Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    Sabır, Hicret ve Sebat

    04 Ekim 2016 Salı 18:16

     

    "Kendilerine zulmedildikten sonra Allah yolunda göç edenleri, dünyada güzelce yetiştireceğiz, (Onlara) vereceğimiz ahiret mükâfatı ise daha büyüktür. Keşke bilseler, Onlar ki sabrettiler ve Rablerine dayanmaktadırlar." (Nahl, 41-42)

    Mekke döneminin ortalarında inmiş olan Nahl süresinin bu ayetlerinden Allah yolunda hicret ve muhacir durumuna düşürülen Müslümanların zulme uğrayarak yerlerinden ve yurtlarından çıkarak imanlarını korumalarının istendiği anlaşılmaktadır. Ayetler Müslümanların sabırlarını, Allah'a güvenmelerini ve dayanmalarını övmüş, dünyada da ahirette de mükâfatlandırılacakları müjdesini vermiştir. Tarihen de sabit olmuştur ki hicretler inananları başarıya götürmüştür.

    Güçlü ve kararlı psikolojik yapıları inananları başarıya ulaştırmıştır. Bu yapıyı motive ve sonucunu müjdeleme bakımından ayetler inananlar için yol gösterici olmaktadır.

    Nahl süresinden önce inen Zümer süresinde onları hicrete hazırlar mahiyette ifadeler vardır.

    "Deki: "Ey inananlar, Rabbinizden korkun. Bu dünya hayatında güzel davrananlara güzellik ver. Allah'ın arzı geniştir. Ancak sabredenlere mükâfatları hesapsız ödenecektir." (Zümer, 10)

    Zulme uğrayanlar ya zulmü ortadan kaldıracaklar ya da zulmün olmadığı yere hicret edeceklerdir. Hicret esnasında ve sonrasındaki sabır hem dünya hem ahiret mükâfatı olarak onlara geri döneceğinin müjdesi verilmektedir.

    Mekke döneminin ortalarında gerçekleşen Habeşistan'a hicrete bu ayetler ışık tutmaktadır. Rivayetlere göre baskı ve işkencelerin arttığı dönemde Rasûlullah inananlara şöyle demiştir: "Habeşistan'a gidecek olursanız; orada bir kral var ki, yanında kimse zulme uğramaz. Orası adalet yurdudur; ta ki Allah içinde bulunduğunuz duruma bir çıkış yolu göstersin."

    Hicret edenlerin çoğunun Kureyş'ten olmasına sebep, Kureyş’in ileri gelenlerinin kendilerinden Müslüman olanlara daha katı davranmaları gösterilebilir.

    Kâfir liderler, kendi çocuklarının İslam’ın çağrısına katılmalarını kendilerine yediremiyor, harcadıkları çabaların boşa çıkmasını hazmedemediklerinden dolayı işkence ve zulümlerini daha da artırıyorlardı. Bu, önce kendilerinden olanı bertaraf etme çabasının bir sonucu olarak da görülebilir. Zira kendi ailelerine bağlı kişilerin Müslüman olması, diğer aileler üzerindeki etkiyi hesap etmelerine neden olmuş olabilir.

    Hicret yerinin seçilmesinde önemli iki unsuru göz önünde tutulduğu anlaşılmaktadır. Birincisi kolaylıkla ulaşılabilecek ve zulme uğranılmayacak bir yer olması, ikincisi de İslam'ın kabul görebileceği bir yer olması nihayetinde Habeş Kralı Necaşi’nin Müslümanlara iyi davranması ve Müslüman olduğu rivayetleri bunu desteklemektedir.

    Müslümanların umduklarının ve ayetlerin müjdesinin bu hicrette de, Medine'ye hicrette de "Dünya da onları güzel şekilde yerleştireceğiz" hitabı İlahisi’nin içeriğinin gerçekleştiğini bilmekteyiz.

    Küfre dönme veya zulme razı olma yerine hicretin sonuç itibarıyla daha iyi olduğu açıktır. Sabır ve sebat gösterememekten ve dinden dönme tehlikesine karşı hicret çıkar yoldur.

    "İnandıktan sonra Allah'ı inkâr eden -kalbi imanla yatışmış olduğu halde (inkâra) zorlanan değil- fakat küfre açan kimselere Allah'tan bir gazap iner ve onlar için büyük azap vardır. Bu, onların dünya hayatını ahiret tercih etmelerinden ve Allah'ın da inkâr eden kavmi doğru yola iletmeyeceğinden ötürü böyledir. Onlar öyle kimselerdir ki, Allah kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlemiştir. Ve işte gafillerde onlardır. Gerçekten onlar ahirette ziyana uğrayacaklardır. (Nahl 106-109)

    Bu ayetlerde inananlar için iki türlü fitne söz konusudur. Birincisi dünya hayatına ve menfaatine düşkünlük, ikincisi ise zorlama ile içine düşülen fitnedir. Fitnenin kötü sonucunu görmektense hicret inananlar için daha hayırlıdır.

    "Sonra Rabbim, şunların, şu işkenceye uğradıktan sonra göç eden, sonra cihat edenlerin ve sabredenlerin yanındadır. Elbette (bütün) bun(lar)dan sonra Rabbim bağışlayandır, merhametlidir." (Nahl, 110)

    Buradaki "Cihat edenler" kavramı sabır gösterip, Allah ve dini uğrunda güçlüklere, zorluklara katlanmayı ifade etmektedir.

    "Ama biz(im uğrumuz)da cihat edenleri biz, elbette yollarımıza ulaştırırız. Muhakkak ki Allah, iyilik edenlerle beraberdir." (Ankebut 69)

    İnsanların denenmesi ve sınanması hayatları boyu devam etmektedir. Denenmeden ve sınanmadan söylenen sözler ve inançlar havada kalacaktır. Hele inandım diyenlerin inançları sınanmayla ölçülecektir.

    "Elif, lam, mim. İnsanlar yalnız "inandık" demekle, hiç sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? And olsun ki biz, onlardan öncekilerini sınadık. Elbette Allah (sınayacak) doğruları bilecek, yalancıları bilecektir. Yoksa kötülükleri yapanlar bizi geçeceklerini (bizim, kendilerine yetişip onları cezalandırmayacağımızı) mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar. Kim Allah'a kavuşmayı umarsa; Allah'ın, (buluşmak için verdiği) süresi gelmektedir. O işitendir, bilendir. Şüphesiz Allah, âlemlerden zengin (müstağni)dir. İnanıp faydalı işler yapanların, mutlaka kötülüklerini örteceğiz ve onları yaptıklarının en güzeliyle mükâfatlandıracağız." (Ankebut, 1-7)

    Bu ayetlerden Müslümanların sıkıntı ve denemeler karşısında sabırlarının tükenmek üzere olduğu, sızlanmalarının arttığı, Allah'ın onlara cesaret verdiği, güzel vaatle birlikte azarladığı anlaşılmaktadır. Müslümanların zülüm gördükleri ortamda en çok yakın ilişki içerisinde yaşadıkları ve yaşamak zorunda kaldıkları anne-babaları ile ilgili tutumlarını belirlemede dikkat edilecek hususları da ayetlerden öğrenebiliriz.

    "Biz insana ana-babasına iyilik etmeyi tavsiye ettik. Eğer onlar seni, (gerçekliği hakkında hiçbir bilgin olmayan) bir şeyi bana ortak koşman için zorlarsa (bu hususta) onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır. O zaman size yaptıklarınızı haber veririm. İnanıp iyi işler yapanları salihler arasına sokarız." (Ankebut, 8-9)

    Bu ayetlerin Sa'd b. Ebi Vakkas (r.a.) ile annesi hakkında indiği rivayet edilir. Sa'd'ın annesi oğlunun Müslüman oluşuna kızmış ve onun İslam'dan dönmesi için var gücüyle uğraşmıştır. Ayetlerden küfre dönme dışında anne-babaya iyilik emredilmekte, ilişkinin sınırları belirlenmektedir.

    "Biz insana, anne-babasını tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üzerine zayıflık çekerek taşımıştır. Onun (sütten) ayrılması da iki yıl sürmüştür. "Bana ve anne-babana şükret, dönüş banadır." Eğer onlar seni, hakkında bilgin olmayan bir şeyi bana ortak koşman için zorlarsa, onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyi geçin ve bana yönelen kimsenin yoluna uy. Sonra dönüşünüz banadır; size yaptıklarınızı haber vereceğim." (Lokman 14-15)

    Mü'min için anne-babaya küfürde itaat söz konusu olamaz. Ancak onları küçük şeylerden ötürü kırmamak, hırpalamamak ve terk etmemek gerekir. Tevhide ters olmayan konularda sonuna kadar dayanmalı iyilikle muamele edilmelidir. Günümüz müslümanlarını en büyük eksikliklerinden biri de en küçük şeyler yüzünden dahi anne-babalarını terk etmeleri, onlara yabancılaşmalarıdır. Bizim onlarla beraberken onlara iyilikle muamele etmemiz, onların da Müslümanlaşmasına ve ebedi saadetlerine vesile olunacağı unutulmamalıdır. Onlar hakkında iyi muamele ve dua da bulunmalıyız. Burada şu da unutulmalıdır, eğer anne-babanın tutumu imanı fitneye sokup, bizi ve imanımızı tehlikeye sokacak vaziyette ise terk (hicret) zaruri hale gelir.

    "İnsanlardan kimisi var ki "Allah'a inandık" der, fakat kendisine Allah yolunda eziyet edilince insanların işkencesini, Allah'ın azabı sayar. Ama Rabbin'den bir yardım gelse, andolsun: "Biz beraberdik" derler. Allah, âlemlerin göğüslerinde bulunan (düşünceler)i (herkesten) daha iyi bilmez mi? Allah elbette inananları da bilir, ikiyüzlüleri de bilir." (Ankebut 10-11)

    Allah'a imanın gereği olarak, dünyadaki olası sıkıntılara sabır ve sebat gösterilmelidir. Baskı ve fitneyi kaldıramayan, yılgınlığa düşmüş, kâfirler hesabına münafıklık yapmaya, onlarla beraber olmaya meyilli olacaklar ihtar edilmektedir.

    Bazı Müslümanlar karşılaştıkları zulümlere dayanamayıp zayıf düşmüş, işkenceleri göğüslemeye, sıkıntılara katlanmaya güç yetirememiş olduğu görülmektedir. Bu nedenle etkili ve acı eleştirilerin hedefi olmuşlardır. Allah'a ibadet, onu tanıma ve O'na samimi bir şekilde bağlanma alanlarında insanların dereceleri farklı olmaktadır. İhlâslı, samimi, olmak, Allah'ın rahmetine ve yardımına güvenmek, inananların en önemli sıfatlarıdır.

    "İnsanlardan kimi de Allah'a bir kenardan (dinin bütününe inanmadan) ibadet eder. Eğer kendisine bir hayır gelirse onunla huzura kavuşur ve eğer başına bir kötülük gelirse, sırt döner. O, dünyayı da, ahireti de kaybetmiştir. İşte apaçık ziyan budur. Allah'ı bırakıp, kendisine ne zarar ne de yarar verebilen şeylere yalvarır. İşte faydasından daha yakın olana yalvarır. O, ne kötü bir yardımcı ve ne kötü bir arkadaştır! Allah, inanan ve iyi iş yapanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Şüphesiz O istediğini yapar. Kim Allah'ın, dünyada ve ahirette O'na (Rasûl'e) yardım etmeyeceğini sanıyorsa öfkesini gidermek için her çareye başvursun. Kendini boğmak için (evinin) göğ(ün)e bir sebep(ip) uzatsın. Sonra (kendini) yerden kessin de baksın (bakılım) tuzağı öfkelendiği şey giderebilecek mi?" (Hac, 11-15)

    İman, insana öyle sabır ve sebat vermelidir ki imanını ondan hiçbir şey alamasın. Zulüm, fitne ve her türlü menfaat onu imandan ayırmasın.

    Bu günün müslümanına örnek olarak, hicret eden, sabır ve sebat gösteren geçmiş müslümünları, öğüt olarak da Kur'an ayetlerini göstermek ve hatırlatmak gerekir.

     

    Bu yazı toplam 1166 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim