Vedat GÜNEŞ / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Vedat GÜNEŞ / Yazar

    Gerçek Olmayan Gerçek Bir Hikâye (2)

    28 Ekim 2016 Cuma 12:18

    Geçen hafta “Bu bir hikâyedir”, dedik ve çıktık yola… Edebî olmayan, çalakalem, nereye gideceği belirsiz bir hikâye… (Bunu Edebiyat öğretmeni Zehra YÜCEL hocamdan çekindiğim için söylemek zorundayım. Zira edebiyat ve hikâye O’nun alanı…)

    Bizler genelde bir araya geldiğimizde veya yazan çizen biriyle karşılaştığımızda hemen sorarız: “Hangi kitabı, hangi yazarı okumalıyım veya çocuğuma okutmalıyım?” Bu anlamda ben, her yazımın sonunda (bu haftadan itibaren) bir kitap, bir film ve bir türkü (şarkı) önerisinde bulunacağım. Umarım faydalı olur… (Her ayın sonunda önerdiğim kitaplardan birini okuyan veya filmi izleyen 2 kişiye kitap hediyem de olacaktır, kabul buyururlarsa.)

    Gelelim geçen haftadan kalan hikâyemize… Kahramanımızı balkonda bırakmıştık…

    * * *

    Adam balkonda etrafı seyrederken sigarasının dumanı da dikine inkişaf ediyordu. Bir anlamda kendisini dinlemek ve düşünmek için zaman bulmuştu.

    Gözü, park lâmbasının aydınlattığı ağaçlara takıldı. Sararmış yaprakların, karayelden esen rüzgârın etkisiyle yerin çekinilmez cazibesine kapılarak savrula savrula düşüşünü izledi. Ömür denilen şey de böyleydi işte. Çocukluk, gençlik, olgunluk, yaşlılık derken toprağın karşı konulmaz cazibesine kapılıp ona koşmak… Nisan yağmurunda topraktan gelen kendi kokusu… Hamurunun toprak oluşudur belki de toprağa koşuşu insanın…

    Ülkelerin kültür yapılarını çakıştırdı sararan yaprakların düşüşüyle… Kültür, gelenek, ahlâk, dil, din de zamanla sararmaya başlıyordu insanların yaşantısında. Ülkeleri kolay yoldan fethetmenin yoluydu dejenerasyon. Büyük büyük sloganlar, buna karşın yitip giden hayatlar. Hayırla barışık olmayan bir hayatın geleceği kemirmesi…

    Nasıl ki başkasının ruhuyla yaşanmıyor, başkasının kültürüyle de yok oluşa gidileceğinin gerçekliği… Battıkça batan hayatın içinde hep kurtarıcı beklemek… Kurtarılmanın başlangıcının kurtarmak olduğunu unutarak…

    Bu arada içerden kulağına çalan şarkının sözlerine kulak kabarttı: “Allah belânı versin/Allah seni kahretsin/Bana gelen sana gelsin yaaa/Hayatımı sen mahvettin/Acımadın neler çektim/Kader seni de kör etsin…” 

    Geçmiş günlere daldı… Kızı ve eşiyle izlediği “Ulan İstanbul” (Yahya Kemal’in kemikleri sızlamıştır; Aziz İstanbul’dan, Ulan İstanbul’a), “İlişki Durumu Karışık” ve diğerleri…

    Gözünde büyüttüğü yazarları, şairleri, hocaları, televizyon yorumcularını, sanatçıları… Ya şu dini bütün ilâhiyatçı hocaya ne demeli?

    Hani şu ilâhiyatçı, aydın, prof., zekî, dini bütün hoca. Dinî fetvalar veriyordu. “O, her şeyin doğrusunu bilir” diye gözünde tabu hâline getirdiği biricik aydın hoca… Bir akşam canlı yayında Lerzan Mutlu’ya yüzünü ısırtmıştı da yüzü hiç kızarmamıştı. Gerçi biraz kızarıklık vardı, ama o kızarıklık rujdan olmuştu. Hocanın marifetleri çoğalınca Yıldız Tilbe’den fetva çıkmıştı: “Yarım doktor candan, yarım hoca dinden eder” şeklinde.  Acaba Yıldız Tilbe bu hoca’dan daha mı bilgiliydi?!

    Berceste

    Âlimim dersin amma âlemden bîhabersin
    Bu andan, bu nefesden, bu demden bîhabersin (İbrahim Efendi)

    * * *

     Canlı yayınlanan bir söyleşi eğlence programında sorulan sorular geçti kafasından: “İyi dans eden kişi, yatakta da aynı kıvraklığı gösterebilir mi? Dudağı estetik olan bir kızı öpen kişi ne hisseder?” Daha neler neler!.. Konuklar da sırıtarak başlıyordu anlatmaya.

    Konu cinsellik olunca izleyicisi de çok oluyordu bu programların. Zaten tarihteki savaşların kökeninde de dinsellik ve cinsellik etken değil miydi? “Ahhh, analarımız, eşlerimiz, bacılarımız, çocuklarımız ah!” dedi, belli belirsiz…

    Tam bu sırada içerden gelen yeni bir şarkıya dikkat kesildi: “Bandıra bandıra ye beni/hiç doyamazsın tadıma/Bütün numaralar bende/Sen de var benim farkıma”

    * * *

    Çinlilerin görüntüyü tarif edişleri aklından geçti bir an… “Bir insanın suretini oluşturan üç ayna vardır. Bunlardan ilki senin kendini nasıl gördüğündür. İkincisi, başkalarının seni nasıl gördüğüdür. Üçüncüsü ise aynanın gerçeği yansıttığıdır.”

    Adam kendini iyi görüyordu, dostları da iyi olduğunu söylemişti. Ama gerçeği aynada gördü. Şikâyet etmemeliydi. Yapması gereken, önce kendisini düzeltmekti…  

    Çaresizliği içini burktu.

    Ve kararını verdi. İçeri girmeyecek, düşünecekti… Keşke daha önce düşünseydi bazı şeyleri!

    Berceste:

    Hoşça bak zatına kim zübde-i âlemsin sen
    Merdüm-i dide-i ekvan olan âdemsin sen. (Şeyh Galip)

    * * *

    Haftanın Kitabı : Bu Ülke / Cemil Meriç

    Haftanın Filmi : Black (2005 Hint yapımı olan filmin yerli versiyonu ise Siyah/Beren Saat-Uğur Yücel)
    Haftanın Türküsü : Ah Yalan Dünya / Neşet Ertaş

    Kasım Ayının Hediye Kitapları:
    Âsım/M.A. Ersoy / (Türkçe ve Osmanlıca)
    Genç Safahat/M.A.Ersoy

    Bu yazı toplam 1086 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim