Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    Kuşatma ve Direniş

    21 Ekim 2016 Cuma 18:20

    Mekkeli müşrikler, İslam’ın gittikçe yayıldığını ve Müslüman olanların sayısının arttığını görüyorlardı. Ömer ve Hamza (r.a) gibi yiğit ve cesur insanların İslam’ı kabul etmeleri ve Habeşistan hicretinin başarı ile gerçekleştirilmesi, alay, hakaret ve işkenceyle İslam’a engel olma gayretlerine Müslümanlara ve onlara yardım edenlere ambargo uygulama kararı aldırmıştı.

    “Onlarla  (Yani Rasûlullah’ın mensubu bulunduğu Beni Hâşim ailesi ile bunların müttefikleri ve akrabası, yani umumiyetle Beni-Muttalib) ile konuşulmasını, birlikte oturulmasını, kız alıp verilmesini, ticari münasebette bulunulmasını ve ayrıca Muhammed’in (sav) kafası koparılmak üzere kendilerine teslim edilmesine kadar bir sulh ve eman (himaye) anlaşması akdedilmesini” yasaklayan bir karar Mekkeli müşrikler tarafından alındı. Kureyşliler bu konuda o kadar kararlı ve azimliydiler ki vesikayı Kâbe’nin iç tarafına astılar. (1).

    Bu boykot ve ambargo kararıyla birlikte Müslümanlar ve Haşimoğulları, Şi’b Ebî Talip adı verilen Mekke dışında küçük bir vadiye sığınmaya katıldı. Muttalib oğulları da onlara mecbur katıldı. Yalnız Ebu Leheb, Kureyşlilerle birlikte kalmakla da yetinmeyerek ambargonun sıkı takipçisi olmuştu.

    “Sühey şöyle diyor: “Sahabe Mekke’ye bir kafile gelince birisi çocuklarına yiyecek bir şeyler satın almak için pazara gelirdi. Bunun gören Ebu Leheb tüccarlara: “Ey tüccarlar! Muhammed’in (a.s) ashabına pahalı satın da sizden bir şey alamasınlar. Benim ne kadar malım olduğunu biliyorsunuz. Sözümü yerine getirdiğimi de bilirsiniz. Onlara mal vermeyin, ben sizin zararınızı karşılarım.” Onlarda fiyatları kat kat artırıyorlar ve sahabelerin çocukları açlıktan kıvranırken elleri boş döndürülüyorlardı.

    Yunus, Sa’d b.Ebi Vakkas’tan şöyle söylediğini rivayet ediyor: Bir gece küçük abdestimi yapmak için dışarı çıktım. İdrar’ın altında kuru bir nesnenin sesini duydum. Baktım ki kuru bir deve derisi. Hemen onu alıp yıkadım sonra ateşte kızarttım ve su ile pişirip onunla üç gün idare ettim.” (2)

    Uygulanan ambargonun boyutlarını göstermesi açısından ve Müslümanların imanlarının gücünü ortaya koyması bakımından rivayet edilen bu olaylar günümüz Müslümanları için ibret vesikasıdır. Bu zorlu günler üç yıl kadar devam etmiştir. Buna rağmen Haram aylarında dışardan gelen hacı adaylarından ihtiyaçlarını karşılama imkânı buluyorlardı. Rasulullah da bu aylarda dışarıdan gelen yabancılara, Mina, Mecenne, Ukaz ve diğer belli yerlerde İslam’ı anlatabiliyordu. İslam’ı gündemden düşürmüyordu. Bir süre sonra insaf sahibi bazı kimseler bu insanlık dışı uygulamaya gizli gizli karşı duruyor, ambargonun sıkı uygulanmasına engel olmaya başlıyorlardı.

    “Boykot sıkı bir şekilde uygulanamıyordu ve evlenen bir kadın hala eski kabilesinin bir üyesi sayıldığı için Beni Haşim’le bağlar tamamen koparılamıyordu. Ebu Cehil sürekli boykotu kontrol ediyor. Fakat istediklerini herkese uygulatamıyordu. Bir gün Hatice’nin yeğeni Hakim’i, yanında sırtında bir çuval unla giden bir köle ile beraber Beni Haşim mahallesine giderken gördü. Onları düşmana yiyecek götürmekle suçladı ve Hakimi Kureyş’e ihbar edeceğini söyledi. Onlar tartışırken, Esed kabilesinden Ebu’l Buhteri geldi ve meselenin ne olduğunu sordu. Sorunu öğrendiğinde Ebu Cehil’e : “Bu onun halasının unudur, halası ununu istiyor. Bırak da adam istediğini yapsın” dedi. Ne Hakim ne de Ebu’l Buhteri müslüman değillerdi”. (3)

    Daha sonra ambargoya karşı olanlar bir araya gelerek anlaşmayı ortadan kaldırmışlardır.

    “Bir yandan şehrin ileri gelen bazı şahsiyetleri ferden bu boykot hareketine bir son verilmesini arzu etmişler, diğer yandan zaman itibarıyla üst üste gelen bir takım tuhaf olaylar, bu sosyal boykotu sona erdirmiştir. Bir taraftan şehrin insaniyet sever bazı kimseleri, boykotun tamamen, hiç olmazsa kısmen kaldırılmasına karar verilmesini istemek üzere bir araya geldiler. Bunlardan biri, altı kadar arkadaşını toplayarak hiç olmazsa kendi soy ve aileleri mensupları üzerinden bu cemiyet dışı bırakılma muamelesinin kaldırılmasına karar verdirebildi.  Muhtemeldir ki bu boykot dolayısıyla diğerlerinden daha çok zarar gören şehir tüccarları da bu karara katılmışlardır. Diğer taraftan Rasulullah, Kâbe binası içine asılan bu boykot vesikasını çöl karıncalarının, “Allah” ve “Resul” kelimeleri müstesna tamamen kemirip yok ettiklerini umuma bildirdi. Meraklı ve şüpheci bir tabiata sahip Kureyşliler mabede girdiler ve kimsenin elini sürmemiş olduğu vesikanın Muhammed (S.A.V.)ın tam beyan ettiği gibi bir hale bürünmüş olduğunu gördüler. Bu durumu, Muhammed (S.A.V.)ın üzerinde bulunduğu ilahi tebliğ vazifesinin hak oluşu ve doğruluğu ile ilgili bir mucize mahiyetinde saymamakla beraber, müslümanlara karşı yürüttükleri boykot hareketine bundan böyle son vermişlerdir” (4) Bu sahifeyi yazan Mansur b. İkrime’nin eli felç olmuştu. (5)

    İlk müslümanlar menfaatlerin kaybedileceğini ve hususi maslahatların yok olacağını bile bile zora talip olmuşlardı.

    “Hak yolunda, bizzat hak için bu şekilde fani olmak gibi nefisleri arıtarak başka bir terbiye şeklinin bulunduğunu zannetmiyorum. Sonra Kur’an, inançlar ile ticaret yapmayı, inançlar üzerine servet yığma hesaplarını ortadan kaldırmak ve inanç istismarıyla yeryüzünde üstünlük sağlama hesaplarını kökünden kazıma hususunda, gayet kesin bir tavır beyan etmiştir”.

    “Kim dünya hayatını ve onun ziynetlerini isterse, biz onlara dünyada yaptıklarının tam karşılığını veririz. Onların orada bir şeyleri eksilmez. İşte bunlara ahirette de cehennem ateşinden başka bir şey yoktur. Orada yaptıkları boşa çıkmıştır. Zaten işledikleri batıldır.” (Hud, 15-16) (6)

    İmanın insana verdiği sabrın ve tahammül gücünün bir belgesi durumundaki boykot olayı, müslümanlar için sıkıntıların göğüslenmesinde büyük örnek oluşturmaktadır. Müslümanların inançlarından taviz vermemek için tüm olanlara katlanmalarının sebebi inançlarındaki samimiyet ve gerçekliktir. Gerçek imana sahip olmayanların katlanmasının zor olduğu bir durumdur.

    Allah, Kur’an’da müslümanlara ve Resul’e (a.s) teselli, sabır, telkin edip yardım vaat ederken, kâfirleri tehdit edip korkuya salmaktadır.

    “(Uğrayacakları) çetin azaptan dolayı vay kâfirler(in halin)e! Onlar ki, dünya hayatını, ahirete tercih ederler, Allah’ın yolundan çevirirler ve onun eğrilmesini isterler. İşte onlar, (haktan) çok uzaklara saplanmışlardır.” (İbrahim, 2-3)

    “Zalimlerin yaptığından Allah gafil sanma, O, sadece onları, gözlerin dehşetten donup kalacağı bir güne erteliyor.” (İbrahim, 42)

    “Onlar tuzaklarını kurdular. Oysa dağları yerinden kaldıracak (cinsten) olsa bile onların tuzakları, Allah’ın yanındaydı. Sakın, Allah’ı rasullerine verdiği sözden cayar sanma! Çünkü Allah daima üstündür, öç alandır.” (İbrahim 46-47)

    “(De ki): “Ben sadece bu şehrin Rabbine kulluk etmekle emrolundum. O burayı saygı değer kıldı ve her şey O’nundur. Ve bana müslümanlardan olmam emredildi. Ve (bana) Kur’an okumam (emredildi).” Şimdi kim yola gelirse kendi yararına gelmiş olur ve kim saparsa, de ki: “Ben ancak uyarıcılardanım.”(Neml, 91-93) “Hiç şüphesiz biz rasüllerimize ve iman edenlere dünya hayatında da, şahitlerin duracakları gün de elbette yardım edeceğiz. O gün zalimlere, mazeretleri fayda vermez. Onlar için lanet ve yurt(lar)ın en kötüsü vardır.” (Mümin, 51-52)

    “Ya biz seni alıp götürdükten sonra onlardan öç alırız. Yahut onları tehdit ettiğimiz şeyi sana gösteririz; bizim onlara gücümüz yeter...” (Zuhruf, 41-42)

    Allah’ın emrini Rasûlullah’ın uygulamalarını göz önünde bulunduran bütün toplumlar dünyada da ahirette de başarıya ulaşacaklardır. Allah mü’minlere dünyada da ahirette de başarı, kurtuluş ve saadet vaat ediyor. Kâfirlere ise dünyada rüsvalık, ahirette de azap vereceğini bildirmektedir.

    “Ey mü’minler(!) Gevşemeyin, mahzun olmayın. Siz eğer (gerçekten) mü’min iseniz (düşmanlarınıza galip ve onlardan) çok üstünsünüzdür.” (Enfal, 139)

    Ve’lkakibetü lil muttekin. (Gelecek Allah’a karşı gelmekten sakınanlarındır.)

     

    Bu yazı toplam 1035 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim