Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    HAVF ve RECA (KORKU ve ÜMİT)

    30 Mayıs 2016 Pazartesi 09:09

    Havf, "Hâfe/yehâfu" fiilinden türetilen bir mastar olup, bilinen veya hissedilen bir işaretten dolayı irkilmek, bir tehlike karşısında ne olacağı endişesi içinde olmak anlamına gelmektedir. Reca ise, ümitle ve severek, bilinen veya hissedilen bir şeyi kalpten gelen bir özlemle beklemek demektir.

    Allah'tan korku, O'nun cezasından ve azap tehdidinden çekinerek itaat yolunu tutma, günahlardan kaçınmayı sağlar. Allah'a ümit ve tama ise; O'nun rahmetini, affını, tevbeleri kabul edeceğini ve salih amellerin karşılığını vereceğini ummadır.

    "Ayetlerimize ancak, kendilerine ayetlerimiz hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücutlarını yataklarından uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızklardan sarf edenler inanır." (32/15-16)

    Allah'ın isimleri ve birçok Kur'an ayeti hem Allah'tan korkulmasını,  hem de O'ndan rahmet, bağış ve mukafaat beklenmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Allah'tan korku ve ümit, mü'minin hem kalbî, hem de fiili durumunu ve duruşunu sağlayan en önemli hâldir. Mümin salih amel işler, ancak yine de Allah'tan korkar ve ümit eder; münafık ise salih amel işlemediği halde kendini emniyette yani güvende hisseder. Bu yüzden korku ve ümit hali aynı anda aynı kalpte bulunması gereken bir durumdur. Kimse Allah'ın azabından kendisini güvende görmemeli ve Allah'ın rahmetinden ümit kesmemelidir.

     

    "De ki: Ey Allah’ın kendi kendilerini zarara sokan kulları! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah bütün günahları bağışlar. Çünkü O bağışlayandır, acıyandır." (39/53)

    "Onlar kimsenin olmadığı yerde Rablerinden korkarlar; onlar hesaplaşma saatinin dehşetinden ürperirler." (21/49)

    "Onlar Rablerinin korkusundan titrerler, Rablerinin ayetlerine inanırlar ve Rablerine ortak koşmazlar." (23/57-59)

    Bu dünyada Allah'tan gereği gibi korkup yapması gereken işleri sorumluluk bilinciyle yerine getirmek yani takva sahibi olmak mü'minin en önemli özelliği olmalıdır. Zira dünyadaki bu korkuları ahirette onun güvende olmasını sağlayacaktır. Mü'min demek ahirette Allah'ın azabından kurtulmuş yani güvene kavuşmuş demektir. Ancak bu dünyada kimin Allah'ın azabından güvende olduğu bilinemeyeceğinden Allah'tan en çok korkanlar gerçek mü'minler olmak durumundadır. Şu ayetler buna en güzel delildir: "Ey inananlar! Allah'tan gereği gibi korkun. Ancak Müslüman olarak can vermeye bakın." (3/102) ("Namazı kılanlar) ancak Rablerinin azabından korkanlardır. Doğrusu, Rablerinin azabından kimse güvende değildir." (70/27). "Ey insanlar! Rabbinizden sakının; zira kıyamet gününün sarsıntısı büyük bir şeydir." (22/1)

    Allah'ın korkulmaya daha layık ve bağışlamaya yetkili olduğunu bildiren şu ayetin anlamını bir defa daha düşünelim: "Allah dilemeksizin öğüt almazlar. O kendisinden korkulmaya daha layıktır ve bağışlamaya daha ehildir." (74/56)

    Allah'tan korkmanın, O'na saygılı olmanın göstergesi ve mutluluğa ermenin yolu yine Allah tarafından gösterilmiştir: "Allah'tan gereği dibi korkun, O'nun buyruklarını dinleyin, O'na itaat edin, kendinizin iyiliğine olarak mallarınızdan sarf edin! Nefsinin cimriliğinden korunan kimseler, işte onlar mutluluğa erenlerdir." (64/16). Allah'tan korkarak O’nun emirlerini yerine getiren mü'minler, artık Rablerinin kendilerini bağışlayacağını ve saadete eriştireceğini ümit edebilirler. Kendine güven duymalı bu da onun kişiliğini olumlu yönde etkiler." Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık verenler, (Allah'ın) kendilerine kazançlarını ödeyeceği ve lütfundan onlara fazlasını da vereceği zarar etmeyecekleri bir alış veriş umabilirler, çünkü Allah çok bağışlayıcı ve yapılan iyiliklerin karşılığını verendir." (35/29-30). "İnananlar hicret edenler ve Allah yolunda cihat edenler, işte bunlar Allah'ın rahmetini umarlar. Allah bağışlayan ve acıyandır." (2/218). "İnananlar, yararlı işler yapanlar, namazı kılanlar ve zekâtı verenlerin ödülleri Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir." (2/277).İnananların Allah'tan ve hesap gününün azabından korkması, onların bu dünyadaki düzen ve işleyişe dair tutumlarını etkiler. Haramdan, haksızlıktan kaçınıp; farzları ve iyilikleri işlemekte titizlik göstermelerine sebep olur. Kısaca bu dünyada Allah'tan korkanlara ve korkusunun gereğini yerine getirenlere ahirette korku yoktur.

    "İyi bilin ki, Allah'ın dostlarına korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir. Onlar Allah'a inanmış ve O'na karşı gelmekten sakınmışlardır. Dünya hayatında da ahirette de müjde onlaradır. Allah'ın kelimelerinde değiştirme olmaz; işte büyük kazanç budur." (10/62-64)

    Kur'an'da Allah'tan korkulmasını ifade eden başka kelimeler de vardır: Vecel, havf, huşu, haşyet, heybet, rahbet hudu ve ittika gibi.

    Allah'tan (havf) korku, Allah'ı ve hükümlerini hatırlayan kalbin ızdırap duyarak harekete geçmesidir. Bu, makamın büyüklüğü ve büyük nimetlerden mahrum olunabileceği düşüncesinden kaynaklanan bir duygudur ve insanı harekete geçirir.

    Haşyet, Allah'ı bilenlerin korkusudur. "Kulları içinde ancak âlimler Allah'tan (gereğince) korkarlar (haşyet ederler)" (35/28). Haşyet bilme korkusudur. Allah Rasûlü: "Ben sizin Allah'tan en çok sakınan ve en çok haşyet duyanınızım" (Buhari, Nikâh 1) buyurarak bunu ifade etmiştir. Havf korkmak,  haşyet neden ve niçin korktuğunu bilmektir. Havf bütün mü'minlere, haşyet marifet ehli âlimlere mahsus bir korkudur. Havf ve haşyet Allah'ı bilmek yani arif olmakla orantılıdır.

    Allah için beslenen duyguların başında sevgi gelir. Korku sevginin dolaylı ve geçici bir aracıdır. Bu korku sevgiliye ulaşamama korkusudur. Sevgiliye kavuşunca veya korkulan şey zail olunca geride sadece sevgi ve muhabbet kalır. Nitekim cennet ehline cennette ne korku, ne de hüzün vardır.

    Mü'minden istenen korku, kişi ile Allah'ın yasakları arasında bir perde olan korkudur. Bu korku, ümitsizlik doğurmamalı, açık ve gizli günahlardan sakınmayı sağlamalıdır. Allah'ın bildirmiş olduğu mükâfat ve cezayı düşünerek kendini Allah'ın azabından emin hissetme gevşekliği gösterilmemesidir. Korku bir şuur ve bilgiden kaynaklanır. Şuuruna ve bilgisine ulaşılan konuların sonuçlarından çekinilir, bu da imanın sıhhatinin alametidir.

    Mü'minin kalbi menzile ulaşacak bir kuşa benzetilecek olursa, sevgi onun başıdır, korku ve ümit (havf ve reca) de kanatlarıdır. Bunlar iyi ve sağlam olursa kuş iyi uçar menziline ulaşır. Başı olmaz ise ölür. Kanatları zayıf veya kırık olursa avcıya (Şeytan'a) hedef olur. Korku ve ümit hedefe varmak için gerekli olan kanatlardır. Bunlarsız hedefe varılamaz. Bir kanat korktuğundan sakınmak için çırpınır, diğer kanat hedefte kendisini bekleyen nimete ulaşmak ümidiyle çırpınır, ancak bu şekilde menzile ulaşılır.

    Korku gibi ümit de imanın dinamiklerindendir. Allah'a yakınlığı ve cenneti, azaptan korku ve Allah'ın rahmetini ümit etmeyle elde edeceğimiz Kur'an'da açıkça beyan edilmiştir:  "Taptıkları varlıklar, Rablerine daha yakın olmak için vesile ararlar, O'nun rahmetini umar, azabından korkarlar." (17/57). İnsanların taptıkları varlıklar da Allah'a yakın olmaya korku ve ümitle vesile aramak istemektedirler. İman, kalbin üç duygusuyla ortaya çıkmaktadır. Bunlar sevgi, korku ve ümittir. "İnananlar, hicret edenler ve Allah yolunda cihat edenler, Allah'ın rahmetini umarlar. Allah bağışlar ve merhamet eder." (21/218). "Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na yönelin ki, sizi belli bir süreye kadar güzel bir geçimle geçindirsin ve her lütuf sahibine kendi lütfunu versin. Eğer yüz çevirirseniz, hakkınızda büyük günün azabından korkarım." (11/3)

    Ümit (Reca) boş bir temenni değil, ciddiyet ve çalışkanlığın ardından gelen bir tevekkül olmalıdır. Amelle birleşmeyen ümit boş temenniden ibarettir. Yani tarlası ve tohumu olan çiftçinin tarlasını ekmeden hasat beklemesi ne kadar boşsa salih amel işlemeden mükâfat beklemek de o kadar boştur. Ümit odur ki tarlayı ekmek, sonra hasat beklemek; ümit mü'min için itaatinin ve amelinin sevabını ve mükâfatını ummaktır. Ayrıca günahına tövbe ettiğinde Allah'ın bağış, af, ihsan ve cömertliğini ummaktır. Hiçbir salih amel işlemeden Allah'ın rahmetini ummak ise mü'minin recası (umması) değil, bu ancak gaflet ve cehaletten kaynaklanan bir durumdur. Bu da insanın kendisini aldatmasıdır.

    Mü'min sevgi ve korku ile rahmeti elde edecek bir yola koyulurken, bu yolun sonunda ulaşacağı nimetlere ümit besler. Ümit olmazsa korkuyla menzile ulaşmanın zorluğu ortadadır. Zaten Allah'a sevgi duyan mü'minin korkusu ile ümidi iç içedir. Bu ikisini de terk edemez.

    Allah kendisinden ümidini kesmeyenleri sever. Çünkü o Rahim, Gafur, Muhsin, Cevad vb. isimlerin sahibidir. Allah'ın isimlerinin birçoğu O'ndan gereği gibi korkmamızın gerekliliğini bize hatırlatırken (El-Melik, El-Cebbar, El-Müttekebbir, El-Gahhar, El-Hafıd, El-Mü'zill, El-Azim gibi), birçok ismi de O'ndan ümit etmemizi sağlamaktadır. (Er-Rahman, Er-Rahim, El-Gafur, Es-Selam, El-Muheymin, El-Vehhab gibi). Allah'ın isimlerine baktığımızda şunu açıklıkla görürüz ki Allah sevilecek, korkulacak ve ümit bağlanacak yegâne varlıktır. Bu yüzden mü'minler, günde beş vakit kıldıkları namazlarının her rekâtında "Hamd (övgü), âlemlerin Rabbi, Rahman, Rahim, din gününün sahibi Allah'a mahsustur. (Allah'ım!) Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz." (Fatiha 1-5) diyerek Allah'a olan sevgi, korku ve ümitlerini ifade ederler.

    Kulların, sevgileri ve korkuları neticesinde ortaya koydukları amelleri, elde edecekleri nimetler için yetmez. Bu nimetler ancak Allah'ın lütfu, keremi ve rahmetiyle elde edilir. Allah'ın rahmeti olmasa kurtuluş ümidimiz yoktur. Allah'ın azametinden korkmayan ve Allah'ın rahmetini ummayanlar ancak kâfirlerdir.

    Kulluk ancak korku ve ümitle tamam olur. Korku cehennemden korunmayı, ümit cennet bahçelerinde gezinmeyi sağlar. Cehennem'den sakınmadan ve Allah'ın rahmeti olmadan cennete girilemeyeceği her mü'min tarafından bilinir. Ve mü'minler: “Allah'ım! Senden yardım diler, senden mağfiret ve hidayet isteriz. Sana iman eder, Sana tövbe ederiz. Sana güvenir, bize bahşettiğin iyilikleri şükranla anar, Sana daima şükrederiz. Seni inkâr etmeyiz. Sana isyanda ısrar edenleri terk eder ve bu gibileri mevkilerinden alaşağı ederiz. Allah'ım! Ancak sana ibadet ederiz; sana dua eder ve sana secde ederiz. Senin rızan için çalışır çabalarız. Senin rahmetini umar, azabından korkarız. Şüphesiz senin azabın kâfirleri kuşatıcıdır.”(Kunut Duaları).’Ya Rabbi! Bizi korktuğumuzdan emin, umduğumuza nail eyle’ diye dua ederler.

    Allah'ın azabından korku, O'nun razı olacağı işleri yapmayı ve yasakladığı şeylerden kaçmayı sağlar. Mümin "Eğer inanıyorsanız, benden korkun" (3/175) ayetini görmezlikten gelemez. Peygamberler ve müminlerin bu konuda tutumları şu ayette belirtildiği gibidir: "Gerçekten onlar hayır işlerde birbirileriyle yarışırlar, umarak ve korkarak dua ederlerdi ve bize huşu ile boyun eğerlerdi." (21/90)

    Yerinde ortaya çıkan korku duygusu insanı tehlikelerden korur. Tehlike karşısında korkusuzluk ve tedbirsizliğin nelere sebebiyet verdiğini izah etmeye ihtiyaç yoktur.

    Ümitsiz olmak kadar da insanı mahveden bir düşünce yoktur. Mü'minin Allah'tan ümidi hiçbir zaman kesilmemelidir. Dünya ve ahiret mutluluğunun anahtarı Allah'a beslenen ümittir. Allah'ın rahmetini gereğince idrak edemeyenler ancak ümitsizlerdir. Ümitsizler ise kâfirdirler. İnananlar Allah'ı sever, O'ndan korkar ve O'na ümit beslerler.

    Bu yazı toplam 1208 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim