Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    EVRENSEL ÇAĞRI ELÇİSİ

    12 Haziran 2017 Pazartesi 16:20

    "De ki: Ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi Allah'ın (gönderdiği) elçiyim. O'ndan başka tanrı yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyle ise Allah'a ve O'nun ümmi Rasûlü'ne, Allah'a ve O'nun kelimelerine gönülden inanan Rasûlü’ne iman edin ve O'na uyun ki, doğru yolu bulasınız." (Araf 7/158)

    "(Rasûlü’m) Biz seni, ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik." (Enbiya 21/107).

    "Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Fakat insanların çoğu bunu bilmezler." (Sebe 34/28)

    Bu ve buna benzer birçok ayetten Hz. Muhammed (a.s)'ın bütün insanlığı İslam'a davet için gönderildiği açıkça anlaşılmaktadır. Bunun için Rasûlullah bu evrensel risaleti, ömrü içerisinde Arap sınırının ötesine duyurmalı ve sunmalıydı. İlk vahyin inişinden itibaren evrensel özelliğe sahip bir risaletin bu sınırlarda kalmaması gerekiyordu.

    Yakın çevredeki bütün insanlar ve akrabalardan sonra, daveti kabul edecek veya etmeyecek uzak çevreler İslam olmaya çağrılmalıydı. Bu çağrılar ilk günlerden itibaren; daveti kabul eden kadın-erkek, siyah-beyaz, Arap-Arap olmayan herkesi içine alıyordu. Yahudi, Hıristiyan, Mecusi veya Putperest olmaları da davette eşitliği bozmuyordu. Ancak işin tabiatı gereği, davet Arapça ve davete icabet edenlerin ilklerinin çoğu da Araplardan oluşuyordu.

    "Benden önce her peygamber, yalnızca kendi kavmine gönderilmişken ben, bütün insanlara peygamber olarak gönderildim" buyuran Rasûlullah, peygamberliğinin evrenselliğine vurgu yapıyordu.

    Hudeybiye Antlaşması ve Medine'nin civarının fethiyle (Hayber, Fedek, Vadi'l-Kura gibi) İslam daveti yeni bir merhale kazandı. Artık var olmak için savunma yapma yerine, öncelikle yakın ve uzak çevreye tebliğ ile beraber, yüz çevirenlere gereken cevap verilmeye başlanıyordu. Medine ve Arabistan'ın belirli bölgelerine gönderilen tebliğciler ve otoriteyi sağlamaya yönelik askeri müfrezeler gece-gündüz çalışmaktaydı. Bu çalışmalardan kısa sürede büyük başarılar elde edildi.

    Ancak o zamanın dünya egemeni Bizans ve Sasani (Fars/İran) imparatorlukları ve onlara bağlı diğer otoritelerine İslam'ın tebliği yapılamamıştı. Evrensel mesajın peygamberinin hayattayken bu dünya otoritelerine de bu mesajın ulaştırılmasının gerekliliği ortada duruyordu. Rasûlullah belki yaşarken, otoritesiyle buralara ulaşamayacaktı. Fakat mektuplarıyla ulaşıp Müslümanlara hedeflerini göstermiş olacaktı. Gerçekten de Rasûlullah'ın mektubunun ulaştığı her yer kısa sürede İslam'la şereflenecektir.

    Hicretin 7. senesinde Müslümanlar, her ne kadar bölgelerinde başarılar kazanmışlarsa da dünya otoriteleriyle boy ölçüşecek durumda değillerdi. Fakat Rasûlullah (a.s) onları uyarmak ve varlığını duyurmak için her birini mektuplar yollamayı istiyordu. Bu hareketin dünya egemenlerinde nasıl bir tepkiyle karşılaşacağının görülmesi de gerekiyordu. Çünkü İslam belli bir bölgede sıkışan bir kabile dini olsun diye değil, bütün insanlara ve bölgelere gönderilmiş ilahi evrensel bir dindi ve Âlemlere Rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed'den başka peygamber de gönderilmeyecekti.

    Hiçbir güçlük Allah Rasûlü'nün, Allah'tan aldığı emirleri, tehlikesi ne olursa olsun insanlara duyurmasına engel olamazdı. Cihat emri de zaten özü itibarıyla, Allah'ın mesajının insanlara ulaşmasındaki engellerin ortadan kaldırılmasından ibaretti. Çünkü Allah: "Ey peygamber, sana Rabbin tarafından indirileni herkese tebliğ et. Böyle yapmazsan, peygamberlik vazifeni yapmamış olursun. Allah, seni insanlardan koruyacaktır." (Maide 5/67) buyurarak elçisine güven vermiştir.

    Rasûlullah (s.a.v.), Allah'ın dinini müjdelemek ve toplulukları uyarmak için görevli olduğunun farkındaydı. Bunun için dünyanın bütün güçlü otoritelerine mektuplar yollayacaktı. Ancak bu mektupları götürecek, gurbet ellerde, güçlü otoriteler karşısında, ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalacak, ölüm tehlikesiyle karşı karşıya kalacak Müslüman elçilerin durumu nasıl olacaktı? Gerçi Allah, birçok ayette Müslümanları Rasûlullah'a itaatte kusurlu olmamaları için uyarmıştı: "De ki: Allah'a itaat edin; Rasüle itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz, o (peygamber) kendisine yüklenenden, siz de kendinize yüklenenden sorumlusunuz. Eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Rasûle düşen sadece, apaçık bildirimde bulunmaktır." (24/54). Müslümanlar da Rasûlullah gibi imanlarının gereğini yerine getirecek birçok olaya imza atmışlardı. Rasûle olan imanları tamdı. Fakat bu mektup olayında nasıl bir tavır alacakları belli olmadığından, Rasûlullah mektup yollamaya karar aldığı bir sırada şöyle bir misal vererek, görev alacaklara yeni bir uyarıda bulundu: "Hiç şüphesiz Allah beni, herkese rahmet vesilesi olarak gönderdi. Bana karşı vazifenizi yerine getiririz ki, Allah sizi rahmetiyle esirgesin. Bana karşı İsrailoğulların (Havarilerin) İsa b. Meryem’e davrandıkları gibi davranmayın. Onun yakına gönderdiği kimse seve seve gitti, selamete erdi. Uzağa gönderdiği kimse ise gitmek istemedi, direndi."

    Elçi gönderilecek yerlerin dilini ve örflerini bilenler elçi olarak görevlendirildi. Mektuplar kısa ve özlü ifadelerle gönderilen kişinin durumuna göre seçilmiş cümlelerden oluşuyordu. Mektupların altına da mühür vuruluyordu. Mührün en altında "Muhammed" ortada "Rasûl" üstte "Allah" yazılıydı. Mektuplar rivayetlere göre aynı zamanda veya sırayla gönderilmiş olabilir. Ama şu bir gerçektir ki mektuplar gönderilmiştir. Muhammed Hamidullah, Rasûlullah'ın altı orijinal mektubunu tespit etmiştir. El-Mukavkıs (Mısır), El-Münzir (Bahrenyn), Necâşi (Habeşistan), Herakliyus (Bizans), Kisra (İran), Cafer ve Abd (Umman)'a gönderilen mektupların orjinallerini incelediği bir eseri neşretmiştir. Bugün elde bulunan bu mektupların orijinal mektuplar olduğu kabul edilmesi gereken bir durum arz eder.

    Bütün mektupların temel özellikleri, Besleme (Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla) ile başlayıp, Allah Rasûlü Muhammed'den ibaresiyle devam edip, mektubunun yazıldığı kişinin ismi ve ünvanı yazıldıktan sonra kısaca mesajın verilmesidir. Ayrıca mesajlar "İslam'ı kabul edersen selamet bulursun, şayet Allah'ın mesajından yüz çevirirsen tüm tebaanın günahı senin boynuna olacaktır." şeklinde sona ermesi ve sonunda da "Allah Rasul Muhammed" mührü bulunmasıdır.

    Mektuplar konusundaki rivayetlere bakılacak olursa yirmiden fazla kişiye mektup gönderilerek İslam'a davet edilmiştir. İbni  Sa'd'ın bildirdiğine göre Sahabe arasından seçilerek görevlendirilen  elçiler gidecekleri yere aynı günde hareket etmişlerdir. Amr b. Umeyye ed-Damirî; Habeşistan kralı Necaşi'ye, Dıhye b. Halife el-Kelbî; Bizans İmparatoru Herakliyus'a, Hatib b. Ebi Beltea; İskederiye Kralı Mukavkıs'a, Abdullah b. Huzâfe es-Sehmi; Fars kralı Kisra'ya, Şüca b. Vehb el-Esedî; Haris b. Ebî Şemir el-Gassaniye, Salit b. Amr el-Amirî; Yameme reisi Hevze b. Ali'ye gönderilmişlerdir. Bunların dışında ayrı ayrı başka yerlere de elçiler gönderildiği rivayetler arasındadır. Muhammed Hamidullah, Hz. Peygamber'in Altı orijinal Diplomatik Mektubu isimli inceleme eserinde: "Hz. Peygamber (a.s)'in ortaya çıkarılan mektuplarının tetkiki ile ilgilenen ilk ben değilim. Hz. Peygamber'in ashabından olan ve sağlığında İslam Devleti'nin yüksek düzeyde memurlarından olan, Ensar'dan Amr İbn Hazm, bu çalışmaya daha o zamanlar başlamış ve belki de bu alanda ilk olan ve Rasûlullah'ın 20 kadar mektubundan mürekkep, bir derleme ele almıştı. Bu eser İbn Tûlun'un İ'lâmus-sâilîn an Kütüb-i Seyyid'l-Müsselin adlı kitabının haşiyesinde günümüze kadar muhafaza edilmiştir."  (s.14-17) diyerek, bu konuyla ilgili yaptığı çalışmaların bir listesini vermektedir.

    Rasûlullah'ın mektuplarının çoğu dine davet, bazısı da idari işlerin halli için yazılmıştı. Bu gün elde bulunan altı orijinal mektubun beşi İslam'a davet mektuplarıdır. Elde bulunan mektuplar dışında vak'anüvis ve diğer eserlerde yüzlerce mektup ve yazışmalardan söz edilir. Evrensel mesaj peygamberinin böyle mektuplar göndermesinden daha tabî ne olabilir? Nitekim sadece Ehl-i Kitab'ın dahi uyarılması ve doğru olana çağrılması ile ilgili birçok ayet vardır: "De ki: "Ey kitap ehli, aramızda ortak olan şu söze gelin: "Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim, hiçbir şeyi ortak olan şu söze gelin: "Allah'tan başkasına ibadet etmeyelim, hiçbir şeyi ortak koşmayalım. Allah'ı bırakıp da bazımız bazımızı Rab edinmesin:" Eğer bundan yüz çevirirlerse: "şahit olun ki biz müslümanız" deyin." (Al-i İmran 3/64).

    Yine birçok ayette Rasûlullah'ın bütün insanlığı uyarması için Allah tarafından görevlendirdiği açıkça beyan edilmektedir:

    "Sen ancak uyarıcısın. Şüphesiz ki biz seni hak ile müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Hiçbir ümmet yoktur ki ona bir uyarıcı gelmiş olmasın." (Fatır 35/23-24)

    "Âlemlere uyarıcı ve korkutucu olsun diye Furkan'ı indiren (Allah) ne yücedir." (Furkan 25/1)

    "De ki: "Hakikatin en güvenilir şahidi kimdir? De ki: "Allah benim ile sizin aranızda şahittir ve bu Kur'an bana vahye edildi ki ona dayanarak sizi ve onun ulaşabileceği herkesi uyarabileyim." (Enam 6/19).

     

    Bu yazı toplam 1274 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim