Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    MEKKE’NİN FETHİNE GİDEN YOL

    12 Eylül 2017 Salı 09:57

     

    İkinci sınıf bir vatandaş dâhi kabul edilmeyen müslümanların ezilip bunaldığı ve hatta büyük bir çoğunluğun düşmanlara benzemek için yarıştığı bir dönemde Mekke'nin fethini hatırlamak, gönlümüzü biraz olsun ferahlatabilir, biraz da olsa bilincimizi geliştirebilir, paramparça olmuş müslümanların birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duydukları bir dönemde katkı sağlayabilir.

    Bu zaferi ve bu fethi gerçekleştiren ordu ve komutanını layık olduğu şekilde anlatmaya ifadelerimin yeterli olabileceğini sanmıyorum. Dolayısıyla bu fethi dünyanın en edebi kitabının cümleleriyle tahlil etmeye çalışacağım. Bu demektir ki, Kur'an'ı anlamayan bu zaferi yeterince anlayamaz.

    Burada Mekke'nin fethedildiği günün hikâyesini anlatmak yerine Mekke'nin fethine adım adım giden yirmi yıllık zorlu yolculuğu anlatmaya çalışacağım. Zira bu fetih, on bin kişilik bir ordu için bir günlük meseledir, fakat böylesine güçlü bir orduyu meydana getiren Allah Rasûlü ve öncü müslümanlar için yirmi yıllık bir çilenin ürünüdür. Bu demektir ki yirmi yıllık arka planı görmeden bu zafer gereği gibi anlaşılamaz.

    Hemen belirtelim ki bu mücadelenin plan ve programı Allah tarafından indirilmiştir. Yani Kur'an'ı Kerim bu mücadelenin anatomisidir. Allah Resulü’ne (s.a.v) bu programı ne olursa olsun uygulama görevi verilmiştir. Bunun anlamı şudur: Kur'an, hem Rasûlullah’ın hem de ona tabi olan herkesin eğitim kitabı, el kitabıdır. Kur'an'ı el kitabı yapmadan, onun hikmetli direktiflerini hayata geçirmeden zafere gidilemez. Bu da berrak bir zihin, aşk dolu bir kalp ve babayiğitçe bir bilek ister.

    Her şeyden önce o fethin komutanını tanımamız gerekir. "Yaşayan Kur'an" diye bildiğimiz Muhammed (a.s), tıpkı dünya ve ahiret mutluluğunu bünyesinde taşıyan Kur'an gibi birçok meziyetlere haizdir. 13 yıllık Mekke dönemi boyunca nazil olan peygamber kıssaları onu öylesine yoğurmuştu ki; Âdem (a.s) gibi tövbekâr, Nuh (a.s) gibi teknik donanıma sahip, Hud (a.s) gibi güzel öğütlü, Şuayb (a.s) gibi dürüst ve güvenilir, Lut (a.s) gibi nezih ve temiz, Salih (a.s) gibi ıslahatçı, İbrahim (a.s) gibi dirençli ve verimli, İsmail (a.s) gibi sadık, İshak (a.s) gibi basiretli, Yakup (a.s) gibi ümit ve tevekkül sahibi, Yusuf (a.s) gibi iffetli, aynı zamanda uzun vadeli düşünen, Musa (a.s) gibi hiddetli ve cesur, Harun (a.s) gibi kaygılı, Davud (a.s) gibi gür sesli bir kahraman, Süleyman (a.s) gibi ihtişamlı bir devlet adamı, Eyüp (a.s) gibi sabır abidesi, İlyas (a.s) gibi muhsin, Elyesa ve Zülkif (a.s) gibi gönül ehli bir âbid, Yunus (a.s) gibi içli ve duygulu, Zekeriyya (a.s) gibi himayeci, Yahya (a.s) gibi iyiliksever, İsa (a.s) gibi uysal ve affediciydi. Hepsine selam olsun. Bütün peygamberleri tanımak için onu, onu tanımak için bütün peygamberleri tanımak gerekir.

    Allah Rasûlü’nün tabi olduğu Kur'anî programın genel esprilerini şöyle özetlememiz mümkündür:

    1- Allah'a bağlılık ve düşmanın vesveselerine aldırmayan bir iman.

    "Sana vahyolunana uy (Kur'an'a uy) ve Allah hükmünü verene kadar dayan. O hüküm verenlerin en iyisidir."

    2. Yüksek düzeyli bir bilgi ve bilinç geliştirmek için disiplinli bir Kur’an eğitimi gereklidir.

    ".Kur'an'la öğüt ver.” (Kaf /50-45)

    "Sen ancak görmeden, Rahman'dan korkan ve Kur'an'a uyan kimseye öğüt verebilirsin." (Yasin/11)

    3. Allah’tan ümidini hiçbir zaman kesmeden çalışılmalı... Mekke'nin yalnız günlerinde ümit vadeden, zafer muştuları: “(Ey Peygamber), ... İnananlara Rablerinden büyük bir lütuf olduğunu müjdele, inkârcılara ve ikiyüzlülere itaat etme, işkencelere aldırma, Allah'a tevekkül et, vekil olarak Allah yeter.” (33/ 45-48).

    “Senin göğsünü genişletmedik mi, belini büken yükünü sırtından atmadık mı, şanını yükseltmedik mi? Öyleyse her zorlukla beraber bir kolaylık vardır. Her zorlukla beraber bir kolaylık mutlaka vardır. Gayret et, yorul ve Rabbine rağbet et.” (94/1-8)

    “Senin sonun başlangıcından, daha iyi olacaktır. Rabbin sana verecek ve sen razı olacaksın. O, seni öksüz bulup barındırmadı mı, şaşırmış bulup yol göstermedi mi, fakir bulup zengin etmedi mi? Öyleyse sakın öksüzü ezme, ihtiyaç sahibini (soru soranı) azarlama, Rabbinin nimetini anlat.” (93/4-11)

    4. Sabırlı olmak ve uzun vadeli düşünmek, acele ve günübirlik düşünmemek: "(Düşmanın) söylediklerine ve işkencelerine sabret. Onlardan güzelce ayrıl, varlık sahibi yalanlayıcıları bana bırak.” (73/10) (33/45-48) “onlara mühlet ver, zaman tanı." (40/77; 46/35, 10/65)

    Bu günler Medine'deki cihat günlerinden daha zor olmalı.

    5. Kur'an'a dayanmak Allah'a güvenmek (tevekkül) düşmandan korkmamak, müminlere sahip çıkmak, planlı ve teşkilatlı olmak.

    "Düşman konusunda üzülme ve kurdukları tuzaklar konusunda sıkıntıya düşme.” (27/70). “Müminlere şefkat kanadını ger." (15/87-88).

    "Onlar bir tuzak kuruyorlar, ben de bir tuzak kuruyorum. İnkârcılara süre tanı ve biraz ertele. " (86/15-17). "Kurulan kötü tuzağa ancak sahibi düşer." (35/43). Gerçekten de müşrikler ve kâfirler kurdukları tuzaklara kendileri düşmüşlerdir.

    Allah'u Teâlâ Resulü’nü zafere doğru götürürken önce ahlaki sistemi indiriyor. Çünkü ahlaki bir sistem olmadan siyasi sistem kurulamaz. (Malik b. Nebi) Bunun yanında siyasi bağımsızlık olmadan, hukuki sistem kurmak da hayaldir. Kur'an bu sıralamaya göre inmiştir. Önce ahlak sonra siyasi bağımsızlık sonra da hukukî sistem kurulmuştur.

    6. Dava ile basit dünya menfaati arasında davayı tercih etmek. Ahlakın temeli bu tercihtir. Ahirete iman da bunun için gereklidir. Müminlerin dünyada kaybolmasının ve kaybetmesinin nedeni de bunun eksikliğidir:

    "Onlardan bir kısmına kendilerini sınamak için, dünya hayatının süsü olarak verdiğimiz nimetlere sakın göz dikme. Rabbinin rızkı daha iyi ve daha kalıcıdır. Ailene namazı emret ve sen de ona devam et. Biz senden rızık istemiyoruz, sana rızık veren biziz. Sonuç sakınanlarındır." (20/31-32)

    7. Takva ve salih ameli sabırla birleştirmek zafere götürür:  

    "Allah muttaki ve salih amel işleyenlerle beraberdir. Sabır da Allah'ın yardımıyla beraberdir. (Yani zafere götürür.)" (16/127-128)

    8. Eksiklik ve kusurları düzeltme de hassas olmak ve bunun için erken uyarı sistemine sahip olmak. Böylece kalplerin kaymasına engel olmak gerekir.

    "Onların sözlerinin seni üzdüğünü biliyoruz. Onlar sadece seni değil, bile bile Allah'ın ayetlerini yalanlıyorlar. Allah dileseydi onları doğru yolda toplardı... Öyleyse sakın cahillik etme."

    9. Planlı olmak, plandan taviz vermemek, hilelere karşı uyanık olmak. Aksi halde hedef kaybedilebilir:

    "Kâfirlere ve münafıklara uyma (33/1-3). Yalanlayanlara uyma. Onlar senin kendileriyle uzlaşmanı isterler ki onlar da seninle uzlaşsınlar sakın ha. Biz onların burnunu (hortumunu) yere sürteceğiz." (68/8-15)

    "Deki: sizin dininiz size, benim dinim banadır." (109/6)

    10. Sadece Allah'tan korkmak ve düşmandan korkmamak gerekir. Bunun için düşmanı iyi tanımak lazımdır. "Sad; öğüt dolu Kur'an'a andolsun ki kâfirler bir kibirlenme ve ayrılık içindedirler. Onlardan önce nice nesilleri yok ettik de feryat ettiler. Ama kurtuluş vakti geçmişti. Zorbaların önderleri dediler ki: ‘Yürüyün tanrılarınıza bağlı kalın ve direnin sizden istenen budur’... Yoksa yeryüzünün, gökyüzünün ve ikisi arasındakilerin hükümranlığı bunların elinde midir? Onlar şurada bozguna uğratılmağa mahkûm derme çatma bir ordudur.” (38/1-3, 6, 10-11)

    11. Mü’minler; ezilenlerden, zulme uğrayanlardan yanadır: Ebu Cehil kölelerde vatan millet duygusu uyandırmaya çalışıyor, müminleri vatan haini ilan ediyor, fakat Allah, oyunu bozuyor,  Ebu Cehiller'in halk ve Hak düşmanı, İslam’ın ise mustazaflardan yana olduğunun altını çiziyordu:

    "Dediler ki: Seninle beraber doğru yolda gidersek yurdumuzdan ediliriz." (28/57)

    Bir tatsızlık çıkmasın felsefesi ile onlar, kendi köleliklerinden kurtulmak istemezken, Allah ne buyuruyor:

    "Firavun orada azdı, halkını çeşitli gruplara böldü. Onlardan bir topluluğu eziyor, oğullarını kesiyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı. (Terörist devlet) Biz de istiyorduk ki orada ezilenlere lütfedelim, onları önderler yapalım, onları mülkün varisleri yapalım. İktidara getirelim. Firavun, Haman ve askerlerine korktuklarını gösterelim." (28/4-6)

    Bunun özeti ise şudur: Müslüman, zayıf halktan yanadır. Zorbalarsa kese ve kasalarından yana.

    12. İşkence ve olaylara aldırmamak. Çünkü zafer de cennet de ucuz değildir:

    "Onlara: “Allah'tan başka ilah yoktur” dendiğinde kibirlenerek şöyle derlerdi: “Deli bir şair yüzünden tanrılarımızı terk mi edelim.” “Siz acı azabı tadacaksınız". (37/35-38).

    "De ki hak geldi artık batıl ne yeni bir şey başlatabilir, ne de eskiyi geri getirebilir". (34/49).

    13. Sürgünden korkmamak. Hicreti göze almak:

    "Neredeyse seni yurdundan çıkarmak için tedirgin edeceklerdi. Oysa onlar da senden sonra orada az bir süre kalabilirler. Senden önce ki elçilerimiz hakkında ki uygulamamız budur ve bizim uygulamamızda bir değişiklik bulamazsın." (17/76-77).

    "Ey inanan kullarım, yeryüzü Allah'ındır ve geniştir. Sabredenlere karşılığı hesapsız ödenecektir." (39/10).

    "Kendilerine haksızlık edildikten sonra Allah uğrunda göç edenleri dünyada güzelce yerleştiririz. Ahiret ödülü daha da büyüktür. Keşke bilselerdi." (16/41).

    "İnkâr edenler seni bağlamak, öldürmek veya sürgün etmek için düzen kuruyorlardı. Onların planı varsa Allah'ın da vardır. En iyi plan yapan da Allah'tır." (8/30).

    Allah sabrı üç aşamalı öğretiyor. Sıkıntı döneminde sabır, hicrete sabır ve cihada baş koymaya sabır.

    Hicret, sabır koşusunun ortasında bir köprüdür. Kâfirlerin kurduğu tuzağın kendilerini kuşatmasıdır.

    Kulluk hürriyetidir. "Benim arzım geniştir. O halde yalnız bana kul olun."

    Ve hicret, gerçek imandır. Yani imanın eylem olmasıdır. (88/72-75). Bu sebeple Mekke'de müslüman olup da göç etmeyenlere münafık gözüyle bakılmıştır. (8/72; 4/88; 29/10,11; 22/11-13).

    14. Medine'de birliği sağlama ve pekiştirme girişimleri:  Mekkî sûreler iffetli ve izzet sahibi şahsiyetli fertlerden oluşan bir kadro yetiştirmişti. Şimdi bu kadroya Medineli ensar da katılıyor ve birlik beraberliğin geliştirilmesi gerekiyordu. “Kardeşlik akdi” bunun somut bir örneğidir. Bu öyle bir anlaşma ki, malını ve canını kardeşin için harcayacaksın. Kardeşin için harcamak ise Allah için harcamak anlamına gelir. Bu yeni ümmeti parçalanmaya götürecek her hareket ve tavırlar yasaklanıyor. Örnek vermek gerekirse; en yakın akrabası dahi olsa İslam düşmanlarına meyletmek kınanıyor. (3/100-106; 58/22). Cimrilik kınanıyor, zekât ve benzeri kutsal harcamalar emrediliyor, teşvik ediliyordu. (57/10-11)

    15. Kur'an, onlara can vermişti, onlar da Kur'an'la can bulmuş ve karanlıktan aydınlığa çıkmışlardı. Bağımsızlık ucuz değildi. Rahatlarını ve mallarını harcamak yetmezdi. Gerektiği zaman canlarını da harcamaları gerekiyordu.  Cihat farz kılınıyordu.  Çünkü Allah, inananların canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın aldığını bildiriyordu (9/111).

    16. Ardı ardına gelen zafer ve başarılar ümmeti ölçüsüzlüğe ve gevşekliğe götürmemesi için savaş sürecinde de eğitim ve terbiye devam etti. Bu bağlamda bedevilerin henüz teslim oluşları örnek verilerek  (İslam olma) ile iman etmenin farklı olduğu vurgulandı. İmanın kalbe yerleşmesi için; Allah'a ve Rasülü’ne mutlak itaat, şüpheye düşmemek, Allah yolunda mal ve canla cihat etme şart koşularak sadık olmanın altı çiziliyordu. Müslüman olmalarını Allah ve Resulü’ne karşı başa kakma aracı olarak görenler kınanıyordu. Savaştan geri kalanlara münafık muamelesi yapılarak dışlanıyorlardı. (9/90-119); (9/122).

    Birbirlerine yumuşak ama düşmana sert davranma şeklinde bir tavır öğütlenirken, iyiliği emir, kötülükten sakındırma farz kılınıyor (9/29-9,71). Cihat ve eğitimin dengeli olması için her ikisinde uzmanlaşma sağlanıyordu.

    17. Ahlaki yapı sağlamlaştırılırken siyasi ve hukuki boşluklar da dolduruluyordu. Çünkü ne Kur'an ne de Peygamber (a.s) din ve siyaseti birbirinden ayırmıyordu. Bu bağlamda müslümanların hem kendi aralarındaki ilişkileri hem de gayri müslim topluluklarla olan ilişkilerini düzenlemek üzere Medine bildirgesi akdedilip ilan ediliyordu. Bununla hem devletin temel nizamı çiziliyor, hem de Medine'nin korunmasında doğabilecek çatlaklar geçicide olsa önlenmiş oluyordu.

    18. Kâfir ve münafıkların gizli planları deşifre ediliyor, (Allah'ın da yardımıyla) Şeytani planlar boşa çıkarılıyordu. (Konularına Göre Kur'an, s.633-651) Mekke Şam yolu kontrol altına alınarak kervanlar denetleniyor, Medine çevresindeki komşu kabilelerle saldırmazlık anlaşmaları yapılıyor, Medine ve Mekke bütün gücüyle savaşa hazırlanıyor, gerginlik hat safhaya çıkıyordu.

    19. Mekke'nin fethini hazırlayan savaşlar: 

    Mekke’nin sahte tanrılarının ve dolayısıyla müşriklerin çıkar ve geleceği tehlikedeydi. Bundan da ancak Peygamber (a.s) ve İslam’ı ortadan kaldırabilirlerse kurtulabilirlerdi. Ne var ki, ne Peygamber (a.s) ve arkadaşları gürültüye pabuç bırakacak insanlardı, ne de Allah kendi tarafında onları yapayalnız ve yardımcısız bırakacak bir İlah’tı. Allah müminlerin kalplerini ve ayaklarını sağlamlaştırdı. Onların elleriyle düşmanlarını cezalandırdı. Şeytanın askerlerine ders veren müslümanlar, Allah'ın vadinin hak olduğunu yaşayarak gördüler. Bedir’de (624) kendilerinden sayıca fazla ve donanım olarak güçlü görünen düşmanlarını helak ettiler.

    Allah'ın vaat ettiği rezillik azabı müşriklerin üzerine çökmüştü ki intikam hırsıyla tekrar Medine önlerine geldiler. Uhud'da (625) müslümanların kolay lokma olmadıklarını anladılar. Müslümanlar ise emre itaatsizliğin doğuracağı sonuçlar konusunda bir ibret dersi aldılar. Yapılacak küçük bir hata düşmanın zafer hanesine yazılabilirdi.

    Müslümanlar hatalarını düzeltirken, müşrikler Mekke'de ki hesabın Medine'ye uymadığını görünce müttefik ordularla işi halledebileceklerini sandılar. Yenildikçe oyunu tekrarlama felsefesiyle Yarımada’nın en kalabalık ordularıyla Medine'yi kuşattılar. İçerdeki Yahudiler de ihanet ruhunu yeniden sergilediler. Müslümanlar hem dış hem de iç düşman karşısında zorlu bir sınav daha verdiler. Allah'ın Mekke'de öğrettiği şu ilkeyi bir daha tecrübe ettiler: "Andolsun ki, biz kendilerinden öncekileri denemişken, insanlar “inandık” deyince denenmeden bırakılacaklarını mı sanırlar? Allah, elbette doğruları ortaya koyacak ve elbette yalancıları da ortaya çıkaracaktır.” (29/2). “Öyle ki, elçilerimiz umutlarını yitirdikleri ve yalanlandıklarını sandıkları zaman, yardımımız onlara yetişmiştir.” (12/110). Allah bir mucize daha verdi. Yenmiş ekin saplarına dönen Ebrehe ordusu gibi ve rüzgâr önünde savrulan saman misali süpürüldüler. Hendek (627) savaşında.

    Bu savaşlar sonucunda Mekke müşrikleri saldırıdan vazgeçip kabuğuna çekildiyse de düşmanca ilişkiler Hudeybiye barışına kadar sürdü. Hudeybiye barışıyla müslümanlar, birçok şey elde ettiler. Ölünceye kadar savaşma yemini (Rıdvan bey’ati) burada yapıldı. On yıllık barış süreci müslümanların lehine sonuçlandı. Müslümanlar bu vesileyle kuzeydeki düşmanlarıyla sorunlarını hallettiler. Hayber fethedildi.

    “Muhakkak biz sana apaçık bir fetih (yolu) açtık” (48/1) Hudeybiye anlaşması lafız yönünden müslümanların aleyhine görünmesine ve bazı müslümanların tepkisini çekmesine rağmen sonuçları bakımından lehlerine dönmüştür. İyi bir diplomat olan Rasûlullah bunun farkındaydı. Bu anlaşmayla Mekke'nin Suriye ve Irak ticareti sekteye uğradı ve ekonomisi çöktü. Bir zamanlar müslümanları Ebu Talip mahallesinde ablukaya alanlar, şimdi daha geniş kapsamlı bir ablukayı yaşıyorlardı. Hangi tuzağın daha çetin olduğunu onlar da gördüler. Böylelikle Kur'an'ın bir mucizesi daha gerçekleşti. Müslümanlar ahlaki zaferi, siyasi ve askeri zafere çevirirken, Mekke; inanç ve ahlak çöküntüsünün siyasi, askeri ve ekonomik çöküntüye dönüştüğünü çaresizlik içerisinde seyrediyordu. Müslümanların hac ziyareti, onların gözlerinin önünde bir gösteri merasimine dönüşüyor ve onları çileden çıkarıyordu. Birçok yönden anlaşmayı bozar tavır sergilemeye başlamaları ise sonlarının başlangıcı niteliğindeydi.

    Mekke'nin Fethi:

    Mal ve mülkleriyle birlikte anılarını bırakıp geldikleri, özlemini yıllarca gönüllerinde taşıdıkları Mekke'nin kapıları şimdi müslümanların önüne sonuna kadar açılıvermişti. Gönüllerin şirkten, Kâbe’nin putlardan temizlenmesi yakındı. Tevhit mücadelesi tamamlanmak üzereydi. Yahudiler Hayber gazası ile civar düşmanlar çeşitli seriyye ve gazalarla dize getirilirken şimdi sıra Mekke ve civar müşriklere gelmişti.

    Mekke topraklarına girinceye kadar ordunun nereye gideceğini Allah ve Resulü’nün dışında kimse bilmiyordu. Sonunda herkes öğrendi. Mekkeli müşrikler de öğrendi, ama hazırlık yapmaya ne zamanları vardı ne de imkânları. Karşılarında on bin kişilik bir ordu vardı. Bunlar bir zamanlar işkence ettikleri mazlumlar değildi artık. Yalvarıp yakarmalarının fayda etmeyeceğini Kur'an onların kulaklarına çok yakından haykırmıştı da onlara uzak bir yerden çağrılıyormuş gibi geliyordu. Hüzün dolu gözlerle Mekke'den ayırdıkları insanların kahramanca dönebileceğini nereden bileceklerdi? Çünkü onlar cahil ve akıl etmeyen bir kavimdi. İşkence ettikleri, sürüp çıkardıkları, ortadan kaldırmak için savaştıkları insanlardan şimdi merhamet dileniyorlardı. Mucize görmek isteyenler bu olaya iyi bakmalıdır. “Gevşemeyin ve üzülmeyin. Eğer inanmışsanız en üstün siz olacaksınız” (3/139).

    Boynu bükük ayrılanların izzetle başları dik olarak dönüşlerini görün de tefsir edin Kevser sûresini: "Biz sana kevseri verdik. Rabbin için namaz kıl, başını dik tut. Aslında sana epter diyenlerin sonu kesiktir." (Kevser Sûresi)

    “Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasının gerçek olduğunu doğruladı. Ey inananlar! Siz, Allah dilerse güven içinde, başlarınızı tıraş etmiş olarak korkmadan Mescid-i Haram’a gireceksiniz”(48/27) İlahi va’di gerçekleşiyordu. Fetih Mekke'den atılan okun yıldırım-hızıyla geri dönüşüdür. Allah'a kul olarak yaratılan Âdemoğullarını sahte ilahlara kul yapan tağutların yıkılışı;  Allah'a ve onun taraftarlarına ilahlık taslayanların, kendi yıkılışlarına bile engel olamadığının, Kur’anî metot izlendiğinde ilerde de olamayacaklarının göstergesidir Mekke’nin fethi. Tıpkı Nemrut, Firavun ve benzeri zalimlerin tahtlarının devrilip hâkimiyetin, Allah'ın adaletli kulları İbrahim'e, Musa'ya, Davud'a, Süleyman'a verilişi gibi, Mekke’nin fethiyle de tağutlar yıkılmış, egemenlik Allah’ın halis kullarının eline geçmiştir.

    İbrahim ve İsmail'in tevhit evi olarak yaptığı, fakat zalimlerin put haneye çevirdiği mazlum Kâbe’nin yine İbrahim'in torunu tarafından kurtarılışının şanlı destanı yaşanıyordu. Yeryüzü zalimlerinin mazlumlar eliyle cezalandırılmasının ve insanların en temel hak ve hürriyetlerinin tüm dünyaya ilanın, zalimlerin ağlamasını, mazlumların gülmesini resmeden tablo yaşanıyordu. Yasir ve Sümeyye'nin sesinin kısıldığı yerde şimdi Bilal, gür bir sesle marş söyler gibi ezan okuyordu. Bu tekbirler kıyamete kadar Mekke’nin üstünde yankılanacak, İslam dalga dalga dünyaya yayılacaktı.

    Mekke nasıl fethedildi diye şimdi yeniden soralım ve cevap verelim. Mekke; sarsılmaz bir iman, tevhit ve vahdet, amel ve arınma, bilinç ve aşk, sabır ve yüreklilik, mücadele ve tevekkül, ümit ve azim, cihat ve feragatle fethedildi.

    Anlaşılan odur ki Mekke'ye giden yol, Kur'an'ın İlahi programından geçer. Bu metot ve yöntemi görmek isteyenler Kur'an'ı bir de iniş sırasına göre okuyup düşünmek ve Rasûlullah’ın hayatını bilmek zorundadırlar: “Ey inananlar: Andolsun, sizler için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok ananlar için Allah’ın elçisinde güzel örnekler vardır.” (33/21)

    Sonuç bakımından fethi incelersek görürüz ki, Musa (a.s) yüzüyle bu zaferi gerçekleştiren Peygamber, dört kişi hariç bütün suçluları İsa (a.s) yüzüyle affediyor. Mekke'ye girişi, ne Romalıların Kartaca'ya, ne Fransa'nın Cezayir'e, ne Rusya'nın Afganistan'a, ne İngilizler'in Mısır'a girişine ve ne de İspanyolların Amerika'ya ayak basmasına benzer. Aksine Zekeriya'nın mabede girişi gibidir.

    Rasûlullah’ın Mekke'ye girerken askerlerine verdiği direktifler bu açıdan son derece mühimdir. "Hayvanlarına dokunmayın, Ağaçlarını kesmeyin... Kâbe’ye giren, evine giren emniyette olacak, Ebu Süfyan'ın evine giren de emniyette olacak." Ebu Süfyan ki daha düne kadar kendisine kılıç çeken bir adamdı.

    Rasûlullah (a.s) tevazu içinde Mekke’ye girdi. Kâbe’yi tavaf etti. Kâbe’nin içindeki ve çevresindeki putları yıkmaya ve kırmaya başladı. Civardaki putları da kırdırdı. “Hak geldi batıl zail oldu. Batıl zaten zail olmaya mahkûmdur” (17/81).

    Rasûlullah (a.s) Kâbe kapısında şunları söyledi: “Allah’tan başka ilah yoktur. O sözünde durmuş ve kuluna yardım etmiş, düşmanları hezimete uğratmıştır.” Sonra şöyle devam etmiştir: “Ey Kureyşliler! Benim size ne yapacağımı zannediyorsunuz?” Onlar: “İyilik. Sen cömert bir kardeşsin ve cömert bir kardeş oğlusun” dediler. Rasûlullah: “Ben size Yusuf’un kardeşlerine söylediğini söylerim. “Bugün sizi kınamanın bir faydası yok, gidiniz hepiniz hürsünüz”.

     

    Bu yazı toplam 1122 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim