Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    CUMA, MESCİD VE FONKSİYONLARI

    26 Aralık 2016 Pazartesi 12:26

     

    Rasûlullah (s.a.v) 622 Eylül’ünde Medine'ye bir saatlik mesafede bulunan Kuba’ya varmıştı. Medine ileri gelenlerinden ve Ensar’dan birçok aile burada yaşamaktaydı. Mekke'de müslümanlar toplantı ve ibadet yeri olarak Daru'l-Erkam'ı kullanmışlardı. Rasûlullah dini, sosyal ve siyasal özgürlüğü daha Yesrib (Medine)'e girmeden bütün herkese ilan etmenin göstergesi olan müessese ve faaliyetleri oluşturmaya başlamış, kısa süre kaldığı Kuba'da da İslam'ın ilk mescidini inşa ettirmişti.

    "İlk gününden takva temeli üzerine kurulan bu mescitte namaza durmak daha evladır. Orada temizliği ve nezaheti pek seven insanlar vardır. Allah da zaten temizlenenleri sever..."(9 Tevbe 108)

    Bu mescit kurulurken Rasûlullah (s.a.v.) ve sahabenin ileri gelenleri bizzat çalışmışlardı. Burada on günden fazla kalan Muhammed (a.s) bir Cuma günü Kuba’dan Medine'ye hareket etti. Ranuna Vadisi denilen yere geldiğinde öğle vakti olmuştu. Burada Cuma'nın farz kılındığını ashabına duyurduktan sonra hutbe okumuş ve ilk Cuma namazını kıldırmıştı.

    Cuma namazı müslümanların sosyal ve siyasal özgürlüklerinin en önemli belgesi olarak teşri edilmiştir. Daru'l İslam'ın en belirgin özelliğini ortaya koyması bakımından Cuma namazı, İslam ümmetinin özgürlüğünün bağımsızlığının göstergesi olan bir ibadettir.

    Yesrib'i Medine'ye, cahiliye kültürünü medeniyete dönüştürmenin İslam'da ilk müessesesi mescittir. Rasûlullah, sosyal ve siyasal yönden başıbozuk, yerleşim bakımından darmadağınık olan Yesrib'in merkezine mescit-i Nebevi'yi inşa ettirmekle Rasûlullah devrinin sosyal ve siyasal merkezi olma özelliğini güçlendirerek sürdüren bu mescit birçok fonksiyonları yerine getirmiştir. Bugün, o dönemlerdeki siyasî ve sosyal fonksiyonlarını icra edemez duruma gelen mescitlerimiz, hepimizi üzmektedir.

    Mescit-i Nebevi, bir ibadet sahası olmanın ötesinde istişare, eğitim, lojman vb. görevlerin yapıldığı ve ihtiyaçların giderildiği bir merkezdi.

    Mescit-i Nebevi, Sehl ve Süheyl adında iki yetime ait olan boş bir arazi üzerine bedeli ödenerek yapıldı. Çok sade bir yapı olan Mescidin yapımında Rasûlullah bütün sahabeler bizzat çalıştılar. Mescit, İslam sadeliğinin bir örneğini oluşturmuştur. Her türlü süsten, ihtişamdan uzaktı, fakat ve icra ettiği fonksiyonlar açısından mükemmeldi. Dört duvarı kerpiçtendi. Hurma dallarından yapılmış direkler üzerine hurma ağaçlarından bir tavan çatılmıştı. O zaman kıble Kudüs olduğundan kapısı güney tarafından bırakılmıştı. Kıble değişince kuzeyden kapı açıldı. Mescidin inşası bittikten sonra, Rasûlullah’ın eşleri, evsiz ve yurtsuz kimseler, fakir misafirler için buraya bitişik odalar yapılmıştır.

    Rasûlullah döneminde mescit-i Nebevi'nin ifa ettiği görevlerden bazıları şunlardı:

    1) İbadet ve diğer dünya işleri için toplanma

    2) Eğitim ve öğretim

    3) Adliye ve muhakeme işlerinin görülmesi

    4) İstişare ve karar verme

    5) Tedavi yapma

    6) Misafir ve elçileri kabul etme

    7) Spor, vb. faaliyetler yapma gibi

    Cuma ve Mescit, bağımsızlığına kavuşan İslam toplumunun müesseseleşme yolunda attığı ilk adımları oluşturur.

    Bu saydığımız fonksiyonların bütün mescitlerde olması elbette mümkün değildir. Ancak müslümanların yaşadığı her yerleşim biriminde en azından bir mescidin bu fonksiyonları icra eder konumda olması zor değildir. Mescitler hayatın uzağında değil, hayatın içerisinde olmalıdır.

    Nasıl Cuma namazı müslümanların bağımsızlığı, özgürlüğünü ve hâkimiyetini temsil etmesi gerekiyorsa, camiler ve mescitler de İslam müesseselerinin en sağlam yapısı olarak ümmet hayatında gerekli fonksiyonlarını yerine getirmelidir. Mescitlerin ifa ettiği görevler daralarak değil, genişleyerek sürmelidir ki, İslam kültür ve medeniyeti toplum hayatına damgasını vurabilsin. Rasûlullah döneminde münafıklar, Kuba Mescidi yanına fesat ve nifaklarını yaygınlaştırmak için bir mescit yaptırmışlardı da, Rasûlullah bu mescidi yıktırmıştı. Mescit-i Dırar (Zararlı Mescit) adının verildiği bu mescitle, ilk İslam mescidi Kur'an'da şöyle karşılaştırılmıştır.

    "Ve o kimseler ki, zarar vermek için, küfür için ve mü'minlerin aralarını açmak için önceden Allah ve Elçisiyle savaşmış olan (adamın gelmesini) gözetlemek için bir mescit yapanlar da var." İyilikten başka bir niyetimiz yoktu" diye de yemin edecekler. Oysa Allah onların yalan söylediklerine şahittir. Orada asla namaza durma! Ta ilk günden takva üzere kurulan mescit, elbette içinde namaza durmana daha uygundur. Onda temizlenmeyi seven erkekler vardır. Allah da temizlenenleri sever"(9 Tevbe 107-108)

    Ayetlerden o anlaşılıyor ki, bir yerin gerçek anlamda bir mescit olabilmesi, taşıması gereken özellikleri ve icra etmesi gereken işlevi, İslam imanının tezahürleri olmalıdır. Mescitlerde İslam eğilip bükülmeden anlatılmalı, Allah'tan başkasından çekinilmemeli, Allah’tan başkasına kulluğa davet yapılmamalıdır. Mescitlerde yanlış anlatılan bir İslam anlayışının zararı telafi edilemez noktalara gelebilmektedir. Mescitler ve camiler diğer fonksiyonlarını -bugün için- icra edemeseler de, Kur'an ve İslam eğitiminin yaygınlıkla yapılabildiği müesseseler olmak durumundadır. Bu gelişme sağlandığı zaman toplum, gerçekleri kısa sürede fark edecek, diğer gelişmeler hızlanacak ve toplum İslamîleşecektir.

    Cuma namazı ilk başta olduğu gibi İslam'ın ve müslümanların sosyal ve siyasal bağımsızlıklarının en belirgin vasıflarını taşıyan bir ibadet olarak algılanmalıdır.  

     

    Bu yazı toplam 1140 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim