Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    GÜÇ YETİRENLER HACCETSİNLER

    30 Mart 2018 Cuma 22:33

    Mü’minlerin İslam’a olan bağlılıklarını kopmaz bir hale getiren ibadetlerden biri, belki de en önemlisi hacdır. Hacceden mü’minlerde görülen İslam şuuru ve bağlılığı bunun kanıtı gibidir. Hacdan gelenlerin hallerindeki müspet değişiklikler gözle görülür niteliktedir. Bu değişikliği çeşitli nedenlere bağlayarak izah etmek mümkündür. Bunun birinci nedeni haccetmeye karar veren insanın bu kararı alırkenki iman saiklerinin güçlülüğü olabilir. Hem mal, hem beden, hem de ruhî yönden kişi zaten iyi bir İslam şuuruna ve bağlılığına sahiptir. İkincisi, ziyaret edilen beldelerin (Kâbe, Mina, Müzdelife, Arafat’ın) ve buralarda yapılan ibadetlerin (ihrama girme, Arafat’ta vakfe, Müzdelife, Mina’da şeytan taşlama ve kurban kesme, Kâbe’yi tavaf’ın) insana kazandırdıkları ve hissettirdikleridir. Allah’ın güç yetirebilen her müslümanın haccetmesi gerektiğini bildirmesi ise haccın müslümanda şuur ve bağlılık artışı sağlayacağına işarettir: “İnsanlar için ilk kurulan ev Mekke’dir, dünyalar için mübarek ve rehber olarak (kurulmuştur). Orada apaçık belgeler, İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse güvende olur. Yoluna güç yetirebilen herkesin o Ev’i haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim bunu inkar ederse (bilsin ki) Allah kimseye muhtaç değildir.” (Al-i İmran 96), ayetinden de anlaşılacağı üzere Kabe ve çevresinde insanı Allah’a bağlayacak açık deliller mevcuttur. Müslümanlardan güç yetirdiği halde buraya hac için gitmeyenin inkârcı sayılacağı açıkça ifade edilerek, haccın mü’minler üzerinde bırakacağı etkiden mümkün mertebe her mü’minin yararlanması istenmektedir. Ayrıca hac esnasında Rasûlullah’ın Kâbe’yi gördüğünde yaptığı: “Allah’ım bu Ev’in insanlardan gördüğü saygı, lütuf, bağlılık ve rahmeti artır.” duasının bereketi ve kabulü olsa gerektir ki Hacca giden orasını unutamıyor, defalarca gitmek istiyor. İslam’a bağlılığı kopmaz hale geliyor.

    Gerçekten de istisnalar hariç haccın insanlar üzerindeki etkisi herkesin malumudur. Hacdan sonra mü’minlerde meydana gelen şuur ve bağlılık artışı bir vakıa iken bunun sebeplerinin neler olduğu hususunda söylediklerimiz ve söyleyeceklerimiz gerçekliği ifade etmekten uzak olabilir. Bundan sonra söyleyebileceğimiz tek söz Allah Rasûlü’nün söylediğidir: “Ey insanlar! Allah üzerinize haccı farz kıldı. Haccediniz.”

    Haccın farz ediliş tarihinde ihtilaflar olsa da kuvvetli görüş hicretin 9. yılı olduğu şeklindedir. Çünkü Haccın farziyetini bildiren Al-i İmran 96. ayetinin de bulunduğu Al-i İmran sûresinin baş tarafı siyer kitaplarının heyetler yılı olarak adlandırdığı hicretin 9. yılında nazil olmuştur. Bunun akabinde Medineli Müslümanların Hz. Ebu Bekir başkanlığında ilk defa hacca gitmiş olmaları bu görüşü destekler mahiyettedir. Rasûlullah (s.a.v.)’ın da Hz. Ebu Bekir’in haccından ve Hz. Ali’nin müşrikleri Kabe’yi ziyaretten meninden bir yıl sonra hac yapmaya karar vermesi bu görüşü daha da kuvvetlendirmektedir.

    Hicretin 10. yılıyla birlikte İslam, Arap yarımadasında hızla yayıldı. Bu yayılış ve bazı Kur’an sure ve ayetleri bir gerçeği gizli olarak işaret ediyordu. O da Rasûlullah’ın görevini tamamladığı ve ömrünün sonuna yaklaştığıdır.

    Rasûlullah ömrünün bu son yılında eksik hiçbir şeyin kalmaması için yine geceli-gündüzlü çalışmalarına devam ediyordu. Kendisinden sonra İslam’ın yaşaması için gerekli temeli atmıştı. Fakat yine de son anda söyledikleri ve yaptıkları ile bu temeli sağlamlaştırıyordu. Bu sağlamlaştırmanın başında bütün mü’minleri çağırarak yaptığı hac ve bu hacda söylediği sözler gelir. Yukarıda anlatmaya çalıştığımız haccın etkisini Rasûlullah’tan daha iyi bilecek insan yoktur. Haccın mü’minlerin şuurunu ve İslam’a bağlılıklarını arttırmadaki etkisini göz önüne alan Rasûlullah, iki ay öncesinden bütün Müslümanlara haber salarak, haccetmek isteyen Müslümanların kendisiyle bu yıl haccetmelerini istedi.

    Bu arada meydana gelen bazı olaylardan bahsetmek gerekirse özetle şunları söyleyebiliriz.

    Tebük seferi sonrası süren heyetler akını, mü’minlerden çoğunu bundan sonra savaş olmayacağı düşüncesine sevk etti. Öyle ki zırh ve silahlarını satmaya başladılar. Bunu duyan Rasûlullah, onları böyle yapmaktan men ederek ümmetinin bir bölümünün savaş için hazır bulunması gerektiğini bildirdi.

    Bir başka vesile ile Rasûlullah, ümmetinin bozulması sonucunda Hıristiyan ve Yahudileri taklide, izlemeye kalkışacağını şu sözlerle haber vermektedir: “Siz onları adım adım izleyeceksiniz. Öyle ki eğer onlar zehirli bir kertenkele çukuruna girseler, siz yine onların peşinden gideceksiniz.” buyurarak Müslümanların bugünkü durumuna işaret etmiştir.

    Bu arada meydana gelen bir olay, İslam, İman, İhsan ve Kıyamet gibi önemli konularda kısa ve özlü açıklamalar içermektedir.  Abdullah b. Ömer’in babası Hz. Ömer’den naklettiği olayı Hz. Ömer şöyle anlatıyor: “Günün birinde Rasûlullah’ın yanında bulunduğumuz sırada elbisesi bembeyaz, saçları simsiyah, üzerinde yolculuk belirtileri görülmeyen ve böyle iken hiçbirimiz tarafından tanınmayan bir kimse geldi. Rasûlullah’ın yanına oturdu. Dizlerini dizlerine dayadı, her iki avucunu iki uyluğu üzerine koyup: “Ey Muhammed, İslam nedir? Bana söyle” dedi. Rasûlullah: “İslam, Allah’tan başka hiçbir ilah olmadığına ve Muhammed’in Allah’ın Rasûlü olduğuna şahadet etmen, namazı dosdoğru kılman, zekât vermen, Ramazan’da oruç tutman ve yoluna gücün yeterse Beyt’i hac etmendir.” dedi. O: “Doğru söylüyorsun” dedi. Biz hem soruyor hem de doğruluyor diye haline şaşırdık. Ondan sonra: “İman nedir? Bana söyle” dedi. Rasûlullah: “Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine, ahiret gününe iman etmendir. Bir de hayır ve şerrin Allah’tan geldiğine iman etmendir.” dedi. O: “Doğru söylüyorsun” dedi. Ve: “İhsan nedir?” diye sordu. Rasûlullah: “Allah’a, sanki görüyormuş gibi ibadet etmendir. Çünkü sen O’nu görmüyorsan da O seni görüyor” dedi. O yine: “Doğru söylüyorsun” dedi ve: “Saat’i (Kıyameti veya ne zaman kopacağını) bana haber ver” diye devam etti. Rasûlullah: “Bu konuda sorulanın sorandan daha fazla bilgisi yoktur” diye cevap verdi. O: “Öyleyse alâmetlerini bildir” dedi. Rasûlullah cevap olarak: “Cariyenin kendi sahibini doğurması ve yalın ayak sırtı açık, fakir koyun çobanlarının, hangimizin kurduğu bina daha yüksek diye yarışa çıktıklarını görmendir.” dedi. Bundan sonra yabancı gitti. O gittikten sonra bir süre kaldım. Sonra Rasûlullah: “Ey Ömer, soru soranın kim olduğunu biliyor musun? diye sordu. “Allah ve Rasûlü daha iyi bilir” dedim. Rasûlullah: “O Cibril idi. Size dininizi öğretmek için geldi.” dedi. Cibril hadisi diye de meşhur olan bu hadis, mü’minlere dinlerini öğrenme ve öğretme sadeliğini ve niteliğini öğretmektedir.

    Rasûlullah Medine’de geçirdiği son Ramazan ayında Mescit’te itikafta iken Cebrail geldi ve Kur’an’ın inen ayetlerini kontrol etmek için birbirlerine okudular. Her yıl bir kez yapılan okuma bu yıl iki kez oldu. Rasûlullah bundan, bu yılın Ramazanının kendisi için son Ramazan olduğu sonucuna vardı. Ve haccetmeye karar verdi.

    Ramazan’ın akabinde her tarafa Rasûlullah’ın haccedeceği haberi yayıldı. Müslümanlardan başkasının katılmayacağı bu hac, Müslümanların inançlarını sağlamlaştırmanın önemli bir vesilesi olacaktır. Bu hacla hem kutsal belde şirk ve putperest unsurlardan tamamen temizlenecek, haccedenlerin hepsi tek Allah’a inanan muvahhitlerden oluştuğu için orada öğrenilecek ve hissedilecek her şey artık binlerce müslümanın gönlüne kazınacaktır. Şeytan ve dostlarının ümidi kırılacaktır. İslam gönüllerde sarsılmaz hale gelecektir.

    Zilkade ayında Medine ve vadileri haccetmek için gelenlerle doldu. Rasûlullah Zilkade’nin 25. günü (22 Şubat 632) Zilhicce’ye beş gün kala Medine’den yola çıktı. Rasûlullah’ın hanımlarının da katıldığı ve yüz bini bulan muhteşem kalabalık İslam’ın egemenliğinin canlı tanığıdır. Tarihin gördüğü en değerli hac gerçekleşmek üzeredir. Başlarında Allah’ın Rasûlü bulunduğu halde gerçekleştirilecek bu haccın değeri mü’minler için çok büyüktür. Burada yapılacak her hareket ve söylenecek her söz kıyamete kadar yürürlükte kalacaktır. Bütün ibadetleri öğretmiş olan Allah Rasûlü, haccı da bizzat kendisi öğretecektir.

    Medine’nin güney-batı tarafında (sanırım 6-7 km) Zülhuleyfe’ye vardığında Rasûlullah kafileyi burada konaklandırdı. Gece burada geçirildi. Burası mikat (ihrama girme) bölgesi olduğundan sabahleyin gusledip ihram’a girildi. Dünyevi bütün kisvelerden sıyrılan ve sadece iki dikişsiz bez parçasıyla örtünen müslümanlar, insanlar arasındaki eşitliği ve kardeşliği hem şeklen hem de ruhen yaşayarak Mekke’ye doğru yol aldılar.

    Yolda tespih, tekbir ve telbiye söylediler: “Ya Rab! Davetine sözümle, özümle tekrar tekrar icabet ettim, böylece emrine boyun eğdim. Rabbim, davetine icabet borcumdur. Sen’in saltanatında eşin ve ortağın yoktur. Rabbim, bütün varlığımla sana yöneldim. Şüphesiz hamd sana mahsustur, nimet senindir, mülk senindir, bütün bunlarda Sen’in ortağın yoktur.” Hac ve Umre’ye niyet edildi. Cahiliyede hac zamanı Umre’ye niyet edilemiyordu. Yolculukta dört rekâtlı namazlar kısaltılıyor, ikişer rekat olarak kılınıyordu.

    Müslim’in rivayetlerine göre Cabir (r.a.), Rasûlullah’ın bu muhteşem hac kafilesinin yolculuğunu şöyle anlatmıştır: “Rasûlullah (a.s.) Kasva üzerinde Beyda’ mevkiine vardığında ben Rasûllullah’ın önünde gidiyordum. Başımı kaldırıp gözümün yetiştiği kadar uzaklara baktığımda o geniş vaha atlı ve yaya bir insan ormanı gibi olmuştu. Kafilenin sağına, soluna arkasına geçip ayrı ayrı baktım. Her tarafta bir insan deryasının dalgalana dalgalana akıp gittiğini gördüm. Rasûlullah da kafilenin ortasında gidiyor zaman zaman Kur’an nazil oluyordu. Bu ihtişamla (Zilhicce’nin dördünde pazar günü) Mekke’ye vardık, Haremi Şerife girdik.”

    Rasûlullah, yanlarında kurbanlık olmayanların yalnızca umre yapmalarını ve hac gününe kadar ihramdan çıkmalarını istedi.

    Umre için ziyaret tavafına başlanıldı. Kabe’nin doğuya düşen köşesinde bulunan Hacerü’l Esved taşından başlayarak tavaf yapıldı. İbrahim makamında iki rekat namaz kılındı. Safa tepesine çıkılıp, Safa ve Merve arasında Sa’y yapıldı. Kurbanlık getirmeyenler saçlarını tıraş ettiler, ihram’dan çıktılar. Rasûlullah ve bazı sahabe ise ihramlarını çıkarmadılar. Zilhicce’nin 8. günü Mina’ya gidildi. Ertesi gün (cuma) Veda Haccı, İslam Haccı, Belağ Haccı, Kemal ve Tamam Haccı gibi isimler alan hacca başlanıldı. Bu haccı gelecek yazımızda anlatacağız inşallah.

     

    Bu yazı toplam 911 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim