Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    HAİNLERİN SONU

    29 Ocak 2017 Pazar 17:20

    Hicretin ikinci yılında İslam ümmetinin teşekkülüne önemli katkılar sağlayan oruç, bayram namazı, fıtır sadakası ve zekât teşri edildi.

    "Ey iman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'tan sakınasınız diye size de sayılı günlerde farz kılındı."(2/183)

    "Ramazan ayı ki, insanlara yol gösterici, hidayeti, doğruyu ve yanlışı birbirinden ayırt edip açıklayıcı olarak Kur'an o ayda indirilmiştir, sizden bu ayı idrak eden onda oruç tutsun.(2/185)

    İslam sisteminin en önemli unsurlarından biri olan zekâtın farz olduğu da bu yıl içerisinde açıklandı.

    "Hem, Allah uğrunda gerektiği gibi cihat edin! Sizi O seçti. Üzerinize dinde bir güçlük de yüklemedi, babanız İbrahim'in dini gibi. Bundan önce de, bu kitapta (Kur'an'da)  da size müslüman adını Allah taktı ki, peygamber size karşı şahit olsun. Siz de bütün insanlara karşı şahitler olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın. Zekâtı verin. Ve Allah'a sarılın ki, Mevla’nız ancak O'dur. Ne güzel Mevla O! Ve ne güzel yardımcıdır O!(22/78)

    Müslümanların Bedir'de elde ettiği büyük zafer karşısında Mekke müşrikleri, önceleri inanamadıkları yenilgileri yüzünden şaşkınlık ve acıya boğulmuşlardı. Müslümanlar esirlerle birlikte Medine'ye döndüklerinde, Medine'nin müşrik,  münafık ve Yahudi taifeleri de aynı hisleri paylaşmak durumunda kalmışlardı.

    Müslümanların elde ettiği bu başarı nedeniyle Medine ve çevresinde hâkimiyetleri pekişmiş oldu. Mekkeliler toparlanmak ve intikam almak için hazırlık içine girdiler. Medine Yahudileri ve münafıkları iki ayrı yol izleyerek İslam'a düşmanlıklarını belli ettiler. Müslüman otoritesine görünürde teslim olan münafıklar ve onların başı Abdullah b. Übey, gizli hilelerle düşmanlığını ortaya koyarken, Yahudi kabileleri kibirlerinden dolayı Kureyş’in uğradığı yenilgiye üzüldüklerini açığa vurmaya başladılar. Hatta Yahudi ileri gelenlerinden Ka'b b. Eşref, Kureyş ölülerine methiyelerle dolu mersiyeler söylemeye, intikam alınması yönünde çağrılar yapmaya başlamıştı.

    Yahudilerin bu tutumu, vatandaşlık anlaşmasının ihlâli anlamına geliyordu.

    Beni Kaynuka Yahudileri, Medine'nin merkezine en yakın yerdeydiler. Ticaretle ve özellikle kuyumculukla uğraşıyorlardı. Medine'de özel çarşıları vardı. Cesaret ve şirretlikleriyle ün yapmışlardı. Münafıkların reisi Abdullah b. Übey b. Selül en yakın dostlarıydı. Bedir sonrası, Mekkelilerin savaştan anlamadıkları için yenildiklerini, oysa kendilerinin gireceği bir savaşta asla yenilmeyeceklerini söylemeye başladılar. Bunun üzerine Rasûlullah (sav), yaptıkları anlaşmaya sadık kalmaları ve müslüman olmaları çağrısında bulundu:

    "Ey Yahudi topluluğu, Kureyş'in uğradığı gibi bir yenilgiye uğramaktan korkunuz ve gelin müslüman olup kurtulunuz. İyi biliyorsunuz ki ben, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Allah'ın size olan ahdini ve bu gerçeğin kitabınızda mevcut olduğunu biliyorsunuz"

    Bu iman daveti ve uyarı karşısında kibirlerini ve küstahlıklarını açığa vurur cevaplar verdiler.

    "Ey Muhammed! Çarpışmayı bilmeyen bir kavimle harp edip onları yenmen seni aldatmasın. Allah'a yemin ederiz ki biz savaş erleriyiz. Eğer bizimle çarpışmaya kalkacak olursan, ne yaman adamlar olduğumuzu görürsün" dediler. Yahudilerin bu gözdağı vermeye yönelik sözlerine Allah şöyle cevap vermiştir:

    "İnkâr edenlere söyle! Yenileceksiniz ve cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kötü bir döşektir" (3/12) Ayette belirtilen acı sonu kendi elleriyle hazırlamanın gayreti içerisine girdiler.

    Kaynuka Çarşısı’nda müslüman bir kadının iffetine, örtüsüne saldırıldığını ve müslümanların yardıma çağrıldığını duyan bir müslüman, mütecaviz Yahudi’yi öldürür, diğer Yahudiler de o müslümanı şehit ederler. Gerginleşen bu havada Rasûlullah (sav) sancağı Hz. Ali'ye vererek Kaynuka Yahudilerinin üzerine yürünmesi emrini verdi.

    Cesaretli(!) savaşçı (!) bu Yahudiler kalelerine çekildiler. Müslümanlar kaleyi kuşattılar.

    Tesettür emri o yıllarda farz kılınmış mıydı, bunu tam olarak bilmiyorum ama şu var ki, müslümanlar iffetlerine ve insanlıklarına saldıranlara cevabı çabuk vermekteydiler. Sütçü İmam'ın ve Maraşlıların Maraş'ta yaptıkları gibi.

    Müslümanlar, kalplerine korku düşen Beni Kaynuka Yahudilerini on beş gün kuşatma altında tutarak, onları oldukları yerde bitirdiler.

    Rasûlullah'ın kendileri hakkında vereceği hükme razı olduklarını bildirerek teslim oldular. Allah'ın vaadi gerçekleşince Abdullah b. Übey, Rasûlullah'a gelerek:

    "Ya Muhammed! Benim müttefiklerime ve dostlarıma iyi muamele et" dedi.  Rasûlullah (sav) cevap vermedi. İbni Übey sözünü yineledi. Rasûlullah (sav), onun yüzünü görmemek için yüzünü çevirdi.

    Bunun üzerine İbni Übey Peygamber(as)'in yakasından tuttu. Rasûlullah'ın rengi değişti. Sertçe ve kızgın bir şekilde yakasını bırakmasını söyledi. İbni Übey:

    "Onlara iyilik ve lütufta bulunmadığın sürece buradan ayrılmam... Ben bize bir kötülük gelir diye korkan bir kişiyim" dedi. Bunun üzerine Rasûlullah(sav): "Medine'den ve civarından çıkmaları şartıyla onları sana bağışlıyorum" dedi. Onlar da Şam diyarına gittiler, çok geçmeden çoğu orada telef oldu.

    Abdullah b. Übey'in bu tavrı üzerine şu ayet indi:

    "Kalplerinde hastalık bulunanların onlara doğru koştuğunu görürsün.  Bize kötülük isabet etmesinden korkarız derler. Umulur ki Allah, bir fetih ihsan eder veya katından bir emir getirir de içlerinde gizlediklerine pişman olurlar.(5/52)

    Yahudiler, müşrikleri müslümanlara tercih ederken, münafıklar da Yahudileri kurtarma çabası içerisine girmişlerdir. Müslümanların galibiyetini bile hazmedemeyen Yahudilere gerekli dersi veren müslümanların en büyük ve tehlikeli düşmanının münafıklar olduğu bu olayla ortaya çıkmış oldu.

    "Kendilerine Kitap'tan bir pay verilenleri görmedin mi? (Baksana onlar) Tağuta ve cibte(putlara) inanıyorlar da küfredenler için, "Bunlar, iman edenlerden daha doğru bir yoldadır." diyorlar. İşte onlar, Allah'ın lanetlediği kimselerdir. Allah'ın lanetlediğine hiç bir yardımcı bulamazsınız." (4/51-52)

    "Size bir iyilik dokununca tasalanırlar, size bir kötülük isabet ettiğinde ise buna sevinirler" (3/120)

    "Allah, mü’minleri kendilerinden olmayanlara karşı şöyle uyarmaktadır: Ey İman Edenler. Sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışır ve size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur. Sinelerinin gizli tuttukları ise daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl edersiniz."(3/118)

    Yahudi ileri gelenlerinden Ka'b b. Eşref Bedir savaşından sonra Mekke'ye giderek müşriklerle dostluk kurdu. Onları övdü, müslümanlardan üstün tuttu. Ölüleri için mersiyeler söyledi. Medine’ye dönüp müslüman kadınları diline dolaması ise bardağı taşırdı. Rasûlullah (sav), onu kalesinden indirip hak ettiği cezayı vermesi için birilerini görevlendirdi. Ka'b hak ettiği cezayı gördü. Kâfirlere anladıkları dilden cevap vermek gerekir. Küfürde ve zulümde ileri gidenlere gerekli cevap verildiği sürece başarı sağlandığı görülmüştür. Medine düşmanları bertaraf edildikçe Mekke müşrikleriyle uğraşmak daha kolaylaşmıştır.

    Yahudiler, Rasûlullah(as)'ın elçiliğini ve Kur'an'ın vahyini yalnız inkâr etmekle, bunlara karşı sadece sözlü olarak büyüklük taslamak, münakaşa ve hilelere başvurmakla kalmamışlar; çok geçmeden hainliğe, sözleşmeyi bozmaya, erken sayılabilecek bir dönemden itibaren fiili düşmanlığa girişmişlerdi. Onlar bu düşmanlıklarının bedelini ödemişlerdir.

    Hainlerin sonu, kararlı mü'minlerin elinden böyle olmuştur.

     

    Bu yazı toplam 997 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim