Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    HAC: İnsanın Yaratılış Serüveninin Tiyatrosu

    06 Nisan 2016 Çarşamba 09:55

     

                Hac ibadetini anlatan kitaplarda haccın kelime anlamı olarak; "yönelmek, kastetmek, bir kimseyi ya da bir yeri çokça ziyaret etmek" anlamları verilmektedir. Terim anlamı olarak da "Belirli bir zamanda usulüne uygun olarak ihrama girdikten sonra Arafat'ta vakfe yapmak, Kâbe'yi tavaf ve ziyaret etmek ve diğer bazı görevleri yerine getirmek" olduğu ifade edilmektedir.

               Haccın tüm bu tarifleri aşan bir yanının olduğu, birçok kimse tarafından izaha çalışılmıştır. Hacda gerçekleştirilmesi istenen "menâsık"ın yani ibadet etme şekillerinin anlamı üzerinde çeşitli yorumlar yapılmıştır. Hacca herkes farklı anlamlar yüklemiştir. Bu yüzden Ali Şeraiti, hacıların sayısı kadar haccın anlamı vardır dedikten sonra haccı, "insanın genel olarak Allah'a doğru seferidir. Âdemoğullarının yaratılış felsefesinin sembolik göstergesidir. Hac bir kelimeyle bir "yaratılış tiyatrosudur." (Şeriati. Hac, 22.s) diye anlatmaya çalışmıştır. Bana da haccın farklı bir boyutunu düşünme ve yazma fikrini veren Ali Şeriati’nin bu söyledikleri olmuştur. Onun bu ifadeleri Kur'an'daki yaratılış, yaşayış, ölüm, diriliş, hesap verme ve ebedi saadet yurdu cennetle ilgili ayetlerin gözümün önünden geçmesine neden oldu. Hacda yerine getirilen ve yapılan menâsık ile insanın nereden gelip nereye gideceğini anlatan ayetleri yan yana getirdiğimde hac, insanın yaratılış serüveninin altı perdelik bir tiyatrosu olarak canlanıverdi gözümün önünde:

              

                Tiyatronun konusu: İnsanın ebediyete ve Allah'a dönüşü

                Tiyatronun amacı: İnsana yolunu ve hakikatini göstermek

                Tiyatronun oyuncusu: İnsan

                Tiyatronun sahnesi: Kâbe ve çevresi

                Tiyatronun senaristi ve yapımcısı: Allah

              

                1. Perde: İhram Öncesi; Hz. Âdem Cennet'te

                2. Perde: Arafat; Yeryüzü

                3. Perde: Müzdelife, Meş'aril Haram; Berzah, Kabir Hayatı

                4. Perde: Mina; Mahşer, Hesap Yeri

                5. Perde: Kâbe'yi Tavaf; Cennet'e Giriş

                6. Perde: Sa'y ve Zemzem: Son Öğüt, Çalış; Rahmete eriş

     

                1. Perde: İhram Öncesi; Hz. Âdem Cennet'te

                Hz. Âdem cennette fakat yeryüzünde sahneye çıkmak üzere yaratılmıştır.                                                                       Cennette üç varlık denemeye tabi tutulmuş, Melekler konumlarını koruyan kusursuz varlıklar olarak kalırken, Âdem ile İblis konumlarını kaybetmişlerdir. İblis düşman kesildiği Âdem’le uğraşmayı hayat mücadelesi haline getirerek yaptığı hatadan dönmemiş ve kibirlilik taslamıştır. Bu onu cehenneme düşürecektir(2/30–34). İblis son dilek olarak Allah'tan "İnsanın da kendisi gibi asi olması ve cehenneme düşmesi için kıyamete kadar mühlet istemiştir.(7/14–17). İblis ilk olarak Âdem ve eşini cennetten çıkarır. Ancak Âdem hatasında ısrarcı değil, tövbekârdır. Bu yüzden Allah Âdem’i yeryüzüne indirir. Buradan Allah'a yöneldiği müddetçe yine cennete gidecektir(2/34–38). Kim de şeytanın izini takip ederse onunla birlikte cehenneme gönderilecektir(15/41–43). Fakat Allah'ın gösterdiği yola tabi olanlar üzülmeyecekler ve korkmayacaklardır(2/38).

               Cennette ayıp yerlerini fark eden Hz. Âdem ve eşi ayıplarını örtmeye çalışırlar (7/22). Bu halde yeryüzünde bir süreye kadar geçinme hakkı elde ederler(7/24).

               Yukarıda özetlemeye çalıştığım yaratılış kıssasındaki cennet, ihramsız dünyanın karşılığıdır. Çünkü ihramsıza serbest olan birçok şey ihramlı olunduğunda yasaklanmaktadır. Cennette yasak birdi, dünyaya inişte bu bine çıktı. İhram giyen hacı da cennetten atılmış Âdem gibi, iki parça örtüsüyle haram bölgesinde birçok yasak ve mahrumiyetle karşı karşıya kalır.

               İhram, Allah'a karşı aczin ve yetersizliğin bilincine varma sembolüdür. Kısa süreli bir dünyada haramlara dikkat etmeyi öğrenmene yardım eder. İhramlılık, hem acizliğini hem de yasaklılığını ve yasakları unutmamaktır.

              İhram, insana kulluk statüsünden ayrılmamasını öğretmektedir. Dünyada başı açık yalın ayak âşıklar gibi Allah'a âşık ol ki Allah'a dönüşün olabilsin. Başka şeylere takılıp kalma.

             Mikat, randevu yeri. Mikat yerini geçen hacı, Arafat'ta kısa bir yeryüzü duruşu sergileyecektir. İnsan yeryüzünde, uzun yolculuğu sırasında kısa bir müddet için kaldığını bilmeli, Rabb’ine olan yolculuğunun farkında olmalıdır. Rabbi’ne yolculuğun ilk durağı dünya hayatıdır. Haccın da ilk durağı Arafat'tır.

            2. Perde: Arafat; Yeryüzü

            "Arafe" bilmek, farkına varmak, tanımak anlamlarına gelmektedir. Yeryüzüne iki parça yaprakla inen Âdem, Arafat'ta yeryüzü insanlığının başlangıcı olur. Âdem bilmektedir ki Arafat kalınacak yer değildir. Tekrar yitik cennetini bulmak için kısa bir duraklama yeridir. Âdem Arafat'tan yani dünyadan gideceği yeri bilmektedir. Geldiği cennete özlem duymaktadır. Arafat vakfesine duran hacı da Âdem gibi bu dünyanın kalıcı olmadığını, burada kalınacak vaktin uzun bir yolculuğa çıkan bir yolcunun ikindi üzeri bir saat mola vermesi kadar olduğunu anlayacaktır(10/45). Çünkü Arafat vakfesi arife günü öğleden sonra Arafat'ta bir anlık duruş hatta bulunuşla gerçekleşmektedir. Hz. Peygamber(s.a.v): "Hac Arafat'tır." buyurmuş, Arafat'ta bulunmadan haccın gerçekleşmeyeceğini ifade etmiştir. Hacı olmanın yolu Arafat'ta bulunmaksa, insan olmanın yolu da dünyada bulunmaktır.

               İnsan için Allah'ı ve ahireti bilmenin yurdudur dünya. Arafat arif oluşun mekânıdır. Bayram'dan önceki güne arife günü denmiştir. Bunun sebebi bayramı bilmektir. Ahiret mü'minin bayramı olduğu için bu dünya onun arifesidir. Arifeyi idrak eden bayrama ulaşacağını da idrak eder. "Kendini bilen Rabbi’ni bilir" cümlesinin ifadelendirdiği gerçek bu olsa gerekir. Arafat'ta kendini ve Rabbi’ni tanıyan O’nunla buluşma bayramına erecektir.

               Arafat'ta takılı kalan Kâbe'yi göremez, onun etrafında dönemez, bayrama eremez. Dünyanın da Arafat gibi geçici ve kısa bir süre konaklanılan yer olduğu bilinci yitirilmemelidir. Arafat'ta kalıcı konutların yapılmamasının sırrı belki buradan kaynaklanmaktadır. Geldiğim gibi giderimin anlatımıdır bu.

               Arafat'ta vaktini boşa geçirmemen gerekir. Arafat'ta iyi bir duruş ancak Allah'a yönelerek yaptığın tövbe, dua, yakarış ve ihramlıya yasak olan işlerden uzak durarak gerçekleşir. Bu duruşu dünya hayatının her anında gerçekleştirdiğin sürece sonsuz saadet yurdu cennete, dolayısıyla Rabbi’ne arınmış olarak döneceğini anlamalısın.   İhram yasakları sana nasıl bir insan olman gerektiğini öğretecektir: Cinsel arzularına uyma, kendinle ve çevrenle barış, her türlü günah ve kötülükten uzak dur, takva elbiseni giy, insanı ayrıma tabi tutan her türlü sembolden kurtul.

               Cennette serbest olan şeylerin dünyada yasaklanmış olması gibi, ihramsıza serbest olan şeyler de ihramlıya yasaklanmıştır. Bu sana yasakların geçici olduğunu anlatmaktadır. Yarın hesap verildikten sonra yani ihramdan çıkıldıktan yasaklar kalkacaktır. Fakat Arafat'ta yasaklara sıkı sıkıya bağlı kalmalısın ki cezaya çarptırılmayasın. İhram Rabbi’ne bağlılığının nişanesidir. Başı açıklık ve yalın ayaklık O'nun karşısındaki acziyetimizin bir ifadesidir. Dünyevi rütbelerin önemsizliğini anlamalısın, bunu anlamadan mahşer başarısı sağlayamazsın.

               Haccın kelime anlamı yönelmek ya, işte sen Arafat'ta Allah'a yönel, Kâbe'ye doğru git, yoksa kaybolursun.

               Yeryüzü ülken, şeytan düşmanın, milletin İslam, devletin adalet, rütben iman, dostun Allah, cennet ülkün olmalı. Çünkü cennetten sürgünsün bu dünyaya. Fakat mahkûmu değilsin dünyanın. Sadece geçici bir süreliğine uzaklaştırıldın esas yurdundan. Hacı da geçici ve az bir süreliğine Kâbe'den Arafat'a uzaklaştırılmıştır. Ancak hacının tek derdi vardır, Kâbe'ye dönmek. Bu yüzden hep yönünü ve yolunu Kâbe'ye doğrultur ki uzaklaştırıldığı yere varabilsin.

               Hz. Adem cennetten kovuldu. Ancak tekrar cennete kavuşacak yolu buldu. Hacı da onun ve diğer yol gösterici peygamberleri izlerse cennete kavuşacaktır.

               Arafat başlangıçtır, hem hac için hem yaratılış için. Arafat'ta yönü ve gideceği yeri iyi tayin etmeli, çünkü yönü ve hedefi Kâbe olmayan kaybolur. Dünya hayatının yönü Allah'a olmayan da kaybolur. Dünya hayatının geçici bir duraktan ibaret olduğunu Arafat çok net bir şekilde anlatmaktadır. Arafat’ta öğle ile ikindi namazının ve Müzdelife’de akşam ile yatsı namazının birleştirilerek kılınması, sanki insana ebediyete yolcu olduğunu hatırlatmaktadır. Çünkü yolcuya bu namazları birleştirme ruhsatı verilmiştir. Hacda buralar dışında namazların bileştirilmemesi insana bunu düşündürmektedir.

                Arefe günü insanla dolan Arafat'ta, güneş batınca kimse kalmayacak, Arafat boşalacaktır. Sanki ölümün ve kıyametin dünyayı boşaltması gibi. Kur'an'da dünya hayatının geçiciliğini anlatan veciz ifadelere dikkat edersek bunu daha iyi anlarız: "Dünya hayatı, gökten indirdiğimiz su gibidir. İnsanların ve hayvanların yiyeceği bitkiler, onunla birbirine örülür. Yeryüzünün süsünü takınıp bezendiği ve yerin sahiplerinin bunlara malik olduklarını sandıkları sırada, gece veya gündüz buyruğumuz oraya geliverir de, orayı biçilmişe çeviririz ve sanki bir gün önce bir şey yokmuş gibi olur. Biz ayetleri, düşünenlere böyle açıklıyoruz." (10/24). "Dünya hayatının oyun, oyalanma, süslenme, aranızda övünme ve daha çok mal ve çocuk sahibi olma çabasından ibaret olduğunu bilin. Bunların durumu, yağmurun bitirdiği, ekincilerin de hoşuna giden bir bitkiye benzer; sonra kurur, sapsarı olduğu görülür, sonra çerçöp olur. Ahirette çetin bir azap da, Allah’ın hoşnutluğu ve bağışlaması da vardır; dünya hayatı ise sadece aldatıcı bir geçimliktir." (57/20).

                Tüm hayatı bu dünyadan ibaret sayanlar, materyalizmin bağında kalmış, özgürlüğünü ve yolunu kaybetmiştir. Müzdelife’yi,  Mina'yı ve Kâbe'yi bilmeyen hacı Arafat'ı geçemezse haccı tamamlayamaz. Arafat son değil başlangıçtır. Bu dünya da son değil başlangıçtır. Bu başlangıçta iyi hazırlan ki diğer duraklarda sıkıntı çekmeyesin. Arafat'ta Allah'ı unutmadığın gibi, dünya hayatında da unutma. Arafat'a yani Dünya’ya takılı kalma, daha gideceğin Müzdelife’yi/Kabir'i, Mina'yı/Mahşer’i, Kâbe'yi/Cennet’i düşün. Bu dünya hayatı, bir hacıya Arafat neyi ifade ediyorsa sana da onu ifade etsin. Fazlasını ondan bekleme. Hacı için Arafat bağlanılacak ve kalınacak yer değildir. "Bize kavuşmayı ummayanlar, dünya hayatından hoşnut olup, ona gönülden bağlanan ve ayetlerimizden habersiz olanlar var ya; işte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer ateştir."(10/7-8).

                 Dünyevi yani seküler bir hayat tarzı ve anlayışında olanlar Arafat ötesini bilemeyenlerdir. Arafat dünyevileşmemek gerektiği konusunda insana derslerle doludur. Arafat, ırk, dil ve cinsiyet ayrımını ortadan kaldıran bir meydandır. Dünyada ırkı, dili, cinsiyeti öncelemenin anlamsızlığını ne güzel öğretmektedir. Arafat, zenginliğin, şöhretin ve makamın uzun yaratılış serüveninde anlamını yitirmesi gerektiğini öğreten meydandır. Bu hayatta zenginliğin, şöhretin ve makamın geçici olduğunu ahirete taşınamayacağını yaşatan bir meydandır. Zenginliğine, şöhretine ve makamına güvenmemen gerektiğini anlamalısın. Arafat, dünya duruşunu tayin eden meydandır. Kime, neye, niçin, nasıl ve nerede duracağını anlatır sana. Şeytan ve onun hizbine karşı, Allah'ın ve O'nun dostlarının yanında yer alman gerektiğini anlamış olmalısın, bu meydanda. Çünkü yarın hesap meydanında/Mina’da bunlardan sorguya çekileceksin.

             Arafat arif olma yeri, kendini ve Rabb’ini bilme ve bulma yeridir. Hz. Âdem’in, Hz. İbrahim'in, Hz. Muhammed'in milleti olma bilincine erme yeridir. Dünya'da Hz. Âdem, Hz. İbrahim ve Hz. Muhammed'in yolunu izle, Arafat'ta onlar gibi dua etmelisin. Dualarını hayata geçirmelisin. Sözlü duadan fiili duaya geçmelisin. Hz. Muhammed'in Arafat'ta söylediği "Veda Hutbesini" yeniden anlamalısın.

             Veda Hutbesi ki insanlığa dünya hayatının nasıl geçirilmesi gerektiğini ifade eden bir manifestodur. Bunun Arafat'ta söylenmesi, Arafat'ın yaratılış serüveninde dünyayı sembolize ettiği şeklideki düşüncemi pekiştirmiştir. Çünkü Veda Hutbesi’nde Rasûlullah özetle şu esasları insanlığa tebliğ ediyordu:

               1. Allah'tan başkasına tapılmayacak

               2. Cana, mala, akla, dine ve nesle zarar verilmeyecek

               3. Herkes yaptığının hesabını verecek

               4. Cahiliye geleneklerinden uzak durulacak

               5. Şeytana küçük günahlarda bile uyulmayacak

               6. Allah'ın helal kıldığı helal, haram kıldığı haram sayılacak

               7. Aile hukuku gözetilecek

               8. Sosyal haklar korunacak

               9. Renk, ırk, dil ve makam imtiyazı olmayacak

             10. Müminler kardeş olacak

             11. Suçların şahsiliği prensibi olacak

             12. Kur'an yol gösterici kabul edilecek

             13. Dine ekleme ve çıkarma yapılmayacak

             14. İslam'ı tebliğ vazifesi herkesin sırtında olacak.

     

              Arafat meydanında Rasûlullah tarafından bu esaslara bağlanan dünya hayatı, hacca gidenler tarafından Arafat Vakfesi’nde (duruşunda) yeniden düşünülmelidir. Öldükten sonra yeniden dünyaya gelip iyilerden olabilmeyi dileyenler bunu elde edemezler(Mu’minun 99). Ancak hacda var oluş tiyatrosunda rol alan hacı ölmeden ölümü de oynadığı için, pişmanlığa düşmekten kendini kurtarabilmeyi elde etmiş olur. Çünkü hac, var oluşu bu dünyada prova ettiriyor gibidir.

              Arafat'ı iyi değerlendirmelisin, çünkü bu perde kapanmaktadır, yeni perde açılmak üzeredir. Perde kapanmadan, Şeytanını taşla İsmail'ini kurban et. Çünkü bunlardan hesaba çekileceksin. Şeytana uyma, seni tutsak alan tüm dünya tağutlarına baş kaldır. Allah'a verdiğin sözü tut. O'na kulluğun şerefine yüksel. Allah'ın hidayetine tabi ol, korkudan ve üzüntüden kurtul.

    İşte Arafat'ta gün batmaktadır. Ölüm gelmekte, Sur’a üfürülmektedir. Gece olmakta, kabre girilmektedir.

     

           

     

     

      3. Perde: Müzdelife, (Meş'aril Haram); Berzah, kabir hayatı

              Gün batımıyla başlayan göçün ikinci durağı Müzdelife'dir. Ölümle gelen ikinci durak kabirdir.

              "Zelife"  yaklaşmak, "müzdelife" yaklaşma yeri anlamındadır.

              Müzdelife’de biraz daha yaklaştın gideceğin yere ve bildin artık bu yolun sonunu, hem de "aynel yakîn" olarak. Artık her şeyin şuuruna erdin. Nasıl bir yolcu olduğunu iyice anladın.

    Müzdelife hacıların sabahı bekleyip geceyi geçirdikleri yerdir. Ölünün dirilmeyi beklediği yere ne kadar da çok benzemektedir.  Sabah olunca Mina'ya akın edecekleri mekândır Müzdelife. Arefe ile bayramın gecesi, hayat ile ebedi hayatın istirahatgâhı kabir gibi. Şimdi istirahat et, rüyalar gör. Sabah hesap var. Arafat'ta hâsılat iyi ise endişe etme. Arafat'ın hâsılatı iyi değilse kâbuslar görürsün. Çünkü yarın her nimetten sorguya çekileceksin Mina'da.

              Müzdelife'de karanlığın ortasında yapayalnızsın. Arafat’taki duruşuna göre, rüyanda ya cenneti görecek ya da cehennem çukuruna düşmüş gibi olacaksın.  Arafat'ta cenneti elde edecek hayatı yaşadınsa korkma, korkulu rüya görmeyecek rahat bir şekilde yarına uyanacaksın ve bayram yapacaksın.

              "Meş’aril Haram" his, algılama, duyu, bilinç yeri, gerçeğe erilen, gaybın açığa çıktığı yer. Mina'ya geçmeden, güneş doğmadan önce burada ayağa kalk, hesap vermek üzere mahşere hazırlan.

              "Arafat'tan indiğinizde Allah'ı Meş'aril Haram'da anın; O'nun size gösterdiği şekilde zikredin. Nitekim siz önceleri yolunuzu kaybetmiştiniz. Sonra insanların toplu olarak akın ettiği yerden siz de akın edip çağlayın, Allah'tan bağışlanma dileyin. Allah bağışlar ve merhamet eder." (2/198-199).

               Bu ayetlerle Allah, Kureyş kabilesinin hac yaparken Arafat'a gitmeyip, halktan kendilerini ayırarak Müzdelife'de (Meş'aril Haram'da) kalmalarının doğru olmadığını bildirmiştir. İslam öncesi Kureyş kabilesi hac yaparken, diğer insanlar gibi Arafat’a gitmiyorlardı. Kendilerini ayrıcalıklı gördüklerinden bunu yapıyorlardı. Allah onların da diğer insanlardan hiç farkları olmadığını belirterek, Arafat'a gitmelerini istemiştir. Çünkü Allah'ı anış ve yöneliş Arafat'la başlar, Meş'aril Haram'da devam eder, hem de kuvvetlenerek.

             Arafat'ta /Dünya’da "ilmel yakîn" olan marifetin (bilgin), Meş'aril Haram’da /berzah’ta "aynel yakîn" olmuştur. Artık herkesin akıp gittiği yoldan Allah'a döndüğünü kesinlikle anlamış ve Allah'a yaklaştığının şuuruna ermiş olmalısın Meş'aril Haram'da. Bu yüzden bağışlanma dileğini daha kuvvetli yapmalısın.

             Arafat'ta kendini ve Allah'ı bildin ve tanıdın, Müzdelife'de O'na yaklaştın ve gaybın şuuruna erdin.

            Akşam olunca Arafat'ta sur'a üfürüldü, öldün. Sabah olunca Müzdelife’de yine sur'a üfürülecek sen yeniden ayağa dikileceksin. Rabb’inin huzuruna hesap vermeye gideceksin. Bu yüzden hayatta iken Şeytanla savaşta kullandığın malzemelerini yanına almalısın. Müzdelife'de 70 tane taş toplamalısın. Rabb’ine Şeytanla hep mücadele halinde olduğunu bu taşları kanıt yapmalısın. Şeytanla savaşmayan Rabb’inin rahmetini celp edemez. Çünkü Şeytan insanın düşmanıdır.

              İşte Müzdelife’de ortalık ağarmaya başladı. "Eyvah! Bizi kabirlerimizden kim kaldırdı? Bu Rahman'ın vaat ettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler!"(36/52) şaşkınlığına düşme. Çünkü bugün mü'minlerin bayramıdır. Bu günün va'dedilmiş gün olduğunu biliyor olmalısın. “Kabirlerinden koşarcasına çıkarılacakları gün, sanki onlar dikili bir şeye yönelmiş gibidirler."(70/43) ayeti mahşerdeki durumu anlatmakla birlikte sanki Müzdelife’deki sabahı da anlatmaktadır.  Müzdelife'de sabaha karşı ayağa dikilinmiş, Mina sınırına gelinmiştir. Bir nevi hesap vermek için ayağa kalkılmıştır. "Bu dönüş sadece bir seslenmeye bakar." (79/13). "Birden bire kendini mahşerde buluverirler." (79/14). "Allah herkese kazandığının karşılığını vermek için (onları diriltecektir.) Kuşkusuz Allah hesabı çabuk görendir." (14/51). "Kabirlerin içi dışa çıktığı zaman, insanoğlu ne yaptığını ve ne yapmadığını görür." (82/4-5).

             Arafat'ta (dünyada) yaptıkların ve Müzdelife'de (Kabir'de) biriktirdiklerin yeterli ise hesabı verebileceksin demektir. Rasûlullah (s.a.v.): "İnsan, ömrünü ne yolda tükettiğinin, ilmini ne yolda kullandığının ve onunla ne ameller yaptığının, malını nereden kazanıp nereye harcadığının, cismini ne yolda yıprattığının hesabını mutlaka verecek ve bu hesap verilmeden hiçbir yere gidilmeyecektir." buyurmuştur. Allah da "O gün size verilmiş olan her nimetten sorguya çekileceksiniz"(102/8) buyurarak hayatı iyi değerlendirmemiz ve hesaba hazırlıklı olmamız konusunda uyarısını yapmıştır. Allah'a dönüşümüzde bize eşlik edecek, amel defterimizde bulunduğunda bizi kurtaracak olanın "iman ve salih amel" olduğu Kuran'da yüzlerce defa tekrar edilmiştir. Rasûlullah(s.a.v.), “insanın ölümüyle amel defteri kapanır. Ancak salih evlat, eser ve öğrenci bırakanların defteri kapanmaz." buyurarak insanın dünya ve kabir hayatında hesabına iyi şeyler yazdırabileceğini ifade etmiştir. Şimdi hesap verme zamanı gelmiştir. Dördüncü perde açılmakta, hacılar Mina'ya akmakta ve insanlık Mahşer'e toplanmaktadır.

     

       

             4. Perde: Mina; Mahşer, Hesap yeri

              "Menâ" imtihana çekmek, sınamak, "müniye" uğramak, çatmak, karşılaşmak, başına gelmek, nasip olmak, kısmeti karşısına çıkmak. "temenna" dilemek, temenni etmek, arzulamak."Mena" kader, ecel, ölüm gibi anlamlara gelmektedir.

             Mina, yaratılış, serüveninde üçüncü ve son durak, burayı da başarı ile geçersen, Rabb’ine ve ebedi saadet yurduna erişeceksin. İhramdan çıkacak, Kâbe'ye varacaksın.

    Mina'da cevabını vermen gereken soru Şeytana ve dostlarına tabi olup olmadığındır, onları taşlayıp taşlamadığındır. Baş düşmanlarına karşı nasıl davrandığındır. Düşmana başkaldırıp, Allah'a teslim olup olmadığın burada ortaya dökülecektir. Şeytandan uzaklaşıp, Allah'a yaklaştığını dünya hayatı süresince nasıl belirttin. Şeytanı taşladın, Allah için fedakârlıkta bulundun mu? Yani kurban olarak neler sundun?

              Allah'ın ordusunda mı, Şeytanın ordusunda mı savaştın. Allah'ın ordusunda yer alıp Şeytanla savaşmışsan bayram yapıp, ebedi saadete ereceksin.

              Belgeler Şeytanla savaştığını gösteriyorsa ne mutlu sana. Çünkü Allah, bedbaht olacakların ancak Şeytan ve onun hizbini takip edenler olacağını Kur’an'da sıkça ifade etmektedir: "Ey iman edenler hepiniz topluca "barış ve güvenliğe" (silm'e, İslam'a) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o size apaçık düşmandır." (2/208). "Ey Âdemoğulları! Ben size Şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır. Bana kulluk edin, bu doğru yoldur," diye bildirmedim mi" (36/60). "(İblis): Senin kudretine andolsun ki, onlardan sana içten bağlı olan kulların bir yana, onların hepsini azdıracağım" dedi. (Allah): "İşte bu doğru; Ben de gerçeği söylüyorum, seni ve sana uyanların hepsini cehenneme dolduracağım" dedi. (38/82–85). İnsanın yaratılış serüveninde başarılı olabilmesinin yolu Şeytandan uzak durmasına, Allah'a yaklaşmasına bağlıdır. Mina'da Şeytan taşlama ve kurban kesme bunu ifade etmektedir. Günlük hayatta kullandığımız Eûzu-Besmele de bunun en veciz ifadesidir. "Kovulmuş Şeytandan Allah'a sığınırım, Rahman Rahim Allah'ın adıyla". Dünya hayatı, Şeytandan veya Allah'tan yana olunup olunmadığının ortaya konması süreci olduğuna göre ahiret hayatında sorulacak en önemli iki soru, Şeytana uyulup uyulmadığı ile fedakârlıklarla Allah'a yaklaşılıp yaklaşılmadığıdır.

               Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. Hacer gibi Şeytanı taşla. Allah'ın emirlerine teslimiyet göster. Allah bu teslimiyetini ödüllendirecek seni ebedi saadete erdirecektir.

               Mahşer hesabının zorluğunu Mina'da hisset. Bunun yanında ihramdan kurtul, günahlardan arınmanın bir nişanesi olarak tıraş ol. Saçların yere dökülürken, arınmışlığı yaşa. Çünkü saadete yalnızca arınmışlar erecektir.

              Şeytan taşlanıp, kurban kesildikten sonra olunan tıraş, günahlardan arınmanın bir ifadesi olarak görülebilir. Çünkü Rasûlullah hacda: "Allah'ım saçlarını tamamen kestirenlere merhamet et" buyurunca oradakiler: "Ey Allah'ın Rasûlü, saçlarını kısaltanlara da" dediler, O da: "Allah'ım saçlarını tamamen kestirenlere merhamet et" buyurdu. Oradakiler yine saçlarını kısaltanlara da merhamet dilemesi için aynı sözü tekrarladılar. En sonunda Rasûlullah: "Saçlarını kısaltanlara da merhamet eyle" diye dua etti. Bu olay, insanlar için arınma aşamaları olduğu inancımızı açıklıyor sanki. Dünya’da arınanlar, kabirde arınanlar, ahirette arınanlar saadet yurdu cennete gireceklerdir.

             Mina'da Şeytanı taşladın (la ilahe dedin), kurbanı kestin (illallah dedin) teslim oldun ve hesabını verdin, tıraş oldun günahlarından arındın. Şimdi ihramdan, yasaklı olmaktan kurtuldun. Sıra geldi Kâbe'yi tavafa yani cennet'e girmeye. "Ey huzurlu insan! Hoşnut olmuş ve hoşnut etmiş olarak Rabb’ine dön! Kullarımın arasına karış ve cennetime gir." (89/27–30) nidasını duy.

             Mina'da Rabb'inin bu ayette bahsettiği kişilerden olabilmen için dünya hayatında, Şeytan ve dostlarından uzak kalman gerektiğini daha iyi anlamak için üç gün daha şeytanlarını taşla. Bunu yaptığın sürece Allah'ın vaat ettiği cennete erebileceksin.

     

                  5. Perde: Kâbe'yi tavaf; cennete giriş

              Tavaf, "Tâfe" bir şeyin çevresinde dönmek, dolaşmak, aşına olmak, bilgilenmek, (.... hakkında) bilgi sahibi olmak, "Etâfe" çevrelemek, kuşatmak ihata etmek, sarmak gibi anlamları olan bir kelimedir.

              Zerreden kürreye her şey bir şeyin etrafında dönmektedir. Dönmede dinginlik bulmaktadır. Bir şeyin etrafında dönmek sonsuzluğu ifade eden bir olgudur."Tavaf, varlığın ilahi korosuna insanın katılımı, kozmik hareketliliğin teatral bir taklidi, kulluğu kabul edilmiş insanın cennette göstereceği sevinç ve huzur halinin sembolik bir ifadesidir." (İslamoğlu, Hac, s.77).

             Kâbe, kübik anlamında küp şeklindeki (13x12x11) yeryüzünde yapılan ilk yapıdır(3/96). Temeli Hz. Adem tarafından atılan (14/37) Hz. İbrahim tarafından yükseltilen (2/127) yer yüzünde insanın yitik cennetinin sembol yapısıdır. Bir köşesinde cennetten bir parça sayılan "Hacerul Esved" var ki Rasûlullah ondan bahisle "Hacerul Esved, yeryüzünde Allah'ın sağ elidir." (Şeriati, Hac, 59). "Hacerul Esved cennettendir" demiştir. Kâbe'yi tavafa bu taş selamlanarak başlanılır. Sanki bir hoş geldin merasimi yapar gibi. Buradan uzaklaştırıldın (arefe günü) fakat tekrar hoş geldin (bayram günü) der gibi.

              Kâbe'yi tavafta Allah'a dönmenin ve cennete kabul edilmenin sevincini yaşamalısın.

              Kâbe "Beytu'l Ma'mur"un dünyadaki iz düşümü (52/4). Hz. Adem metafizik alemdeki meleklerin tavaf ettiği "Beytul Ma'mur” anısına temelini attığı yeryüzünün insan tarafından oluşturulan ilk yapısı (22/ 29-33).

               Kâbe/Mescidi Haram güvenlik merkezi, saygınlık yurdudur. Kâbe'ye gelen güvenliğe ermiştir. Cennete girenin güvenliğe eriştiği gibi. Mü'min, güvene eren, Allah'ın güvencesinde olan kişi olduğu için onun güvenlik yurdu cennettir. "İnsanlar için ilk kurulan ev Mekke'dekidir. Toplumlar için mübarek ve rehber olarak (kurulmuştur). Orada apaçık belgeler, İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse güvende olur. Güç yetirebilen herkesin o evi haccetmesi, Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim bunu inkar ederse, (bilsin ki) Allah kimseye muhtaç değildir." (3/96). İmkânı olan herkes cennete götüren bu ziyareti yapmalıdır. Bunu inkar eden bilsin ki, muhtaç olan Allah değil, kendisidir.

               Allah, Mescidi Haram'a (Kâbe’ye) yolculuğa engel olanlara azap uyarısında bulunarak, bunu Allah'a ve cennete doğru yapılan yoluculuğa engel olmakla eşdeğer saymış olmalı ki: "İnkâr edenlere, Allah'ın yolundan, yerli ve yolcu bütün insanlara eşit kılınan Mescid-i Haram'dan alıkoyanlara ve orada zulüm ile yanlış yola saptırmak isteyenlere, can yakıcı bir azap tattırırız." (22/25) buyurmuştur.

               Allah, Kâbe’yi insanlar için ayağa kalkış ve yeniden diriliş yeri yaptığını şu ayette belirtmektedir: “Allah Beytül Haram olan Kâbe’yi insanlar için bir kıyam (yeri) kıldı.”(5/97). "Kıyame" ayakta durma, icra etme, uygulama yapma, vb. anlamlara gelmektedir. Bütün bu anlamlardan "Hac" ibadetini, kula kulluktan kurtulup Allah'a kulluğun bir göstergesi sayabiliriz. 

               Hac, insanın imanen yeniden dirilmesini sağlamalıdır. Kabul edilmiş  (mebrur ve makbul) bir haccın insanı anasından yeni doğmuş gibi günahlardan arındıracağını Allah'ın elçisi haber vermiştir: "Allah katında mebrur (kabul etmiş) haccın karşılığı kesinlikle cennettir."

              Yaratılış, yaşayış, ölüm, diriliş, hesap veriş ve cennete kabul edilişin tiyatrosunda rol alan hacı, bundan sonra hayatını buradan öğrendiklerini unutmadan yaşarsa, hacda elde ettiği cennet yolculuğunun gerçeğine erecektir, inşallah. Onun için son perdede de bu hatırlatılacaktır. Sa’y ve Zemzem; son öğüt, zahmet çek ki rahmete eresin.

     

              6. Perde: Sa’y ve Zemzem; Son Öğüt, Çalış ve Rahmete Er

               Sa'y yapmak; Dünya'da çaba harcamak, zahmet çekmek; zemzem ise; rahmete ermektir. Hac ibadeti bu perdeyle kapanır. Çünkü hacı artık dünyasına yeniden dönmek üzeredir. Bu dönüşünde sa'y’ın ona anlattığını hiç unutmamalıdır.

              Koşu, çaba, gayret anlamına gelen "sa’y", birbirine mesafesi 400 küsur metre kadar olan Safa ile Merve arasında koşmaktır. Hacer validemizin hayatta kalabilmek  (su aramak) için gidip geldiği bu küçücük iki tepe arasında koşarken, Allah'ın sonsuz rahmetine erebilmek için çaba ve gayretin gerekli olduğunu aklından çıkarma. Çünkü Hacer validemiz bu iki tepecik arasındaki koşusu olmasa Hz. İsmail'in ayakları dibinden zemzem çıkmazdı. Allah mucizelerini bile çaba karşılığında yaratmıştır. Hz. Musa asasını denize vurmuş, deniz yarılmıştır. Hz. Meryem, hurma ağacını silkelemiş, kuru ağaçtan yaş meyveler dökülmüştür.

              Sa'y ve zemzem insana şu öğüdü vermektedir: Sen çaba harca ki Allah seni rahmetine erdirsin, seni ebedi saadet içinde yaşatsın. Şunu da unutma rahmet senin çabanın bire bir karşılığı değildir. Rahmet Allah'ın fazlının bir eseridir. Hz. Hacer tepelerde koşarak ve yeri eşerek suyu bulmadı. Allah ona rahmetinin eseri olarak suyu çıkardı. Cennet de insanın çabasının karşılığı olarak verilmeyecek, Allah'ın rahmetinin eseri olarak verilecektir. Kısaca çaba bizden rahmet Allah'tan olacaktır. Unutulmamalıdır ki çaba ve zahmet rahmeti celp etmektedir: "Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez. İnsan için ancak kendi çabası vardır. Onun çabası şüphesiz görülecektir. Sonra ona karşılığı eksiksiz verilecektir." (53/38)."Herkes kendi kazandığının kefilidir." (74/38). "İnanıp yararlı iş işleyenlere kesintisiz ödül vardır." (95/6) "İnanan ve yararlı işler yapanlar -ki kişiye ancak gücünün yeteceği kadar sorumluluk veririz- işte bunlar cennetliklerdir, orada temelli kalacaklardır." (7/42).

              Allah, Kur'an'da bu konuda ölçüyü yüzlerce defa tekrarlamış, amaca ulaşmak için çaba harcamanın gereğini hatırlatmıştır. İnanıp, yararlı iş yapmalı, ceht yani cihat etmelisin, Allah'ın düşmanlarına karşı.

             Sa’y (çaba) ile biten ömrüne karşılık olarak Allah, zemzemi yani ebedi rahmeti cenneti verecektir. Sa'y'ın ödülü zemzemse, gayretininki cennet. Sa'y dünyada iken zemzem ahirette. Sa'yın salih emelse, zemzemin cennet olacaktır.

             Hacıya yaratılış serüvenini yaşatan hac, ölmeden önce ölümün sırrını keşfettirmeli. Ölümün dönüşü, telafisi yoktur. Fakat hacla bu sırra eren hacı ikinci bir fırsatı yakalamış olur. Bundan sonraki hayatını bu sırra göre tanzim ederse, üçüncü kez pişman olmayacaktır: "Tövbe eden, inanan ve yararlı iş işleyen kimse, kurtuluşa erenler arasında bulunur." (28/67).

            Hacdan evine ve yurduna dönen hacı, ölmüş de tekrar dirilmiş gibi bir hayat yaşamaya başlamalı, etrafındakileri de elde ettiği feyz ve bereketten yararlandırmalıdır.

            Allah, tüm inananlara iman ve salih amel işleyen bir hayat yaşAmayı ve hacca gitmeyi nasip eylesin. Haccınızı mebrur ve makbul eylesin. Hamt âlemlerin Rabb’i Allah'a, selâtu selam da elçilerine olsun (âmin).

     

                                                                                                                                                                                        

                                                                                                    M. Akif Ersoy İ.Ö. Okulu

                                                                                                       Adil BÜYÜKÇOLAK

                                                                                                     Din Kültürü ve Ahl. Bl.

                                                                                                           Öğretmeni                        

    Bu yazı toplam 1648 defa okunmuştur.
    YORUMLAR
    HAC: İnsanın Yaratılış Serüveninin Tiyatrosu
    Başar Balatlı
    Ceza kallahu hayran inşaAllahu teala
    Subhane Rabbike rabbil izzeti amma yasufuun ve Selamun alel murselin velhamdulillahi Rabbil alemiyn.
    Zem zem : Dur dur anlamına gelmektedir.
    04 Eylül 2017 Pazartesi 01:56
    88.224.37.150
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim