Zehra Ali YILMAZ

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Zehra Ali YILMAZ

    Gerçek İle Kurgu Arasındaki Sanatçının Nesneye Mesafesi

    25 Aralık 2020 Cuma 10:39

    Mesele mühim, bu sebepten sözü uzatmayacağım.

    Sanatçının beslendiği kaynaklar, öteden beri tartışma konusu olmuştur. “Sanatçının yaşadıkları mıdır eseri, yoksa kurgusu mudur?” Sorusu etrafında dönüp duran bir kısır döngüdür bu âdeta. Fakat öyle ilginç bir kısır döngü ki bu döngünün içinde çok bariz bir doğurganlık vardır. Doğurganlığı elbette meraktan ileri geliyor. İnsanlar, sanatçının beslendiği kaynakları yani hikâyenin de hikâyesini merak ediyor.

    Tablodaki çimen yeşilinin, ressamın dağ yamaçlarındaki kırlardan avuçlarında ezip suyunu çıkardığı yeşil, bir imparator heykelinde, heykelin içinde imparatorun bizzat kendi bedeni, kuş sesinden namelerle beste yapan bir bestekârın notalarında canlı bir kuş olmadığı gibi edebî metinlerin arkasında da bir yaşanmışlığın olmadığına inanmak istemiyoruz.

    Karac’oğlan’ın Elif’i kimdi, Mona Roza kime yazıldı, Mihriban kime yakıldı bilmek ister kimimiz. İlle de gerçek yaşamda karşılığı olan, kanlı canlı birileri olduğunu varsayıyor tahayyülümüz.

    Hikâyenin hikâyesini merak edenler elbette haksız da sayılmaz.

    “Çanakkale Şehitlerine” gibi bir şaheseri kaleme alan Millî Şairimiz Mehmet Âkif’in ruhunun Çanakkale Cephesi’nde karış karış gezdiği âşikâr.

    “Ben bir ceviz ağacıyım Gülhane Parkı’nda.” derken usta şair Nazım Hikmet, gerçekle burun burunadır.

    “Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk, hiçbir yere gitmiyor.” diyen Edip Cansever de gerçekle iç içeydi.

    Sabahattin Ali’nin örneğin “Kamyon” hikâyesinde kamyondan atlayan gencin çaresizliğini Sabahattin Ali’nin, kendi iliklerinde bizzat hissetmediğini kim söyleyebilir ki?

    Van Gogh’un “Gece Işıklarında Yürüyüş” tablosunda yıldızların üzerinde âdeta yürürken ressamın gerçekle kurguyu mu yoksa kurgu ile gerçeği mi resmettiği hususunda kafası karışmayan kaç kişi vardır? 

    Sanatçının beslendiği kaynak elbette tek değildir. Kendi millî tarihinden beslendiği kadar insanlık tarihinden de beslenir ve insana dair her ne varsa sanatçıya çağırım vesilesi, konu ve tema membaı hatta eserinde ele alacağı meselenin yani çatışmaların kaynağıdır. 

    Öte yandan sanatçı çağından da beslenir. İçinde yaşadığı dönem de eserinde o farkında olsa da olmasa da mevcuttur.

    Sanatçı, bir olayı ya da durumu bizzat kendi yaşasa veya olaya ya da durma tanık olsa yahut kendi dışından kaynaklardan öğrense de nihayetinde gerçeğin eleğinden geçmiş duygularını ve düşüncelerini, kurgunun sınırsızlığıyla vücuda getirebilmenin damağında bıraktığı rafine tattan keyif alıyor olmalı.

    Ne var ki sanatçı, ancak yaşayarak eser vücuda getirebileceğine inanıyorsa ve çalışma sahasının merkezine insanı değil de önceden planlanmış anlık heyecanları alıyorsa söz konusu sanatçının eseri “anı” türünün ötesine geçemeyecektir. Bir sanatçının anlık heyecanlarının sonucu ortaya çıkmış bir şiir, hikâye ya da roman veya bir tablo ve beste, sınırları belli çok küçük bir saha açacaktır. 

    Netice itibari ile çağlar açan büyük bir sanatçı olabilmek için meseleleri görmeyi sağlayan, beslenilen kaynakların zenginliği ve kalitesi kadar yalnızca eser üretebilmek adına, sanatçı olarak her hangi bir olayın “özne”si olmamak da mühimdir.

    Zîrâ Büyük sanatçılar, yaşadıklarından süzdükleri özü insanlığa sanatın imkânları çerçevesinde iksir niyetine verebilen seçkin insanlardır.

    Zehra Âli YILMAZ

    Bu yazı toplam 534 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim