Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    KUŞATILMIŞLIKTAN KUŞATMAYA

    02 Nisan 2017 Pazar 23:19

    Rasûlullah (s.a.v) savaşlarında tek bir yöntem izlememiş, istişarelerinde ortaya çıkan görüşleri ve zafere götürecek her türlü hikmetli yitik malıdır, nerede bulursa alır.” hadisinin bir tatbikatını, o güne kadar Arapların bilmediği bir savunma sistemi olan hendek fikrini hayata geçirerek ortaya koymuştur.

    Hendeğin kazılması esnasında Allah Rasulü’nün bizzat çalışması, Müslümanlar arasında nasıl bir adalet ve eşitliğin olduğunu göstermesi bakımından hayranlık vericidir. Hangi topluluğun, lideri ve ileri gelenleri konumunda bulunan kişiler, Rasûlullah’ın davrandığı gibi davranabilir? O bir toplumun lideri ve peygamberi olduğu halde, açlığını bastırmak için karnına taş bağlayarak, belki herkesten fazla toz toprak içinde kalarak gece gündüz çalışmaktaydı. Hendek kazılırken çekilen açlık ve yorgunluğa ortak olduğu gibi, söylenen şiir ve şarkılara da karşılık vererek, arkadaşlarının neşelerine de katılıyordu.

    Sadece üç-beş kişiyi doyuracak bir yemeğe davet edildiğinde arkadaşlarını toplayıp gitmesi, O’nun ashabına olan şefkat ve sevgisinin derin ifadesidir. Ashabıyla külfeti ve çileyi paylaşan Allah Rasûlü, nimeti de paylaşmıştır.

    Rasûlullah (s.a.v)’ın Gatafan’a savaştan çekilmesi için Medine'nin mahsulünün üçte birini verme teklifini ileri gelen Müslümanlara sorması, O'nun istişareye ve ashabının görüşlerine son derece değer verdiğini gösterir. Rasûlullah (s.a.v.) bu istişare ile arkadaşlarının kararlılıklarını da görmüş oldu. Onların tam kanaatlerini öğrenmeden rastgele hareket etmek istememişti. Bu, O'nun sahabesini eğitmesinin bir yöntemiydi.

    Rasûlullah (s.a.v.) bütün işlerinde hazırlığını, planını, programını yapardı. Fakat bunu zafer için tek başına yeterli görmez, neticeyi hâsıl edecek olan Allah'a tam bir teslimiyet ve tevekkül gösterirdi. Onun için Allah Rasûlü ve Müslümanlar öncelikle Allah'a güvenmişler sonra kendilerine ve hazırlıklarına güvenerek en olumsuz şartlarda başarıya ve zafere ulaşmışlardır.

    "Sabrederek ve Rablerine güvenerek iş görenlerin ecri ne güzeldir." (29-59) "Allah'a güven, vekil olarak Allah yeter." (33/3) "Allah (vardır), O'ndan başka tanrı yoktur. İnananlar yalnız Allah'a güvensinler." (64/13)

    Hendek Gazasında düşman karargâhını alt üst eden fırtına konuyu izah etmektedir.

    Bu savaşta uygulanan taktik ve stratejilerden biri de casusluğa ve istihbarata önem verilmesidir.

    Diğer bir husus da kılınamayan farz namazların en kısa süre içinde, fırsatı bulunur bulunmaz kazasının yapılmasının gerektiğidir.

    Müslümanlar arasındaki münafıkların korkaklığı, ümitsizliği, gevşekliği ve topluca hareket etmeye engel oluşları bile mü'minleri inandıkları davalarından geri bırakmamalıdır. Hatta mü'minler, kendilerine ihanet eden müttefikleri bile olsa azim ve kararlılıktan ayrılmamalıdırlar. Nitekim Hendek savaşının en kritik noktasında antlaşmalı oldukları Yahudi kabilesi Beni Kureyza Müslümanlara ihanet etmişti.

    Azhab ordusunu oluşturan Mekkeli müşrikler ve civar bedevi kabileleri apar topar ve perişan bir vaziyette Medine'den ayrılmışlardı. Beni Kurayza'nın korktuğu başına gelmiş, Müslümanlara baş başa kalmışlardı. Müslümanlar düne kadar kuşatılmışlığın ve ölüm-kalım mücadelesinin pençesinde iken bugün sevinçli ve muzaffer olarak evlerine dönüyorlardı. Bir ay boyunca açlığa, soğuğa, göğüs geren ve her şeyden önemlisi ihanete uğrayan Müslümanlar derin bir nefes alma imkânı buluyorlardı. Antlaşmalı oldukları halde en zor zamanda Müslümanları arkadan vurup, canlarına ve mallarına göz diken Beni Kurayza'nın durumu hakkındaki

    belirsizlik sürüyordu. Ahzab ordusunun tertipçisi, Kurayzaoğullarını ihanete ikna eden, putperestliği tevhide tercih eden Huyey b. Ahtab, söz verdiği üzere Kurayzaoğullarının kalesine sığınıyordu. Medine'nin güvenliğinin korunması ve hainliğin cezasının verilebilmesi için bunlarla savaş kaçınılmazdı.

    Rasûlullah (s.a.v.) evine dönmüş, zırhını çıkarmış ve âdeti olduğu üzere yıkanmıştı ki, Cebrail gelerek "Melekler silahlarını henüz bırakmadılar. Şüphesiz Allah, sana Beni Kurayza üzerine yürümeni emrediyor" dedi. Allah Rasûlü de ashabına: "İşiten, itaat eden herke ikindi namazını Beni Kurayza'dan başka yerde kılmasın" dedi ve yola koyuldu. Çağrıyı duyanlar silahlandı ve gruplar halinde Kurayzaoğulları mahallesine yöneldiler. Rasûlullah (s.a.v.) öncü bir grubu Hz. Ali komutasında kale dibine gönderdi, kendisi de Kurayzaoğulları yurdunda bulunan bir kuyunun başında Müslümanların toplanmasını bekledi.

    İkindi namazının kılınması hususunda iki ayrı uygulama ortaya çıktı. Kimisi Rasûlullah (s.a.v.)'ın emrini zahirinden ele alarak ikindi namazlarını vaktin geçmesine rağmen yolda kılmamışlardı. Bir kısmı da bu emirden maksadın Kurayzaoğulları yurduna süratle intikal etmek olduğunun, yoksa vakti geçse dahi namazı kılmamak olmadığını anlayarak yolda namazlarını kılmışlardı. Rasûlullah her iki anlayışın samimiyetine ve doğal yorum farkının olmasına binaen bu iki uygulamayı ses çıkarmayarak onayladı. Art niyetten uzak içtihatlara ve görüşlere saygı gösterilmesi gerektiğinin çarpıcı örneği ortaya koydu.

    Müslümanlar üç bin kişiye ulaşmış, Kurayzaoğulları ise kalelerine sığınmışlardı. Müslümanlar iyice yaklaşmış olmalarına rağmen Yahudilerin Rasûlullah'a ve âline çirkin sözler söylendiğini duyan Hz. Ali, Rasûlullah (s.a.v.)'ı oradan uzaklaştırmak istedi: "Ey Allah'ın Elçisi! Bu pisliklere yaklaşmama gerek yok" dediğinde: "Niçin? Zannediyorum benim hakkımda söylenen kötü sözler duydun" dedi. Hz. Ali: "Evet ey Allah'ın elçisi! deyince "Beni görseydiler öyle bir şey söyleyemezlerdi" buyurdu. Kalelerine yaklaşınca da: "Ey maymunların kardeşleri! Allah sizi rezil edip üstünüze belasını indirmedi mi?" diye seslendi. Onlar da: "Ey Ebu'l-Kasım, sen cahil beri değilsin" dediler.

    Bu olay bize, kötü söz söyleyene veya küfür edene, gerektiğinde sert karşılık vererek anladığı dilden cevap verilebileceğini göstermektedir.

    Arkalarından vurmaya çalıştıkları Müslümanların önlerinde saf bağlamaları karşısında yapabilecekleri tek şey, kalelerinde kalarak savunma savaşı yapmaktan başka çaresi yoktu. Beni Kurayza'nın.

    Gece yarısına kadar karşılıklı ok ve taş atışlarıyla kuşatma fiilen başladı. Kuşatma yirmi beş gün kadar devam etti. Bu arada Müslümanları ihanet etmeyenlere izin verildi. Kuşatmayla sıkışan ve korkuya kapılan Yahudiler konuyu kendi aralarında müzakere ederken aralarında şöyle bir diyalog geçtiği rivayet edilir.

    Beni Kurayza reisi Ka'b: "Ey Yahudi topluluğu işte gördüğünüz durum başınıza geldi. Ben size üç yol öneriyorum tercih sizindir. Ya bu adama uyup onu tasdik edelim. Doğrusu, onun Allah elçisi bir peygamber olduğu apaçık anlaşılıyor. Ona dair belirtiler kitabınızda da var. Böylece kanlarınızı, evlat ve kadınlarınızı korumuş olursunuz" dedi. Onlar da: "Biz Tevrat'ın ahkâmını terk etmeyiz ve onu başkasıyla asla değiştirmeyiz" dediler. Ka'b ikinci teklifi açıkladı: "Bunu kabul etmiyorsanız, o halde hep beraber kadın ve çocuklarımızı öldürelim, daha sonra yalın kılıçla Muhammed ve ashabına saldıralım. Allah bizimle Muhammed arasında hükmünü versin. Ölürsek, ölürüz ve arkanızda korkacağımız bir nesil bırakmamış oluruz. Eğer kazanırsak kadın da buluruz çocuk da." Yahudiler: "Niçin çaresizleri öldürelim, bunlar olmadan hayatın ne değeri var?" dediler. Bunun üzerine Ka'b üçüncü teklifini anlatmaya başladı: "Bu gece cuma gecesi olduğu için Muhammed ve ashabı bizim

    tarafımızdan tehlike gelmeyeceğine kanaat etmişlerdir. Bu nedenle aniden baskın yapıp gafil avlayalım." İnançlarında taassup sahibi olanlar: "Cumartesimizi fesada mı vermek istiyorsun? Bizden öncekilerin yapmadığını mı yapalım?" diyerek bu görüşe karşı çıktılar.

    Bütün bunlardan sonra çaresizlik içinde Beni Nadir'in yaptığı gibi bir antlaşma yapabilmenin yollarını aramaya başladılar. (Daha önce ihanet eden Beni Nadir ile götürebilecekleri yükleri alarak Medine'den ayrılma izni veren bir antlaşma yapılmıştı. Fakat Medine'den ayrılan Nadiroğullarının ileri gelenleri Ahzab (Hendek) Savaşı'nın tertipçisi olmuşlardı.) Yahudiler Ebu Lubabe'yi istişare etmek için istediler. Ebu Lubâbe Evsli idi. Evslilerin de Beni Kurayza ile önceleri antlaşması vardı. Ayrıca Ebu Lubâbe Akabe'ninde ileri gelenlerindendi. O'na şöyle dediler: "Ey Ebu Lubâbe! Sana göre biz Muhammed'in hükmüne boyun mu eğmeliyiz?" O da: "Evet" dedi. Kadın ve çocukların ağladığını görünce onlara acıdı ve eliyle boynunu işaret ederek öldürüleceklerini ima etti.

    Ebu Lubâbe müslümanların gizli planını açığa vurduğundan dolayı çok üzülüp, pişman oldu. Hareketiyle Rasûlullah'a ihanet ettiğini anlayan Ebu Lubâbe mescide gitti ve kendisini bir direğe bağladı. Allah'ın tövbesini kabul etmesine kadar kendini çözmeyeceğine yemin etti. Altı gece ve gündüz sütuna bağlı kalan, sadece namaz vakitlerinde karısı tarafından, sadece namaz vakitlerinde karısı tarafından çözülen ve tekrar bağlanan Ebu Lubâbe hakkında şu ayet nazil oldu: "Ey inananlar, Allah'a ve Rasûlü'ne hainlik etmeyin. Size güvenilen (emanet edilen) şeylere bile bile ihanet etmiş olursunuz." (8/27) Ayetler yetki verilmemiş konularda Müslümanların aleyhine olacak konularda bilir bilmez hareket etmenin ve açıklamada bulunmanın doğru olmadığını belirttikten sonra, samimiyetle günahlarına pişman olanların tövbelerinin kabul edileceğini bildiriyor:

    "Günahlarını itiraf eden diğerleri de vardır. Bunlar kötü amelle iyi ameli birbirine karıştırdılar. Umulur ki Allah onların tövbelerini kabul eder. Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir." (9/102)

    Yahudiler Nabbas bin Kays'ı gönderip, Beni Nadir gibi bir antlaşma yapmak istedilerse de Rasûlullah bunu reddederek sadece kendilerinin vereceği hükme uymaları gerektiğini bildirdi.

    Müslümanların ablukasına ve hücumlarına daha fazla dayanamayacaklarını anlayan Beni Kurayza Cumartesi günü kayıtsız teslim oldular. Önceden antlaşmalı oldukları Evs kabilesinden bazıları, bağışlanmaları için aracı oldular. Rasûlullah onlara: "Ey Evs halkı! Acaba sizden birinin onlar hakkında vereceği hükme razı olur musunuz?" diye sorunca: "Evet" dediler. Rasûlullah da "Sa'd bin Muaz hakem olsun" dedi.

    Sa'd, Hendek savaşında yaralanmıştı. Rufeyde'nin çadırında yatıyordu. Rufeyde, Müslüman yaralılara ve hastalara hizmet gönüllü olan bir Müslüman kadındı.

    Evsliler ona alıp geldiler. Gelirken de Kurayzaoğullarına iyilikte bulunmasını istediler. O ise: "Sa'd için Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınamasına aldırış etmemenin zamanı gelip çattı." dedi. Etkileyici bir yapısı olan Sa'd geldiğinde Rasûlullah şöyle dedi: "Kalkın, büyüğünüze doğru gidin" Bir topluma hürmete layık biri geldiği zaman aşırı davranışlardan kaçınmak şartıyla, gelen hürmet göstermek için ayağa kalkmanın ve karşılamanın müstehap bir davranış olduğunu bu ve benzeri olaylar bize göstermiştir.

    Sa'd, vereceği hükmün taraflarca itirazsız kabul edileceği sözünü aldı. Sa'd, Beni Kurayza'nın hangi zamanda ne şartlarda ve nasıl aralarındaki antlaşmanın bozulduğunu unutmuşa benzemiyordu. Ahzab gününde onlara antlaşmalarını

    hatırlattığında nasıl çirkin sözlerle karşılandığı gözünün önüne gelmiş olmalı ki, hükmünü verdi: "Bunlardan harbe iştirak edenleri öldürülür, malları bölüşür, kadınları ve çocukları esir edilir."

    Tevrat’a da uygun olan bu hükme Kurayza Yahudileri fazla itiraz etmediler. Hükmün infazı sırasında gösterdikleri metanetten dolayı Kurayzaoğulları Müslümanların övgüsünü almışlardır.

    Hendek savaşının anlatıldığı Ahzab suresinde bu olay şöyle anlatılmaktadır:

    "Kitap Ehli'nden onlara yardım eden (Kurayzaoğullarını) lerini de kalelerinden indirdi ve kalplerine korku düşürdü. (Onlardan) bir kısmını öldürüyordunuz, bir kısmını da esir alıyordunuz. Onların topraklarını, evlerini ve mallarını ve henüz ayak basmadığınız bir toprağı size miras verdi. Allah, her şeye kadirdir." (33/26-27)

    Bu ayetlerde Yahudilerin ihanetleri ve akıbetleri ifade edilmektedir. Müslümanlara ise müjdeler verilmektedir.

    Kuşatılmışlıktan kuşatmaya, ardından zafere ve ganimete giden yolda, Müslümanlar gecelerini gündüzlerine katarak mücadele etmişler ve Allah'ın yardımını hak etmişlerdir. Bundan böyle Medine güvenli bir şehir haline gelmiş, Müslümanlar fetihler ve zaferlerle müjdelenir olmuşlardır.

    Bu yazı toplam 881 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim