Zehra Ali YILMAZ

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Zehra Ali YILMAZ

    Kuş Yuvaları

    05 Mayıs 2020 Salı 14:26

    Sular çaglar tuyûr âvâzesinden kûhsâr iñler

                                                                                         Bahar eyyâmıdur şimden girü şît u sadâ artar

                                                                                                                                                    Bâkî

    Arkadaşım aradı geçenlerde. ‘Nasıl mutluyum anlatamam, şu korona salgın günlerinde vaktim oldu da tıpkı çocukluğumdaki gibi kuşlara yuva yapıyorum. Bozulan yuvalarını onarıyorum. Yakında güvercin de besleyeceğim tekrar.’ Diyordu. Çok anlamlı bir emek. Her can çok kıymetlidir ve gücü yetenlerin elinden gelen her türlü desteği vermesi insanlığın gereğidir. Ne var ki düşünmeden de edemiyorum; kuşlara yuva kurma, onların yuvalarını koruma isteği, yani karınca ailesinin, kedilerin, köpeklerin, tilkilerin ya da ceylanların artık aklınıza ne kadar hayvan gelirse yuvalarını korumak yahut onlara da yuva kurmak değil de ille de kuşlara yuva kurmak aynı zamanda etkilenmenin, ön ve ezberlenmiş bilgi ve beğenilerin ve reflekslerin tezahürü müdür? Arkadaşım mutlaka her canlıya eşit mesafede de olsa, insanların genel eğilimi elbette dikkati çekmektedir.

    Fakat onun bu emeği ve heyecanı bana başka bir gerçeği, insanların hıza olan düşkünlüğünü düşündürdü. İnsanlar, tarih boyunca kuşlara hep çok düşkün olmuş. Üzerine şiirler söylemiş, hikâyeler yazmış, kıssalar aktarılmış, karşıladığı aslın, özün önüne geçen sembol anlamlar yüklemiş. Kuşların kanatları ve kendilerine hız kazandıran uçma kabiliyetleri olmasaydı gene bu kadar gözde olurlar mıydı acaba diye düşünüyorum.

    Evet, hızın kutsandığı bir dünyada yaşıyoruz. Bize hız kazandıran her şey çok kıymetli. Hayatımızın özel anlarını ya da hislerimizi hızın sembolleri ile tanımlıyoruz. Örneğin insanlık tarihiyle yaşıt tekerleğin icadı, hıza duyulan ihtiyacın nesnesi. Sonra makineler, o makinelerin çarklarını daha hızlı çalıştırabilmek için güçlendirilmiş motorlar v.s.

    Hıza olan düşkünlüğümüzden yemek kültürümüz de nasiplenmiş. Emek ve zaman isteyen yemekler hafızalarımızın handeyse hoş hatıraları rafında yerini almış. Yemeklerimizi en hızlı şekilde pişirecek tencereler üretmişiz. Isıtırken dahi saniyelerin hesabını yapıp hız tedbirlerini almışız. Hız tutkunluğunda öyle bir seviyeye gelinmiş ki kitap okurken, saatleri eş zamanlı değerlendirebilmek için sesli kitap siteleri kurmuşuz. Spor yaparken kitap dinleyerek okuma ihtiyacımızı karşılamaya çalışmışız. Hacimli edebî türlere ve kitaplara da sanki vakit ayıramaz olmuşuz. Kısa hikâyenin yanında küçürek hikâyeler girmiş hayatımıza. Hıza yüklediğimiz anlama göre edebî türler çıkarmışız. Hızı öylesine yüceltmişiz ki adına yarışmalar dahi düzenlemişiz.   

    Ne ilginç ki hıza bağlı olarak zamandan kazanırken bir taraftan da yaşam çemberimizi ve gereklerini daraltmaya başlamışız. Örneğin dilimizi, daha özenli kullanıp kelime sayısını artırmak yerine daha az kelime ile konuşmaya ve yazmaya başlamışız. Kısırlaşan kelime hazinemiz mi yalnızca? Yazmayı da hayatımızdan hemen hemen çıkarmışız? Sevdiğimize mum kokulu, mürekkep lekeli, ucu yanık mektup göndermeyi ninelerimizden dinler olmuşuz. Yahut özenle kesilip biçilen bir elbiseyi sabırla bekleyemez olmuşuz? Üzerine kafa yorulan elbiseler film setlerinde, tiyatroların terzi atölyelerinde kalmış handeyse. Kumaş beğenmeler, terzi ile randevular, denemeler, beklemeler, hevesle o son şekli görme heyecanı hiçbiri kalmamış. Hayatımızın her alanına dair sayısız örnekler mevcut.

    Fakat kuşlara döndüğümüzde, güzellikleri karşısında kendimizi alamadığımız da bir gerçektir. Bir çift kanadı ve uçma kabiliyeti bir yana, tüylerindeki eşsiz renkleri, hoş nâmeleri, kendilerine has tabiatları ile varlık âleminde insanla bir arada olmaya en uygun, insana en yakın canlılarındandır hiç şüphesiz.

    Hâsılı, insanlığın hız ile imtihânı çetin bir imtihâna benzemektedir. Öğütücü bir tarafı vardır. Hızın hayatımızdaki varlığını ve konumunu, denizdeki geminin su ile arasındaki ilişki gibi düşünmeliyiz. Denetim, kaptanın elinde olmalıdır.  

    Zehra Âli YILMAZ

    Bu yazı toplam 1053 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim