Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    HAYBERİ FETHEDEN GÜÇ

    28 Mayıs 2017 Pazar 16:15

    İslam daveti, Hudeybiye Barışıyla yeni bir boyut kazandı. Bu zamana kadar savunma savaşı yapan müslümanlar, bundan sonra sadece kendi geleceklerini hesaba katarak hareket etmeye başladılar. Hareketlerinin öncelikli hedefi İslam'ı tebliğ idi. Tebliğe küfür, inat ve kinle karşılık verenlerle mücadele etmek ise kaçınılmazdı. Hudebyibe sonrası Medine ve çevresinde İslam'a düşmanlık edebilecek iki zümre vardı. Bunlardan biri çöl bedevi kabileleriydi ki menfaat elde edebilecekleri yerlere koşarlardı. İkincisi ise peygamberliğin kendi tekellerinde bulunduğunu zanneden Yahudilerdi. Daha önce Medine'de müslümanlarla barış içinde yaşamaya yanaşmayan Yahudi kabilelerini anlatmıştık. Yahudi Kaynukaoğulları ve Nadiroğulları Medine'den sürgün edilmiş, Hendek savaşında müslümanlara ihanet eden Kurayzaoğulları cezalandırılmışlardı. Medine Yahudileri Hayber'de bulunan dindaşlarının yanına sığınmış, buradan müslümanların aleyhine tahriklere girişmişlerdi. Medine'nin kuşatıldığı Hendek savaşında Yahudiler umduklarına ulaşamamışlardı. Müslümanların aleyhine olan ve olacak her oluşumda yer almaya da devam ettikleri gözleniyordu. Cahil, müşrik ve hain bedevilerle dahi müslümanlar aleyhine hareket etme teşebbüsleri yapıyorlardı. Bütün bunların farkında olan Rasûlullah, güneydeki düşman, Mekkeli müşriklerle Hudeybiye barışını gerçekleştirmişti. Artık yönünü kendisine düşmanlık gösterenlere karşı çevirebilecekti. Nitekim hicri altıncı senenin sonlarında, Hudeybiye'den döner dönmez yedinci senenin başlarında, Hayber üzerine yürümek suretiyle Yahudilerin kuvvetini kırmak için safer düzenledi.

    Hayber, (İbranice'de kışla ve kale demektir) Medine'nin kuzeyinde Şam tarafında (200 km) mesafede, sulu, verimli, imar edilmiş Vadi'l-Kura isimli bir yerde bulunuyordu. İrili-ufaklı sekiz sağlam kalesi vardı. Kale sakinleri zengin yahudilerdi. Rutubetli bir havası olan Hayber, kuru ve sıcak havaya alışkın bedevi Araplar için uygun değildi. Hayber Yahudileri bedevi Arap kabilelerine maddi ve manevi üstünlüklerini kabul ettirmişlerdi. Gatafan kabilesi (ki daha önce birçok düşmanlığı açıkça görülen bir kabiledir) Hayber Yahudilerinin uydusu haline gelmişti. Hayberle birlikte müslümanların yok edilmesine katkı yapabilecek oluşumda yer almaları kaçınılmaz görülüyordu.

    Ayrıca Hayber Yahudilerinin dünyayı iyi tanımaları ve dünyanın o zamanki güçleriyle ilişkileri göz önünde tutulduğunda yaratabilecekleri tehlike ortadaydı. Her an bu büyük güçlerden birinin üssüne dönüşebileceği hesap edilebilirdi. Hayber'in dışarıdan alacağı yardımla Medine'yi tehdit eden en önemli üs özelliğini taşıdığını fark eden Rasûlullah (a.s), Hudeybiye'de Rıdvan Biatını yapan arkadaşlarıyla sefer kararı aldı. Bu sefere başkalarının alınmamasını Hudeybiye dönüşü nazil olan Fetih Sûresi öngörüyordu. Fetih ve ganimetten haber veren bu sûre ile müslümanlar kendilerinden emin olmuşlar, sırf ganimet elde etmek isteyenlere fırsat vermek istememişlerdi (Feth, 15-20)

    Rasûlullah (s.a.v), atlı ve yayadan oluşan bin altı yüz kadar kişiyle hareket etti. İlk önce Hayber Yahudileri ile Gatafan'dan oluşan cepheyi parçalamak ve süratli hareket etmek gerekiyordu. Müslümanlar Hayber ile Gatafan kabilesi arasında bir yerde konakladılar. Bununla iki müttefikin birleşmeleri önlendi. Gatafan kabilesi, kendilerinin kontrol altına alındığını, geride bıraktıkları mal, kadın ve çocuklarının tehlike içinde olduğunu görünce, Hayber’e gitmekten vazgeçtiler.

    Hayber Yahudileri ise bu seferi çok ciddiye almamış görünüyordu. Müslümanların bu kadar hızlı hareket edeceğine ihtimal vermemiş olacaklar ki, Medine'den üç konaklama ile 200 km'yi kat eden müslümanları karşılarında görünce şaşırdılar. Hayber'e gece ulaşılmasına rağmen saldırılmayıp sabah ezanının okunup okunmadığının anlaşılması isteniyordu. Hayber ahalisi ise durumdan habersiz işlerine dağılmaya başlamıştı. Sabahleyin erkenden sepetlerini, bellerini ve çapalarını alıp şehirden tarlalarına gitmekte olan Yahudiler, müslümanları karşılarında görünce korku içinde: "Muhammed ve ordusu" diye bağırıp kalelerine kaçtılar. Rasûlullah da: "Allahuekber, Hayber harap oldu" diye karşılık verdi. Allah'ın onların cezalandırılacağını haber verdiği ayeti okudu: "Fakat (azap) onların sahasına indiği zaman uyarılıp korkutulanların sabahı ne kadar da kötü olur." (Saffat 177) "İndiği zaman" yerine "indiğimiz zaman" şeklinde söyledi.

    Yahudiler aslında birçok kuvvet ve avantaja sahip olmalarına rağmen, kalplerinin paramparça olmalarından dolayı başarısız olacaklardı. Çünkü Allah'ın, Medine Yahudileri hakkında bildirdiği ayet bunlar için de geçerliydi. Bu ayette "Sen onları birlik sanırsın, oysa kalpleri paramparçadır." (Haşr 14) buyruluyordu. Mü'minler için ise: "Hiç şüphesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever." (Saff 4) tespiti yapılıyordu. Mevcudu az ancak birlik içindeki bir ordunun vasıfları bundan daha veciz ifade edilemez. "Nice az bir topluluk, daha çok olan bir topluluğa Allah'ın izniyle galip gelmiştir; Allah sabredenlerle beraberdir." (Bakara 249). Bu mücadelenin de sonucunu kalplerinin durumu belirleyecektir. Kalpleri paramparça olan, birbirlerine güvenmeyen, azim ve kararlılıktan yoksun olanlar kaybedecek, birbirlerine kenetlenmiş, birbirine güvenen, sayıları az bile olsa sabredenler kazanacaktır. Allah'ın va'di budur.

    Hayber Yahudileri büyük panik havası içinde kalelerine sığındılar. Aralarına tam bir birlik sağlayıp savaşamadılar. Herkes kendi kalesini ve savunmasını güçlendirmeye çalıştı. Kalelerinin sağlamlığına güveniyorlardı. Hayber savaşçıları iyi nişancılar olarak tanınıyorlardı. Bu sebeple Müslümanların işi kolay gözükmüyordu. Müslümanlardan ok atışlarıyla yaralananlar oluyor, bunları cephe gerisinde Müslüman kadınlar tedavi ediyorlardı. Bu kadınlar arasında Rasûlullah'ın eşi Ümmü Seleme, halası Safiye, Ümmü Eymen, Nuseybe ve Enes'in annesi Ümmü Süleym de vardı. Savaş geri hizmetini başarı ile yerine getiriyorlardı. Habbab b. Münzir'in teklifiyle Müslümanlar ordugâhın yerini değiştirerek ok menzilinden çıktılar. İlk günlerin kuşatması ve hücumlar etkisiz kalıyordu. Günler geçiyor bir şey elde edilemiyordu. Yahudiler de zaman zaman kaleden çıkıyor Müslümanlara saldırıyorlardı. Hava sıcaktı. Yiyecekler azalıyordu. Hurmalar hamdı, bunlardan yiyenlerden hasta olanlar oluyordu. Rasûlullah eşek etini yemeyi yasak etti. Bütün bunlara rağmen sabır ve metanetini koruyanların zafer elde edeceği kesindi.

    Bir gün yakalanan bir casus, hayatı karşılığında Müslümanlara verdiği bilgiler sayesinde durum değişmeye başladı. Casus'un hangi kalenin en zayıf ve en çok silaha sahip olduğunu söylemesiyle gidişat Müslümanların lehine döndü. Ele geçirilen kalede birçok savaş aleti bulundu. Kaleden kaya atmaya yarayan mancınık ve diğer kalelere saldırırken çatı vazifesi görecek siper çıkarıldı. Muhabere şartlarını güçleştiren hurmalıklardan bazıları kesilmek suretiyle orduya hareket alanı açıldı. Zayıf kaleler teker teker düşmeye başladı. Karşılaşılan en güçlü savunma Na'im adındaki kalenin savunmasıydı. Burası büyük bir kuvvetle karşı koyuyordu. Müslümanların yaptığı bütün hücumlar sonuçsuz kalıyordu. Rasûlullah (s.a.v.): "Yarın sancağı Allah'ın ve Rasulü'nün sevdiği birisine vereceğim. Allah bize zaferi onun ellerinde verecek, o hiçbir zaman dövüşten kaçmayan biri" dedi. Her zaman nispeten küçük bayraklarla sefere çıkılırdı. Hayber'e ise büyük siyah bir sancak getirilmişti. Kartal adı verilen sancağı ertesi gün Rasûlullah (a.s), Hz. Ali (r.a)'ye verdi. O ve arkadaşları ardına zafer için Allah'a dua etti. Zübeyr (r.a) ve kırmızı sarıklı Ebu Dücane'nin büyük rol oynadığı bir günlük şiddetli bir çarpışmayla düşman kale kapıları kontrol altına alındı. Kaledekiler ise kale içlerine çekilip arka bir kanaldan diğer kalelere kaçtılar.

    Hayber kalelerinin en dayanıklı iki kalesi, direnmeye devam ediyordu. Bu kalelerden Zübeyr kalesinin girişi ve diğer tarafları kayalık ve uçurum olduğu ve diğer kalelerden kaçanlar buraya katıldığı için fethi çok zordu. Fakat biri kendinin, ailesinin ve mallarının garantisinin sağlanmasına karşılık, kale duvarlarının altından geçen su kaynağını haber vermesi durumu değiştirdi. Sularının kesilmesi ve savaştan ümit kesmeleri sonucu teslim olarak barış yapmalarını sağladı. Bu kalelerin sakinleri Rasûlullah'a şu teklifi getirdiler: "Kaleden çıkıp gitmek, mallarını da yanlarında götürmek istediklerini, savaşanların da kanının bağışlanmasını talep ettiklerini bildirdiler." Rasûlullah bunu kabul etti. Fakat daha sonra da şunu teklif ettiler: "Hayber'de biz kalalım ve emriniz altında arazimizi işleyelim. Çünkü ziraat işini biz biliriz ve başarırız." Rasûlullah arazi mahsulünü yarı yarıya bölüşmek kaydıyla onlarla barış yaptı ve şu uyarıda bulundu: "Dikkat edin, istediğimiz anda sizi buradan çıkarma muhayyerliğimiz bakidir." Bu anlaşmaya Ebu Bekir (r.a), Ömer (r.a.), Ali (r.a) ve Zübeyr (r.a)'le birlikte on Yahudi şahit tutuldu. Bu durum Hz. Ömer döneminde kadar bu statüde devam etti. Hz. Ömer isyan belirtileri görmesi üzerine Yahudileri Hayber'den çıkardı.

    Hayber'in sağlam kalelerinin ve onca savaşçısının olmasına rağmen fethedilmesi, gerçekten izahı kolay bir mesele gibi görünmüyor. Hayber kahramanlıkları birçok eserde anlatılır. Bu kahramanlıklara sebep ise kalplerdeki iman ve birliktir. Bir kale içinde birlik gibi görünenlerin, kalpleri dağınık ve parçalı ise yenilmeye mahkûm olurken, kalplerine sekine inmiş, iman ve ihlâs sahibi olanların zafer elde edeceği Allah'ın bir ahdidir. Çünkü kâfir ve münafıkların kalplerinde Allah'tan çok mü'minlerin korkusu, mü'minlerin kalbinde ise yalnız Allah korkusu vardır.

     

    Bu yazı toplam 913 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim