Zehra Ali YILMAZ

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Zehra Ali YILMAZ

    Pencerelerle Aramızdaki Kuvvetli Bağ

    16 Mayıs 2020 Cumartesi 21:03

    Pencereler, kurgu dünyası ile gerçek dünya arasında âdeta geçit işlevi gören zengin ve derin bir boşluktur. 

    Gerçek âlemden kurgu âlemine geçişlerde söz konusu boşluk, pencere metaforu ile yazar yahut şair tarafından doldurulur. Eser, doku ise, pencere, o dokuyu örmeye yarayan muazzam zengin bir madendir. Gerçek dünyadaki insan, o hayal penceresinden geçmekten ve yeni dünyalara girmekten büyük keyif alır. Bu keyif, kimi zaman estetiğin insan ruhunda uyandırdığı ‘güzelliğin parçası olma hatta içine girme’ hissinden kaynaklandığı gibi kimi zaman da eserin işlediği konu yahut mesele ile kendinin yalnız olmadığı fikrinden doğan muhtemel ihtimallerle gelen ‘güvenlik’ duygusudur.

    Pencere, her geçen gün biraz daha kirlenen dünyada, insanın, nefes alacak bir adacık yaratma gayretinde o adacığın kendi dışındaki âlemle bir nevi uyum sağlamasına vesile olan aydınlık çerçevedir aynı zamanda. Pencere boşluğunun söz konusu çerçevesi daima olumlu, müspet, yapıcı, güzel, iyi, güneşli, aydınlık, paylaşımcı, doğurgan bir malzemeyle örülüdür ve hemen çoğu vakit mavi, beyaz, pembe yahut toprak rengindedir. Necip Fazıl’ın Kaldırımlar şiirinde ‘Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.’ mısraında olduğu gibi menfî duygu ve düşüncelerin tasvirinde dahi bu güzelliklerden mahrumiyete vurgu yapılır.

    Hâsılı, gündelik yaşamın öğütücü dişleri arasında daralan ruhumuzun hatta bedenimizin nefes aldığı açıklık olarak tasvir edilir. Pencere önleri, yaz kış çiçek saksılarıyla süslüdür. Menekşe, sardunya, karanfil, akşamsefası, yaprak güzeli ve daha nice çiçek ismi pencere kelimesi ile birlikte anılır. Pencereler, masmavi bir gökyüzüne, ışıl ışıl gülümseyen güneşe, insanların gelip geçtiği cıvıl cıvıl sokaklara, çocukların şen şakrak oynadığı oyun bahçelerine bakar, pencere ve ışık birbirini tamamlayan kaynak ve kap gibi tasvir edilir hikâyelerde ve şiirlerde.

    Fikir ve his dünyasının kendini ifade edebildiği bir alfabedir pencere. Nazım Hikmet, ‘Pencereler ‘şiirinde ‘Pencereler / Düştüm bir pencereden / Bir güzele bakarken / Dünya hâlime güldü / Güzel dönüp bakmadı / Belki farkında değildi’ peşinde koştuğu hayale ve ideallerine dair umudunu beslediğini ‘pencere’ ile dile getirir. Cahit Sıtkı Tarancı da ‘Pervam yok verdiğin elemden / Her mihnet kabulüm / Yeter ki gün eksilmesin penceremden!’ mısraları ile yaşama sevincini penceresine doğan güneşe bağlamaktadır. Kutuplaşmalarda, zıtlıklarda, ayrılıklarda ‘pencereden bakmak’ deyimi ile ‘Siz o pencereden bakıyorsunuz biz bu pencereden bakıyoruz.’ Tespitini yaptırtan hoş görü dilinin mimarıdır pencereler.

    Ve ne ilginçtir ki kapı duvar, çatı tavan tarih boyunca ciddi değişimlere uğramadan varlığını sürdürürken, pencere, değişime uğrayan gündelik yaşamla beraber insan ruhuna ayak uyduran ender mimarî detaylardandır. Öyle ki görece dar bir sosyal çevreyi karşılayan özel yaşamımızdan iletişim ve ulaşım imkânlarının çeşitlenmesi ve yaygınlaşmasıyla hayal sınırlarımızı zorlayan kocaman bir eve dönüşen dünyamızda pencereler de küçük mimarî yapılarından duvar pencere şeklinde örülmesi tesadüf olmasa gerek. En mahrem mekânlarımız olan evlerimizde dahi başta akıllı telefonlar olmak üzere hemen tüm iletişim cihazlarıyla birlikte ‘dünyayı’ dört duvar arasına alırken pencerelerimizi bir o kadar genişletmiş ve dışarı ile fizikî bağımızı artırma ihtiyacı hissetmişimiz.

    Nihâyet, pencereler beklemelerin, ummaların, umudun, özlemin, hasretin, sevginin, özgürlüğün, barışın, paylaşmanın, sesin, seyrin, selamın, kavuşmaların kıyısıdır.

    Pencereler, aydınlığın taşıyıcısıdır.

    Zehra Âli YILMAZ

    Bu yazı toplam 1044 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim