Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    RASÛLULLAH’IN HACCI

    09 Nisan 2018 Pazartesi 23:04

    Zilhicce’nin dokuzu cuma günü güneş doğduktan sonra devesine binen Rasûlullah, hac ibadetini yerine getirmek üzere Mina’dan hareket etti. Arafat ile Mina arasındaki Meş’aril- Haram da denilen Müzdelife’yi geçerek Arafat düzlüğüne doğru yol aldı. Cahiliye devrinde Kureyş Müzdelife’de vakfe yaparken, dışarıdan gelenler Arafat’ta vakfe yaparlardı. Kureyş Müzdelife’de vakfe yapmakla, kendilerinin ayrıcalıklı tarafları olduğunu diğer insanlara belli ederlerdi. Rasûlullah bu ayrıcalığı ortadan kaldırarak Müzdelife’de vakfe yapmadan doğruca Harem’in dışında olan ve bütün halkın vakfe yaptığı Arafat’a gitti. Bütün imtiyazları kaldırarak müslümanlar arasında tam eşitliği tesis etti ve “İşte burada babanız İbrahim’in miras bıraktığı yerlerde vakfe ediniz.” buyurdu. Çünkü Allah, daha önce İbrahim (a.s.)’a da bu ibadeti yapmasını ve yaptırmasını emretmişti: “İnsanları hacca çağır ki, yürüyerek veya uzak yollardan gelen idmanlı binekler üstünde sana gelsinler. Kendileri için bir takım faydalar görsünler. Allah’ın onlara rızık olarak verdiği hayvanları belli günlerde kurban ederken onun adını ansınlar. Siz de bunlardan yiyin; çaresiz kalmış yoksulu doyurun. Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Kâbe’yi tavaf etsinler.” (22/27)

    Rasûlullah bu haccıyla, hac ibadetinin yapılışı ve zamanı hususunda kıyamete kadar geçerli olacak esasları Müslümanlara öğretecektir. Cahiliye âdetleriyle bozulan ve bulanan haccı, Hz. İbrahim (a.s.) zamanındaki aslî şekline döndürecektir, kirinden pasından arındıracaktır.

    Arafat’ın Nemire semtine kurulan çadırda bir süre dinlenen Rasûlullah, güneşin tepe noktadan batıya yönelmesiyle tekrar devesine binerek Arafat düzlüğünün ortasına geldi. Burada sanki sadece etrafını dolduran yüz binlere değil de yaşayan ve yaşayacak olan bütün insanlara seslenmeye başladı. Önce sükûnet sağlandı. Sonra Rebi’a b. Umeyye bin Halef Rasûlullah’ın söylediklerini tekrarlamakla görevlendirildi ki söyledikleri herkes tarafından duyulsun ve sonrakilere duyurulsun. Her şey çok özeldi, seçilen an, mekân, seslenen, seslenilenler ve söylenenler.

    Rasûlullah’ın ümmetine genel olarak son tavsiyeleri, Allah’a hamt ve senadan sonra şu sözlerden müteşekkildi:”

    “Ey insanlar!

    Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha birleşemeyeceğim. Ey İnsanlar! Bugünleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübarek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, namuslarınız da öyle mukaddestir, her türlü tecavüzden korunmuştur.

    Ey Ashabım:

    Yarın Rabbinize kavuşacaksınız ve bugünkü her hal ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski sapıklıklara dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara birdirsin! Olabilir ki bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş olur.

    Ey Ashabım! Kimin yanında bir emanet varsa onu sahibine versin! Faizin her çeşidi kaldırılmıştır, ayağımın altındadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek gerektir. Ne zulmediniz, ne de zulme uğrayınız. Allah’ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Cahiliyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsü ayağımın altındadır. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmuttalib’in oğlu (amcam) Abbas’ın faizidir.

    Ey Ashabım! Cahiliyet devrinde güdülen kan dâvaları da tamamen kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk kan dâvası Abdulmuttalib’in torunu (amcazâdem) Rebia’nın kan dâvasıdır.

    Ey İnsanlar!

    Bugün şeytan sizin şu topraklarınızda yeniden tesir ve hâkimiyetini kurma gücünü ebedî surette kaybetmiştir. Fakat siz; bu kaldırdığım şeyler dışında, küçük gördüğünüz işlerde ona uyarsanız bu da onu memnun edecektir. Dininizi korumak için bunlardan da sakınınız!

    Ey İnsanlar! Kadınların haklarını gözetmenizi ve bu hususta Allah’dan korkmanızı tavsiye ederim. Siz kadınları, Allah’ın emaneti olarak aldınız; onların namuslarını ve iffetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz. Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır. Sizin kadınlar üzerindeki hakkınız, onların, aile yuvasını sizin hoşlanmadığınız hiç bir kimseye çiğnetmemelerdir. Eğer razı olmadığınız herhangi bir kimseyi aile yuvanıza alırlarsa, onları hafifçe dövüp sakındırabilirsiniz. Kadınların da sizin üzerinizdeki hakları, meşru bir şekilde, her türlü yeğim ve giyimlerini temin etmenizdir.

    Ey Mü’minler!

    Size bir emanet bırakıyorum ki ona sıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emanet Allah Kitabı Kur’ân’dır. Mü’minler! Sözümü iyi dinleyiniz ve iyi belleyiniz! Müslüman müslümanın kardeşidir, böylece bütün müslümanlar kardeştir. Din kardeşinize ait olan herhangi bir hakka tecavüz başkasına helâl değildir. Meğerki gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olsun.

    Ey Ashabım! Kendinize de zulmetmeyiniz. Kendinizin de üzerinizde hakkı vardır.

    Ey İnsanlar! Cenab-ı Hak her hak sahibine hakkını (Kur’ânda) vermiştir. Vârise vasiyet etmeğe lüzum yoktur. Çocuk kimin döşeğinde doğmuşsa ona aittir. Zina eden için mahrumiyet vardır. Babasından başkasına ait soy iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisâba kalkan nankör, Allan’ın gazabına, meleklerin lânetine ve bütün Müslümanların ilencine uğrasın! Cenab-ı Hak, bu gibi insanların ne tövbelerini, ne de adalet ve şahadetlerini kabul eder.

    Ey İnsanlar!

    Rabbiniz birdir. Babanız da birdir; hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Allah yanında en kıymetli olanınız, O’na en çok saygı göstereninizdir. Arab’ın Arap olmayana - Allah saygısı ölçüsünden başka - bir üstünlüğü yoktur. Ey İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne diyeceksiniz?

    “- Allah’ın elçiliğini ifa ettin, vazifeni yerine getirdin, bize vasiyet ve öğütte bulundun, diye şahadet ederiz.” (Bunun üzerine Resûl-i Ekrem mübarek şahadet parmağını göğe doğru kaldırarak, sonra da cemaat üzerine çevirip indirerek şöyle buyurdu.) Şahit ol ya Rab! Şahit ol yâ Rab! Şahit ol yâ Rab!

    Hutbe bittikten sonra ezan okundu, kamet getirilerek önce öğle namazı kılındı, hemen ardından tekrar kamet getirildi, ikindi namazı kılındı. Daha sonra devesine binen Rasûlullah Arafat’ın doğu ucuna yakın Cebel-i Rahme (Rahmet Tepesi)’nin alt tarafında bir mevkiye kadar geldi. Deve üstünde yüzünü Kıble’ye çevirerek uzun uzun dua etti. Yaptığı söylenen dualardan bir tanesi şöyledir: “Allah’ım! Dediğimiz gibi dediğimizden daha hayırlı hamt Sana Allah’ım! Benim namazım, haccım, yaşamım ve ölümüm senin içindir. Dönüşüm, Sanadır...” Bu arada şu ayeti kerime nazil oldu. Rasûlullah da onu insanlara okudu: “Bugün, dininizi ikmal ettim (eksiksiz ve noksansız hale getirdim).  Size nimetimi tamamladım. Ve din olarak size İslam’ı seçtim.” (Maide 3).Bu ayetten sonra ahkama dair başka ayet gelmedi.

    Rasûlullah, o gün güneşin batmasıyla birlikte devesine binerek Arafat’tan ayrıldı. Usame bin Zeyd’i, terekesine alarak yavaş yavaş Müzdelife’ye doğru yol aldı. (Sanırım bu yolculuk esnasında Usame ile ileride kuzeye yapılacak seferin detayını ve hazırlıklarını konuşmuştur. Çünkü çok genç olmasına rağmen bu seferin komutanı Usame olmuştur.) Müzdelife’ye gelindiğinde yatsı vakti girdiğinden akşam ile yatsı bir ezan iki kâmetle arka arkaya kılındı. Rasûlullah, burada sabaha, şafak vaktine kadar istirahat etti. Şafak sökünce sabah namazı kıldı.

    Rasûlullah devesine binerek Meş’arül Haram’a geldi. Kıble’ye karşı durup dua, tekbir, tehlil ve tevhit söyledi. Ortalık iyice ağarıncaya kadar vakfede durduktan sonra Mina’ya hareket etti. Cemretü’l Akabe’ye nohut büyüklüğündeki yedi taşı tekbir getirerek attı. Burada ashabına şu uyarıda bulundu: “Bu ölçüdeki çakılları bu şekilde atınız! Ey insanlar!  Din hususunda ifrattan sakınınız. Sizden önceki ümmetlerin mahvolmasına sebep, din hususunda taşkınlık etmeleri olmuştur.”

    Rasûlullah, Mina’da, Muhacirleri kıblenin sağına, Ensarı soluna, diğer insanları da karşısına alarak yine deve üstünde Hz. Ebu Bekir’in rivayet ettiği şu hutbeyi îrad buyurdu:

    “EY İNSANLAR! (Mütemadiyen dönmekte olan)  zaman (ve yıl, ay dediğimiz vakit ölçüsü bugün,) Allah’ın gökleri, yerleri yarattığı günkü (ilk) vaziyetine dönmüştür (ve yıl, ay o ilk hesaba tâbi bulunuyor ki:) bir yıl, ay ölçüsüyle on iki aydır. Bunlardan dördü haram (yasak) aylardır ki, üçü arka arkaya Zülka’de, Zülhicce, Muharrem’dir. (Dördüncüsü) Mudar’ın ayı olan Receb’dir . O, Cümâd (el-ahir) ile Şaban arasındadır”. Sonra Rasûlullah:

    - “(Ey mü’minler!) Bu ay hangi aydır? ” diye sordu. Biz:

    - “ Allah ve Resûlü daha iyi bilir! ” dedik. Rasûlullah sükût etti. Biz Rasûlullah bu aya eski adından başka bir ad verecek sandık. Sonra:

    - “ Zülhicce (ayı) değil midir? ” buyurdu. Biz:

    - “ Evet, Zülhicce’dir! ” dedik. Rasûlullah:

    - “ Bu içinde bulunduğumuz hangi beldedir? “ buyurdu. Biz:

    - “ Allah ve Resûlü daha iyi bilir! ” dedik. Rasûlullah sustu. O derece sustu ki, biz Rasûlullah Mekke’ye yeni ad verecek sandık. Sonra Rasûlullah:

    - “ Mekke şehri değil midir? “ buyurdu. Biz:

    - “ Evet Mekke’dir! “ dedik. Rasûlullah:

    - “ Bugün hangi gündür? “ diye sordu. Biz:

    - “ Allah ve Resûlü bilir! “ dedik. Yine Rasûlullah sükût etti, hatta biz, bugüne eski adından başka bir ad verecek sandık. Rasûlullah:

    - “ Yevmü’n-Nahr (kurban kesim günü) değil midir? “ buyurdu. Biz:

    - “ Evet, yevmü’n-nahr’dır! “ dedik. (Bu mukaddimelerden sonra) Rasûlullah, (mal, can, ırz dokunulmazlığına işâret ederek) buyurdu ki:

    - “ Şu halde iyi biliniz ki, bu şehrinizde, bu beldenizde bu gününüzün haram olduğu gibi (birbirinize) kanlarınız (ı dökmek), mallarınız (ı almak), namuslarınız (ı selb etmek) te haramdır. (Her türlü taarruzdan korunmuştur.) Muhakkak ki siz, Rabbinize kavuşacaksınız. O zaman bütün bu işlerden sorulacaksınız!.

    Ey İnsanlar! Aklınızı başınıza toplayınız da benden sonra birbirinizin boynunu vuracak surette dalâlete, vahşete düşerek (cahiliyet devrine) dönmeyiniz! Ey İnsanlar! Bu nasihatlerimden haberi olup bunları burada hazır bulunanlarınız, burada bulunmayanlarınıza teblîğ etsin! Olabilir ki, kendisine tebliğ olunan bazı kimse, burada bulunup işiten bir kısım kimseden daha iyi anlayıp bellemiş olur !” Bundan sonra Rasûlullah iki kere:

    - “ Tebliğ ettim mi ?” buyurdu. Biz:

    - “ Evet, ettin !” dedik. Rasûlullah:

    - “ Şahit ol yâ Rab !” dedi. Sonra:

    - “ Burada hazır bulunanlar bulunmayanlara tebliğ etsin !” buyurdu.

    Rasûlullah Mina’daki bu hutbesinden sonra kurban kesim yerine gelerek, kurban edilmek üzere hazırlanan yüz deveden altmış üçünü kendi, otuz yedisini Hz. Ali kurban etti. Saçını tıraş ettirdi. Saçlarını kestirenler ve bu kesimi yapanlar için Allah’a dua etti. Sonra ihramdan çıkarak Kâbe’yi tavaf için Mekke’ye gitti. Tavafı ifa ettikten sonra, Abdulmuttalib oğullarının hacılara su dağıttıkları zemzem kuyusunun başına geldi. Kendi işini kendi yapmayı seven Rasûlullâh, su dağıtma işini yapanlara: “Çekin ey Abdulmuttalib oğulları! Eğer halkın beni görerek kendileri su çekmeye kalkmaları ve sizi bu şerefli vazifeden mahrum etmeleri endişesi olmasaydı, suyu kuyudan kendim çekerek içmek isterdim.” dedi ve sunulan bir bardak suyu içti. Sonra Mina’ya döndü. Bayramın diğer günlerini de Mina’da geçirerek her gün cemreleri attı (Büyük, orta, küçük şeytana yedişer adet küçük taş atma işi) ve kısa konuşmalarda bulundu. Hutbelerinde mal, can, namus dokunulmazlığından ve insanların haklarına hürmette bulunmanın öneminden tekrar tekrar bahsetti ki o devirde çapulculukla geçinen bir toplum, medenî hayatın esaslarını öğrenebilsin.

    Bayramın dördüncü salı günü Ebtah denilen Muhassab vadisine gidip geceyi orada geçiren Rasûlullah, Çarşamba günü sabahleyin Mekke’ye gelerek güneş doğmazdan evvel veda tavafını yaptı.

    Artık hacda yapılacak bütün işler tamamlandığından herkes memleketine döndü. Rasûlullah da âdeti olduğu üzere “Keda” yolundan Medine’ye doğru yöneldi. Zülhuleyfe’de geceledi, ertesi günü sabahleyin Medine’ye yaklaştığında şunları söyledi: “ Allah büyüktür, Allah’tan başka ilah yoktur. Birdir, ortağı yoktur, mülk O’nundur. Hamd O’nadır. O her şeye kadirdir. Biz geliyoruz, tevbe etmişiz, ibadet etmişiz, secde etmişsiz, Rabbimize şükretmişiz. Allah vaadini gerçekleştirdi. Kuluna yardım etti. Birleşen düşmanları perişan etti.”

     

    Bu yazı toplam 841 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim