik etmemektir. Hakîkî mânâda seven kişi bu emeği vermek zorundadır. Emek, bilgi, mâlûmat, niyet, gayret ve cesâretle çıkar ortaya. İnsan, emek verdiği vakit müspet netice elde edeceğini düşündüğü konunun, meselenin neye ihtiyaç duyduğunu bilmeli, ‘ben’lik, dairesinden çıkmalı ‘biz’ gözü ile bakabilmelidir.  

    Bilgi ve mâlumat, varlığın alâmetleri üzerinedir. Her varlığın bir alâmeti vardır. Kadınların ve erkeklerin de kendi tabiatlarını yansıtan alâmetleri vardır. Her ne kadar cinsiyet üzerinden reflekslere, melekelere, davranışlara, kararlara her hangi bir sınırlandırma, sınıflandırma ve kalıba sokma yapılamasa da hatta melekelerine dair istisnalar gayet tabiî de olsa, kadına ve erkeğe birbirilerine karşı varlıklarını çekici kılan unsurlar vardır. Örneğin kadının naifliği, nazikliği, tıpkı bir çiçek gibi zarif oluşu; erkeğin de bir çınar, bir dağ, bir şimşek, bir kartal gibi olmasıdır. Yeri gelir bir kadın da dağ gibi, çınar gibi olur yahut yeri gelir bir erkek naif bir kelebek gibi hassastır. Mesele tek ve biricikken nasıl oldukları değil, mesele birbirlerine karşı nasıl oldukları, nasıl olmaları gerektiğinin bilinmesidir. Erkek yağmur, kadın toprak gibidir. Erkek deniz, kadın kıyı gibidir. Erkek kartal, kadın güvercin gibidir. Bir erkek ya da kadın bu bilgi ve tâlimle yetiştirilmese dahi içlerinden gelen kuvvetli bir istekle ruhlarının ihtiyaç duyduğu sevgi ve ilginin gereğini karşı cinsten bekleyeceklerdir.

    Can Yücel, ‘Kadın Dediğin’ ve ‘Erkek Dediğin’ şiirlerinde ne güzel de döküvermiştir mısralara.

    Hâsılı, Kemal Sunal’ın ‘Salako’ filmindeki Salako kadar çok kısmetli değilse bir erkek,  mûcibince icrâ etmeyi bilmelidir. Her canlı gibi ikinci büyük doğumunun kararlarıyla gerçekleştiğini, yapıp ettikleriyle doğup büyüdüğünü fark etmelidir. Değilse seyirci koltuğunda ömrünün sonuna kadar öylece oturur kalır. Sanatçılara da tecâhül-ü ârif sanatına malzeme olacak kavuşmalar, hasretler, sevinçler; kederler, pişmanlıklar,  çıkar.

    Zehra Âli YILMAZ

    Bu yazı toplam 745 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim