Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    REFîKİ ÂLÂ’YA

    07 Haziran 2018 Perşembe 01:03

    8 Haziran 632’ye rastlayan Rebiulevvel ayının 12’sinin sıcak ve berrak bir pazartesi sabahı Rasûlullah, hastalığının hafiflediği hissetti. Sabah namazı için Hz. Ali ve Fadl b. Abbas’a dayanarak da olsa gitme gücünü kendinde bulunca mescide girdi. O sıra Hz. Ebu Bekir cemaate namaz kıldırıyordu. Müslümanlar Rasûlullah’ın geldiğini görünce sevinçten neredeyse namazlarını bozacak gibi oldular. Fakat Allah Rasûlü namaza devam etmelerini işaret etti. Hz. Ebu Bekir de yerini O’na terk etmek istedi. Ancak ona da işaret ederek yerinde kalmasını işaret buyurdu. Kendisi de Hz. Ebu Bekir’in yanına durarak sağ tarafına yaslanmış olarak namazını kıldı.

    İbni Abbas’ın bu konudaki rivayeti şöyledir: “Hz. Peygamber hastalanınca Ebu Bekir’e cemaate namaz kıldırmasını emretti (Hz. Ebu Bekir’in 17 vakit namaz kıldırdığı rivayet edilmiştir). Sonra kendisi hafifleyince odasından çıktı ve mescide geldi. Ebu Bekir onun geldiğini hissedince gerilemek istedi ama Hz. Peygamber işaret ederek yerinde durmasını istedi. Gelip Ebu Bekir’in sol tarafına oturdu. Ebu Bekir’in kaldığı yerden ayeti okumaya başladı. Ebu Bekir Hz. Peygamber’e cemaat de Hz. Ebu Bekir’e uymuştu.”

    Enes b. Malik’in bu sabahla ilgili şu rivayeti, Rasûlullah’ın o gün yaşadığı haleti ruhiyesini bize anlatmaktadır: “Rasûlullah o kadar memnundu ki daha önce onun hiç böyle memnun olduğunu görmemiştim.”

    Müslümanların kendi başlarına ve düzenli olarak ibadetlerine devam etmeleri, onun gösterdiği ve öğrettiği şeylerin kendisinin vefatından sonra da süreceğine olan inancının hayata geçtiğini görmesi O’nu ziyadesiyle memnun etmiş olmalı.

    Bu gün de O’nun Mescid-i (Mescid-i Nebevi) dünyanın en intizamlı ve düzenli Allah’a ibadet edilen mekânlarının başında gelmektedir. Allah’a ibadet için her vakit bu mescitte toplanan insanların samimiyeti, ihlâsı, nizamı, intizamı hala sürmektedir. Allah’a ve Rasûlü’ne bağlılığın yoğun duygularını orada yaşamanız mümkündür.

    Rasûlullah’ın son gününde böyle memnun olması bundan olsa gerekir. Onun bu halini gören sahabeler O’nun iyileştiğini bile düşünmeye başladılar. Hz. Ebu Bekir Medine’ye bir mil uzaklıkta Sunh’daki evine gitmek için izin istedi. Usame, ordusuna hareket emri vermek üzereyken Rasûlullah’ın ağırlaştığı haberiyle O’nun yanına gelmek zorunda kalacaktı.

    Sahabe Mescit’ten neşeli ve sevinçli bir şekilde ayrılırken, aslında O son saatlerini yaşıyordu. Odasına girdiğinde dermansızlığı had safhaya vardı. Öğleye doğru nefesi ağırlaştı. Hz. Aişe Rasûlullah’ın başını göğsüne dayadı. Rasûlullah bir taraftan yanındaki kaptaki suya elini daldırarak yüzünü ıslatıyor bir taraftan da son nasihatini ediyordu: “Namazınız ve elinizin altında bulanlar köleler hakkında dikkatli olun.” diyordu.

    Rasûlullah’ın son halini Hz. Aişe şöyle anlatıyor: “Allah’ın bana ihsan ettiği nimetlerinden birisi Rasûlullah’ın benim odamda, benim nöbetimde (mübarek başı) benim göğsümün üstü ile gerdanımın arasında iken vefat etmesidir. Bir de Allah’ın, onun vefatı sırasında benim tükürüğüm ile onun tükürüğünü bir arada birleştirmesidir. (Şöyle ki: Kardeşim) Abdurrahman elinde bir misvakla odaya girmişti. Ben de Rasûlullah’ı (göğsüme yan) dayamıştım. Onun misvaka dikkatle baktığını gördüm. Misvakı çok sevdiğini bildiğim için size misvakı alayım mı diye sordum. Başıyla al diye işaret etti. Hemen alıp sundum. Fakat sert gelmişti. Ya Rasûlullah! Biraz yumuşatayım mı diye sordum. Başı ile evet diye işaret etti. Ben de misvakı yumuşatıp verince, ağzında yürütüp fırçaladı. Bir de Rasûlullah’ın yanında sahtiyandan ufak bir su kabı, içinde su ile beraber dururdu. Ara sıra iki elini bu kaba batırıyor ve ıslanan elleriyle yüzünü sıvıyor ve: Lâilâhe illallah! Ölümün de şiddetleri, sadmeleri var diyordu. Sonra elini kaldırdı ve ruhu alınıncaya kadar: Allah’ım beni Refik-i A’lâ camiasında kıl, duasına devam etti. Ve bu dua ile Hatem’ül Enbiya’nın eli düştü.”

    Rasûlullah’ın son sözlerinin “Rabbim, beni bağışla ve beni yüce dosta kavuştur. (Rabbiğfirli ve’l-hıknî bir-refîkı’la’lâ) olduğu Buhâri ve Müslim’de rivayet edilmiştir. (sayısız selatu selam onun üzerine olsun)

    “Ey Muhammed! Senden önce de hiç bir insanı ölümsüz kılmadık.  Her can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak size iyilik ve kötülük veririz. Sonunda Bize dönersiniz.” (21/34-35), ayeti ve daha pek çok ayetin bildirdiği gibi Rasüller de vakitleri dolduğunda ölürler. “(Ey Muhammed) Şüphesiz sen de öleceksin, onlarda ölecekler. (Ey İnsanlar) Sonra siz, kıyamet günü Rabbinizin huzurunda duruşmaya çıkacaksınız.” (39/30-31) ayetinin tecellisi gerçekleşmiş, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş ve peygamberlerin sonuncusu görevini tamamlamış Rabbine kavuşmuştur. “Allah’ım! İbrahim ve ona tabi olanlara ihsan ettiğin hayır rahmet ve bereketi Muhammed (s.a.v.)’e ve ona tabi olanlara da ihsan et. Şüphesiz Sen övülmeye layık ve yücesin. Şahadet ederim ki Allah’tan başka İlah yoktur ve yine şahadet ederim ki Hz. Muhammed (s.a.v) O’nun kulu ve elçisidir.” duasını yaptıktan sonra, O’nun vefatının sahabe arasında nasıl karşılandığını anlatabiliriz.

    Rasûlullah’ın vefatı sahabeyi derinden sarstı. Hz. Ali dondu kaldı, Hz. Osman’ın dili tutuldu. Hz. Ömer ne yaptığını şaşırdı. Bazı münafıkların: “Eğer Muhammed hak peygamber olsaydı vefat etmezdi” dediklerinde kılıcını çeken Hz. Ömer: “Her kim Rasûlü Ekrem öldü derse, kılıçla ikiye biçerim, Hz. Musa’ya olduğu gibi ona da bir baygınlık gelmiştir. Münafıkların dillerini kesinceye kadar bu dünyada kalsa gerekir” diyerek dikiliyordu.

    Hz. Ömer Rasûlullah’ın vefatını kabullenmeyişinin sebebini bir rivayette izah etmiştir. İbn-i İshak İbn-i Abbas’tan rivayeti şöyledir: “Hz. Ömer, halifeliği zamanında bir gün İbni Abbas’la bir yere gidiyordu: “Rasûlullah’ın sırasında söylediğim sözün sebebini biliyor musun?” İbni Abbas: “Hayır, ey Mü’minlerin Emiri! Siz daha iyi bilirsiniz” diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer: “Bunun sebebi: “Böylece sizi vasat bir ümmet yaptık ki, insanlar üzerine şahit olasınız, Rasûlullah da sizin üzerinize şahit olsun” (Bakara 143) ayeti nazil olmuştu. Ben sanıyordum ki, Rasûlullah ümmeti arasında kalacak ve onların işlerine sonuna kadar şahit olacaktır.” dedi.

    Hz. Ebu Bekir Sunh’daki evinde iken vefat haberini alır almaz hemen atına binerek Hz. Aişe’nin odasına geldi. Örtülü olan Rasûlullah’ın yüzünü açarak alnını, yüzünü öptü: “Anam babam sana feda olsun. Allah’ın takdir buyurduğu ölümü tattın. Bundan sonra artık sana ölüm asla gelmez.” dedi. Yüzünü tekrar örttü. Sonra dışarı çıktı. Hz. Ömer hala cemaatle konuşuyor onları Rasûlullah’ın ölmediğine iknaya çalışıyordu. Hz. Ebu Bekir Hz. Ömer’e: “Sakin ol biraz Ey Ömer, sus ve dinle!” diyerek çıkıştı. Fakat Hz. Ömer’in hâlâ fikrinde ısrarcı olması karşısında Ebu Bekir (r.a.) minbere çıkarak Allah’a hamt ve sena Rasûlü’ne selatü selam ettikten sonra: “Ey insanlar! Her kim Muhammed’e tapıyorsa, bilmelidir ki Muhammed öldü. Her kim Allah’a tapıyorsa, bilmelidir ki Allah diridir (bakidir).” dedi ve şu ayeti okudu: “Muhammed ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse siz ardınıza dönüverecek misiniz (dininizden dönecek veya mücadeleden vaz mı geçeceksiniz? Kim ardına dönerse, elbette Allah’a hiç bir şeyle zarar verecek değil, fakat şükredip sabredenlere Allah muhakkak mükafat verecektir.” (Al-i İmran 144)

    Sonra okuduğu: “(Ey Rasûlüm), elbette sen öleceksin ve elbette o kafirlerde öleceklerdir.” (Zümer 30) ayeti Hz. Ömer’in aklını başına getirmeye yetti.

    Hz. Ömer: “Allah hakkı için sanki bu ayeti asla işitmemişim. Ebu Bekir’den yeni işitiyorum” dedi ve dizlerinin bağı çözülüp yere yığıldı.

    Hz. Ebu Bekir’in bu uyarısı herkesi kendine getirdi ve: İnna lillâhi ve inna ileyhi râciun-Biz Allah’a aidiz ve biz yine O’na döneriz.” demeye başladılar.

    Allah, Rasûlü vefat etti. Fakat O’nun tebliğ ettiği İslam nuru insanları aydınlatmaya kıyamete kadar devam edecektir. O görevini hakkıyla yerine getirdi. Allah’ın dinini tebliğ etti. Bu tebliğin kıyamete kadar sürdürülmesi görevi ise O’na iman edenlere yani tüm Müslümanlara düşmektedir. Gayret bizden tevfik Allah’tandır.

     

    Bu yazı toplam 1156 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim