Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    İLK ANAYASA VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

    16 Aralık 2016 Cuma 10:57

     

    "Siz insanlar için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. Ve Allah'a iman edersiniz" (3/110). "Böylece sizi vasat bir ümmet yaptık ki, insanlara şahit olasınız..."(2/143) Müslümanlar hakikatin, adaletin ve tevhidin yaşayan şahitleridirler. Müslümanların gayesi salih amel işlemek, fazileti yaygınlaştırmak ve kötülüğü ortadan kaldırmaktır. Ümmet bu gayeler için fertleri arasında kardeşlik ve dayanışmayı sağlamalı ki başarıya ulaşabilsin. Müslümanların ümmet ve kardeşlik bilinci, beraberinde onların hâkim unsur olmalarını getirmektedir. Hicret esnasında Medine halkı Evs ve Hazrec adlı Arap kabileleri ile Beni Kureyza, Beni Kaynuka ve Beni Nadir Yahudi kabilelerinden oluşmaktaydı. İslam öncesi Medine’si, sürekli olarak bu Arap kabilelerinin kâh birbirleriyle, kâh Yahudi kabileleriyle yaptıkları çatışmalara sahne oluyordu. Evs ve Hazrec İslam sayesinde kardeş olmuş, muhacirlerin gelişiyle de güçlü bir otoriteye kavuşmuşlardır. Bu güzel manzara karşısında Medine'nin özellikle Evs ve Hazrec kabileleri hızla İslam'ı kabul etmişlerdir. Daha önce konu edindiğimiz gibi Muhacirlerle Ensar (Evs ve Hazrec) arasında kardeşlik tesis edilmiş, İslam birliği fiili bir kardeşlikle hayata geçirilmişti. Müslüman otoritenin Medine'de yaşayan diğer unsurlara yaklaşımı ise anayasal bir düzenleme ile haklar ve ödevleri belirlemek şeklinde olmuştur. Bugünkü anlamda bir anayasal belge niteliği taşıyan bu düzenlemeler, Yahudilere sağlanan mal ve dinî hürriyetler yanında bir takım ödev ve şartları da içermektedir.

    Ramazan el-Butî, “Fıkhu's Siyre" isimli eserinde (s.214) Medine Vesikası olarak bilinen bu belgenin önemli maddelerinden oluşan bir özetini, esas metindeki sıralanışa göre şöyle vermiştir:

    1- Kureyş ve Yesribli müslümanlarla, onlara bağlanmış ve katılmış olanlar, onlarla birlikte savaşanlar; diğer insanlardan ayrı bir ümmet ve topluluktur.

    2- Bu müslümanların hepsi çeşitli kabilelerden olmalarına rağmen, yine de kan diyetlerini kendi aralarında, geleneğe göre ortaklaşa ödeyecekleri gibi, esirlerin kurtarılması için ödenen diyetleri de mü'minler arasında bilinen adil esaslar dairesinde ortaklaşa ödeyeceklerdir.

    3- Müminler, borçlu ve çoluk çocuğu çok olanları kendi hallerine bırakmayacak, onların kurtulma paralarını (fidyelerini) veya kan bedellerini, aralarında maruf (bilinen) esaslar dairesinde ödeyeceklerdir.

    4- Muttaki mü'minler, kendi aralarından azgınlık eden veya zulüm ve haksızlık yapmak isteyen ya da günah işleyen ve düşmanlık eden veyahut da mü'minler arasında kargaşa çıkaran kimseye cephe alacaklar ve o kişi onlardan birinin evladı da olsa, hepsinin elleri onun aleyhine kalkacaktır.

    5- Allah'ın himaye ve teminatı (mü'minlerden her fert için) birdir, bu onların en hakir görülenlerini bile kapsar. Çünkü mü'minler diğer insanlardan ayrı olarak birbirlerinin "Mevlası-Kardeşi" durumundadırlar.

    7- Bu belgedekileri kabul eden, Allah ve ahiret gününe inanan bir mü'minin, ortaya kötü bir olay (öldürme) çıkaran kimseye yardım etmesi veya onu barındırması helal değildir. Öyle bir kişiye yardım eden veya onu barındıran kimse, kıyamet günü, Allah'ın lanet ve gazabına uğrayacak; onun tövbesi de fidyesi de kabul olunmayacaktır.

    8- Yahudiler (Mü'minler gibi) savaş devam ettiği sürece, kendi savaş masraflarını karşılamak mecburiyetindedirler.

    9- Avf Oğulları Yahudileri, mü'minlerle birlikte bir topluluk teşkil edecekler. Yahudiler kendi dinlerinde, müslümanlar kendi dinlerinde kalacaklardır. Şu kadar ki; bunlardan zulüm veya kötülük işleyen bir kişi, ancak kendini ve ev halkını tehlikeye sokmuş olacaktır.

    10- Savaş halinde, Yahudilerin masrafları kendilerine, müslümanların masrafları da kendilerine ait olacaktır. Şüphesiz bu belge sahiplerine harp açanlara karşı onlar kendi aralarında yardımlaşacaklardır.

    11- Bu belge sahipleri arasında herhangi bir olay veya anlaşmazlık çıkar ve bunun onların aralarını bozmasından korkulursa; bu anlaşmazlık veya olay hemen şanı Yüce Allah'a ve Allah'ın Rasülü’ne (s.a.v.) arz ve havale edilecektir.

    12- Medine'den çıkan da emniyette, oturan da emniyette bulunacaktır. Bir zulüm veya suç işleyen kimse bundan müstesnadır.

    13- Muhakkak ki, Allah bu belgeye en doğru ve en iyi şekilde riayet edilmesinden hoşlanır. Şüphesiz ki, Allah'ın himayesi iyilik yapan ve kötülükten sakınanlar içindir.

    Muhammed Hamidullah, "İslam Peygamberi" isimli eserinde (c,1/s.202) bu belgenin tamamını (47 maddesini) vermiştir.

    İslam, haklar ve ödevler manzumesi olarak yaşadığı toplumun hayat esaslarını, hukukî ve anayasal düzenleme olarak ta başından beri ortaya koymuştur. Rasûlullah kendi hicretinden önce Medine'ye "Nakib"ler (başkanlar) diyebileceğimiz yetkililer tayin etmişti, fakat toplum henüz tam bir bütünlük ve dayanışma içine girebilmiş değildi. Aynı yerde yaşayan insanların hak ve görevlerini açıkça ortaya koymak gerekiyordu. Söz konusu belgeyle bu yapılmış, toplumsal yaşam anayasal çerçeveye oturtulmuş oldu. Bu anayasa ilk İslam Devleti’nin anayasası olmasından öte, insanlık tarihinde vazedilmiş ilk yazılı anayasa olma özelliğine de sahiptir.

    Bu belgeyle, yepyeni bir durum ortaya çıkmıştır. Din ve onun Peygamber’i siyasal düzlemde, din ve dünya hayatını birleştirmiştir. Ahlakî, manevî ve hukukî kıymetlerin ayakta tutulabilmesi için dünyevî müeyyidelerin zarureti öğretilmiştir.

    Yukarıda verdiğimiz maddeler ve de bütün bir metin göz önünde tutulduğunda,  ilk bakışta göze çarpan önemli ilke ve dersler kolayca fark edilecektir. Biz bunlardan bazısını şöyle tespit ettik:

    a) Anayasal düzenleme insanlık hayatına sokulmuş, bir insanlık devrimi gerçekleştirilmiştir.

    b) İslam devleti ta başından beri anayasal temele dayandığını ortaya koymuş, insanlığa hukuk ve hukukun üstünlüğü ilkesi öğretilmiştir.

    c) Müslümanların birbirlerine karşı hak ve ödevleri ile ümmetin diğer unsurlarının hak ve ödevlerinin yazılı düzenlemelerle ortaya konulmasının gereği belirtilmiştir.

    d) İslam toplumunun, dini olduğu kadar siyasi bir topluluk olması öngörülmüştür.

    e) Mü'minler ve onların dışındakiler yükümlülüklerini kabile ve soy esaslarına göre değil, bu belgeyle belirlenen esaslara göre yerine getireceklerdir. Bununla ümmet esası geçerli hale getirilmiştir. Bu belgenin esası da mü’minler arasında iyi ve makul bilinen esaslara göre olduğu vurgulanmıştır.

    f) Müslümanların tek bir millet olduğu öne çıkarılarak, ayırıcı özellik ve farklılıkların İslam inancı karşısında öneminin olmadığı benimsetilmiştir.

    g) Müslüman olmasa da müslümanlarla birlikte yaşayan diğer insanlar, bu belgeye bağlı kalmaları şartıyla bir ümmet ve topluluk sayılmıştır.

    h) Müslümanların kendi aralarında dayanışma içerisinde olmaları istenmiştir.

    i) Müslüman olmayanların din ve mal güvenceleri tam olarak verilmiştir.

    ı) Zulüm ve haksızlık yapan hiç kimsenin korunmayacağı belirtilmiştir.

    k) Mü'minler aleyhine olacak şekilde hiçbir kâfire yardım edilmemesi ve her mü'minin himayesinin geçerliliği ortaya konulmuştur.

    l) Mü'minlerin hiçbir suçluyu himaye etmemesi gerektiği açıklanmış, hukukun üstünlüğü sağlanmıştır.

    m) Aralarında ihtilaf çıkan kim olursa olsun herkes için, yegâne hüküm mercii Allah ve Rasûlü’dür.

    n) Anlaşmazlıkların muhakeme ile çözülmesinin gereği ortaya konmuş; anarşi, zorbalık ve adaletsizlik önlenmiştir.

    o) Yaşanılan coğrafyanın savunması ve iç emniyet konularında herkesten gerekli katkılar istenmiştir.

    p) Ülke hudutlarının tespitinin, asayiş için lüzumu ortaya konulmuştur.

    r) Kısaca Medine'de Rasulullah’ın kurduğu İslam devletinin temelini gösteren bu belge, birlik, yardımlaşma, eşitlik ve adalet ilkelerini kapsamaktadır. Müslüman toplulukların takip etmeleri gereken yöntem ve ilkeler, özlü bir şekilde çağının ihtiyaçlarına göre ortaya konan bu belge, müslümanlar için güzel bir örnek ve büyük bir imkândır.

    İslam'ı hukuksuzluk ve geri bir hukuk anlayışı olarak görenlere, 14 asır önce ortaya konmuş insanlık devriminin belgesini sunarken, müslümanlara kıymetlerini ve yapmaları gereken çalışmaları hatırlatmış olduğumuz kanısındayız...

    “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun; işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (3/104)

     

    Bu yazı toplam 1078 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim