Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    Dar’un-Nedve’nin Şirk Politikası

    06 Eylül 2016 Salı 20:17

     

                Dar’un-Nedve olarak bilinen Mekke’nin ileri gelenlerinin toplandığı yer, Hz.Muhammed(a.s)ın tebliğe başlamasıyla O’na düşman olanların karargâhı durumuna gelmiştir. İslam’ın ve Müslümanların yolunu kesmek ve yolundan saptırmak için buraya toplanıp kararlar alıyorlardı. Buna karşılık Müslümanlar sahabelerden Erkam’ın evinde (Dar’ul-Erkam)  toplanıyor, namaz kılıyor ve Kur’an okuyorlardı.

                Dar’un-Nedve zamanının dini, kültürel ve siyasal sistemin muhafazasının sağlanmasının zemini olurken, Dar’ul-Erkam tebliğin, tevhidin, Kur’ani eğitimin, Allah’a kulluğun, gönüllerin ve sistemin değiştirilmesinin zemini olmuştu. Kâfirlerin ve müşriklerin alaycı, komplocu, şiddetçi, işkenceci tavır ve yaklaşımları Kur’an’da şöyle anlatılmaktadır:

                “Kâfirler seni gördükleri zaman, seni ancak alaya alırlar: ‘Sizin ilahlarınızı diline dolayan bu mu’ diye. Oysa kendileri Rahman’ın öğüdünü inkâr ediyorlar.” (Enbiya 36)

                “Seni gördükleri zaman, mutlaka seni eğlence konusu yapıyorlar: ‘Allah bunu mu peygamber göndermiş’ “(Furkan 41)

                “İnkâr edenler dediler ki: ‘Biz ne bu Kur’an’a,’ ne de bundan önce gelen (kitap)lere inanmayız’ Sen o zalimleri, Rablerinin huzurunda tutuklanmış, birbirlerine söz atarken bir görsen: Zayıf sayılanlar, büyüklük taslayanlara : ’Siz olmasaydınız elbette biz inanan insanlar olurduk’ diyorlar. Büyüklük taslayanlar da zayıf sayılanlara dediler ki : ‘Size hidayet geldiği zaman sizi ondan biz mi çevirdik? Hayır, zaten siz kendiniz suç işliyordunuz’ Zayıf sayılanlar, büyüklük taslayanlara: ‘ Hayır gece gündüz dolap (kurup kötülük aşılardınız) Allah’ı inkâr etmemizi, O’na eşler koşmamızı bize emrederdiniz’ dediler” (Sebe 31-33)

                “İnkâr edenler seni tutup bağlamaları, öldürmeleri ya da (yurtlarından) çıkarmaları için tuzak kuruyorlarken Allah da plan yapıyordu.” (Enfal 30)

                Kâfirlerin davet aleyhinde hile ve tuzak kurmak amacıyla toplandıkları, halkı ondan alıkoymak için her türlü çareye başvurdukları anlaşılmaktadır. Onların bu tutumlarına karşı Hz. Peygamber(as)’in tutumunu da ayetlerden öğrenebiliriz.

                “Bir süreye kadar onları (daldıkları) gafletleri içinde bırak, onları sanıyorlar mı ki, kendilerine verdiğimiz mal ve oğullarla, onların iyiliklerine koşuyoruz? Hayır, farkında değiller” (Mü’minun 54-56)

                “Kendini, sabah akşam, Rablerinin rızasını isteyerek O’na çağıranlarla beraber tut. Gözlerin dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın. Kalbini bizim öğüdümüzden alıkoyup, arzusuna uyan ve işi, hep aşırılık olan kişiye “Hak (bu Kur’an) Rabbinizdendir. Artık dileyen inansın dileyen inkâr etsin. “Çünkü biz zalimlere öyle bir ateş hazırladık ki duvarı onları çepe çevre kuşatmıştır. Eğer feryat edip yardım isteseler, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. O ne fena bir içecektir ve ne kötü bir dayanaktır. Elbette biz güzel iş yapanların ecrini zayi etmeyiz.” (Kehf 28-30)

                “O halde, peygamberlerden azim sahibi olanların sabrettiği gibi sen de sabret” (Ahkaf 35)

                “(Rasül’üm) sen şimdilik güzel bir sabır ile katlan” (Mearic 5)

                “Öyleyse yalanlayanlara itaat etme, onlar istediler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar” (kalem 8-9)

                Bu ayetler ışığı altında şunu söyleyebiliriz. Allah (cc) Muhammed (as) dan durumları ne olursa olsun samimi Müslümanlarla beraber olmaya, sabra, mal ve şöhret sahibi müstekbirlerden ayrılmaya, onların tekliflerini geri çevirmeye yönelik davranış göstermesi hususlarını hatırlatmaktadır.

                İlahi gerçeğin aydınlığı karşısında gösterilecek her türlü mazeretin geçersizliği ortaya konmaktadır.

                Müşrikler, Hz. Muhammed(as)’in risaletini ve tebliğini kabul etmemek için birçok mazeret uyduruyorlardı. Bunlardan biri de O’na inananların kimsesiz ve yoksul kimseler olmasını bahane etmeleridir.

                Mekkeli müşriklerin liderlerinin Müslüman olmaları Peygamber (as) tarafından istenen ve arzu edilen bir durumdur. Ancak bu liderlerin Müslüman olmamakta gösterdikleri mazeretlerin de farklı olması söz konusudur. En azından, ölçülü, yumuşak tavırlı olanların Müslüman olmaları beklentisinin çok fazla olduğu gözlemlenebilir. Davetin kuşatılmış dar bir çerçevede kalmasında bu liderlerin rolü büyüktü. Resul bu yüzden bu tür tavırlara tevessül etme düşüncesinde olabilir.

                Mekke döneminin sonlarına doğru ölçülü ve yumuşak tavırlar da iyice azalmıştır. Bu yüzden Habeşistan ve Medine hicretleri yaşanmıştır. Böylece de çizgiler iyice netleşmiş oldu. İlk anda Müslümanların aleyhine gibi gözüken bu tavrın sonraları Müslümanları nasıl başarıya götürdüğü görülmüştür.

                “Düşünen ki bir zaman siz azdınız, yeryüzünde hırpalanıyordunuz. İnsanların sizi kapıp götürmesinden korkuyordunuz. Allah sizi barındırdı. Sizi yardımıyla destekledi, sizi güzel şeylerle besledi ki şükredesiniz” (enfal 26)

                Bu baskı ve zulümlere dayanan müminlerin, niçin bunlara katlandığını her müminin hissetmesi ve bilmesi gerekir. İnananları bu tavra iten inançları, Allah ve Resule itaatleridir. Fakat kafirlerin ve müşriklerin İslam’a düşman olmaları ya da O’na inanmamalarının sebepleri ne olabilir? Bunun üzerinde durmak gerekir:

     1- İslam’ın çağrısının temel ilkelerinin müşrik yaşayış ve düşünce yapılarına ters gelmesi:

     Kelime-i tevhit ilkesinin getirdiği inancın, onların hevalarına  yani her şeyi kafalarına göre yapmalarını önleyeceği ve kendilerine getireceği sorumluluğu taşıma isteklerinin olmamamsından kaynaklanan yaşayış ve düşünce yapıları, İslam’a karşı gelmelerinde en büyük nedenlerdendir.

              “Onlara açık açık ayetlerimiz okunduğunda, bize kavuşmayı ummayanlar: ‘Bundan başka Kur’an getir ya da bunu değiştir’ dediler. De ki: ‘Onu kendi tarafımdan değiştirmek, benim için imkânsızdır. Ben yalnızca bana vahyolunana uyarım. Eğer Rabbime karşı gelirsem, büyük bir günün azabından korkarım’ “ (Yunus 15)

    2-Kendi istekleri doğrultusunda mucize (ayet) beklemeleri ve bunda da samimi olmamaları:

              “Eğer kendilerine bir mucize (ayet) gelirse ona mutlaka inanacaklar diye olanca güçleri ile Allah’a yemin ettiler. De ki : ‘Mucizeler ancak Allah’ın yanındadır.’ Hem bilir misiniz o (mucize) gelmiş olsa da onlar yine inanmazlar!” (En’am 109)

             Bazı Müslümanların, Allah’ın kâfir isteklerine cevap vermesini temenni ettiklerini, kendilerine bir mucize versin de mazeret ve kaçamak yapmalarına kapı bırakmasın, böylece kafirler de teslim olsun ve davet de zafere ulaşsın diye düşündüklerini görüyoruz.

    Resulün elçiliğini destekleyen bir mucize gördüklerinde inanacaklarına dair Müslümanlara yemin etmeleri Müslümanları bu düşünceye itmiş olabilir. Ancak bunda da samimi olmadıkları peşinden gelen ayetle ortaya konmaktadır.

    “Biz onlara melekleri indirseydik, onlarla ölüler konuşsaydı ve her şeyi toplayıp karşılarına getirseydik Allah dilemedikten sonra yine inanmazlardı; fakat çokları bilmez” (En’am 111)

    Ayet, Müslümanları ikna etmek, dolayısıyla müşriklerin yeminlerinin asıl olduğunu bildirmektedir.

          “Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü yahut arzın parçalandığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an olsaydı (inkârcılar yine inanmazlardı). Ama bütün işler Allah’a aittir. İnananları hala anlamadılar mı ki, Allah dileseydi, bütün insanları yola iletirdi” (Rad 31)

          “Bizi ayetler (mucize) göndermekten alıkoyan şey, evvelkilerin, (onları) yalanlamış olmasıdır. Semud’a açık bir mucize olarak dişi deveyi verdik, o yüzden kendilerine zulmettiler. Hâlbuki biz o mucizeleri, yalnızca uyarmak için göndeririz” (İsra 59)

    3- Gelenekçilik,  muhafazakârlık ve kör itaatçilikleri.

                “(Allah’a) ortak koşanlar diyecekler ki: ‘ Allah isteseydi ne biz, ne de babalarımız ortak koşmazdık, bir şeyi de haram yapmazdık.”

                 “Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: ‘Babalarımızı bu yolda bulduk Allah da bize öyle emretti’ derler” (Araf 28)

                 “Onlara açık açık ayetlerimiz okunduğu zaman dediler ki: ‘Bu, sizi babalarınızın taptığından çevirmek isteyen adamdan başka bir şey değildir” (Sebe 43)

                  “Onlara: ‘Allah’ın indirdiğine uyun’ dense: ‘Hayır, biz babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız’ derler.” (Lokman 21)

                   Müşrik liderlerin geleneğe, statükoya tutkuyla bağlı olmaları, çıkarlarının da bir gereğidir.

                  “Hayır, (ne bilgileri var, ne de kitapları). Sadece: ‘Biz babalarımızı bu yol üzerinde bulduk, biz de onların izlerinden gidiyoruz’ dediler. İşte böyle senden önce de hangi memlekete uyarıcı gönderdiysek mutlaka onun varlıklıları: ‘Biz babalarımızı bir yol üzerinde bulduk, biz de izlerine uyarız’ dediler” (Zuhruf 22-23)

                 Bu ayetle, Resul’ün teselli edilmesinin yanında, gelenekçilik, taklitçiliğin eski bir dert ve sapıklığa perde yapılmak istendiği ortaya konmuştur.

                 4- Kureyş liderlerinin ve Mekke zenginlerinin Mekke’nin dini ve ticari merkez oluşunu ve bundan kaynaklanan sınırsız menfaatleri ve maddi kazançları kaybetme korkusu Müslüman olmalarının önündeki en büyük engellerden biriydi.

                 Kâbe’nin Mekke’de bulunması ve hizmetçiliğinin de onların elinde oluşu, kendilerine çok şey kazandırıyordu. Kâbe, dinlerinin ve kabilelerinin farklılığına rağmen tüm Araplar için kutsallığı bulunan ve güven içinde bulunulan bir yer olması, etrafında panayır ve pazarların kurulmasına, öteki kabilelerin Kureyş’i kendileri için dini ve dünyevi işlerde önder görmelerine sebep oluyordu. Bu önderlik onlara bir saygınlık kazandırıyordu, makam ve şeref sahibi kılıyordu. İslam’ın tebliği onların bütün bunları kaybetme korkusuna itiyordu. Davetin başarısının, Kâbe’nin dolayısıyla Mekke’nin konumunun yitirilmesine neden olacağı ve diğer Arapların da bu durumdan şikâyetçi olarak onlardan yüz çevirecekleri veya kendilerine saldırabilecekleri endişesine neden sayılabileceği düşüncesi, tutumlarını belirginleştirmede etkili sebeplerden olduğu açıktır.

                 “Dediler ki: ‘Biz seninle beraber doğru yola gelirsek yurdumuzdan atılırız’ Biz onlara kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinden toplanıp getirililiği güvenli, dokunulmaz bir yeri (Mekke’yi) mekân vermedik mi?” (Kasas 57)

                 5- Müşriklerin liderlerinin mevkilerini kaybetme korkuları ve kabile çekişmeleri.

                  Kabilede liderlik çok mal ve evlat sahibi olmaya dayalıydı. Her kabilenin öne çıkmış liderleri durumlarının değişerek mevkilerini kaybedeceklerini İslam’ın getirdiği ilkelerinden anlamışlardı. Getirilen eşitlik ve özgürlük onları endişelendirmişti. Bir de kabileler arası çekişme ve liderlik yarışı vardı. Kendi kabilelerinin geri plana itilme korkusu da Müslüman olmalarına engel oluyordu.

                 “Fakat kendilerine hak gelince ‘Bu bir büyüdür, biz onu tanımıyoruz’ dediler. Ve dediler ki: ‘Bu Kur’an iki şehirden bir büyük adam indirilse olmaz mıydı’ “(Zuhruf 30-31) Kastettikleri Taif’ten Urve b. Mesud Mekke’den Velid b. Muğire idi.

                      Kabile çekişmesi de Mekkeli müşriklerin İslam’a girmelerini önlüyordu. İslam sonrası yeniden alevlenen kabile asabiyeti İslam siyasetini rayından çıkarmış, Müslümanlar yüzyıllarca bunun sancısını çekmiş ve hala çekmektedir.

    Bu yazı toplam 831 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim