Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    Sabır, Savaş ve Zafer

    02 Ocak 2017 Pazartesi 23:35

     

     

    Hicretle birlikte Rasûlullah’ın, müslüman bir toplum meydana getirmek, İslam’ı yaygınlaştırmak, müslümanları yetiştirmek, kurulan İslam toplumunu korumak için büyük çaba sarf ettiğini tespit etmek zor değildir. İslam’ı korumak ve geliştirmek için ilk etapta müslümanlar arası kardeşlik, diğer unsurlarla vatandaşlık anlaşması, cuma namazı ve Mescit’in inşası gerçekleştirilmişti.

    Medine’nin yeni, ancak şahsiyetli ve bağımsız İslam toplumu, kimliğini ortaya koyarken düşmanını da tespit etmiştir. Bu düşman, Rasûlullah’ı ve müslümanları muhacir durumuna düşüren kendi kavimleridir. Ta başından beri İslam düşmanlığı yapan, müslümanların bütün haklarını gasp eden Mekke’nin müşrik halkı, bu düşmanlığı hak edecek davranışları hem hicret öncesi hem de hicret sonrası devam ettirmişlerdir.

    Müslümanlar Mekke’de kemiyet ve keyfiyet olarak çatışmaya (savaşa) hazır olmadıklarından Allah (c.c.), savaş izni vermemiştir. Ancak uzun vadede bunun kaçınılmaz olduğu, uzun hazırlık ve teşvik anlamı taşıyan ayetler nazil olmuştur.

    Kur’an’ın Nüzul Süreci isimli eserinde Bazergan, cihat için kullanılmış olan kelimeleri gösteren grafik (s. 237) ve tablo (s. 238) vermiştir. Rasûlullah’ın hayatının ve Kur’an’ın cihatla ilgili gelişmelerini bir bakışta vermesi bakımından grafiği nakletmeyi yararlı buluyorum.

    Grafikte görülüyor ki hicret öncesinde de cihat için kullanılmış kelimeler gittikçe yükselen bir eğim göstermektedir. Hicret ve sonrası teşri’ ve tahkim (cihada izin verilip, cihadın emredilmesi) ile birlikte icra, takviye, tafsil bildiren kelimelerin dolayısıyla ayetlerin hızla arttığı görülmektedir. Hicretin 8. yılında zirveye ulaşarak cihatla ilgili düzenleme ve tekmil sağlanmıştır.

    Cihat öncesi ayetler ki bunlar hicret öncesi Mekke dönemini bildirirler. Bu dönemde müslümanların çatışmaya hazır olmadıkları içindir ki fiili bir cihat çağrısı yoktur. Musibetlere ve yoksunluklara karşı düşünce ve tavırlarda gerekli hazırlıkları kapsayan ayetler çerçevesinde mü’minlerden, ahiret hayatındaki mükâfatlar ve Allah katındaki rızıklar karşılığında bu dünyadaki mal ve canlardan fedakârlık konusunda söz alınmaktadır. Bu ayetler tasvir, teşvik, takdir ve öğüt üslubuyla gelmiştir.

    Hicretten sonra durum değişmiş yakın zamanda müşriklerle olabilecek bir çatışmanın düşünce ve ruhi tedariki sağlanarak katî, nihaî ve açık hükümler bildirilmiştir.

    “Sizinle harp edenlerle Allah yolunda çarpışın” (Bakara 190).“Size ne oluyor da: “Rabbimiz bizi halkı zalim olan bu şehirden çıkar, katından bize bir sahip çıkan gönder, katından bize yardımcı lütfet” diyen zavallı çocuklar, erkekler ve kadınlar uğrunda ve Allah yolunda savaş mı yorsunuz? İnananlar Allah yolunda savaşırlar, inkâr edenler ise tağut yolunda savaşırlar. Şeytanın dostlarıyla savaşın, esasen şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisa, 75,76)

    Rasûlullah hicretin ilk günlerinden itibaren güvenlik ve savunma tedbirleri almıştır. Medine civarını özellikle Mekke’den gelebilecek saldırılara karşı tedbir olması bakımından seriyyelerle korumuş ve istihbarata önem vermiştir. Keza Mekke Müşrikleri, Medineli müslümanlara mektup yazarak rahat durmayacakları izlenimi vermişlerdir. Müslümanlardan umduklarını bulamayınca Medineli muhaliflere yönelerek fitne çıkarma yoluna başvurmuşlar ve tehditler savurmuşlardı. Bunun yanı sıra muhacirlerin Mekke’de kalan mallarını yağmalayarak, Medine’ye iktisadi baskı yapmaya başlamışlardır. Buna karşı Rasûlullah da karşı tedbir olarak Kureyş’e ait ticaret kervanlarının müslümanların nüfuz bölgesinden geçmemelerini bildirmek üzere askeri birlikler oluşturmuştur. Bunlardan ilki amcası Hamza’nın kumandası altında otuz kadar savaşçıdan oluşmaktaydı. Bu ve benzeri seriyye (askeri sefer)ler sadece Mekke müşriklerine yönelik olmasına rağmen, civar toplumlara da kendini kabul ettirmenin bir yöntemi durumundaydı.

    Bir mücadelede hedefin belirgin olması gerekir. İslam’a açık düşman olan Mekke’nin hedeflenmesinin zorunluluğu ortadadır. Strateji açısından da uygun olan budur. Mekke’nin fethi sonrası gelişen tarihi olaylar bunu doğrulamaktadır ki, Mekke fethedildikten sonra İslam’ın yayılış süreci çok hızlanmıştır.

    O dönem ve şartlara göre Mekke’yi hedef almak için birçok sebep vardır:

    a) Rasûlullah’ı ve müslümanları yurtlarından çıkarmaları.

    b) Allah’ın ve İslam’ın düşmanı olduklarını her şart ve zeminde belli etmeleri.

    c) Müslümanların mallarına el koymaları; Rasûlullah, hicretin yedinci yılında Hudeybiye anlaşması gereği umre ziyareti için Mekke’ye geldiğinde Usame kendisine: “Hangi eve iniyorsun” diye sorduğunda: “Akil (Rasûlullah’ın amcası Ebu Talib’in oğlu) bize hiç ev bıraktı mı ki? Kinane vadisine ineceğiz.” buyurmuştu. Akil Rasûlullah’ın evine el koymuş ve onu satmıştı.

    d) Önce Medineli müslümanları ayartmaya çalışıp başarılı olamayınca münafıkları ve Yahudileri tehdit edip Rasûlullah’ı Medine’den çıkarma için çağrıda bulunmaları.

    e) İktisadi güçlükler çıkarmaları.

    f) Medine kenarlarına kadar gelerek yağma yapıp, insanları kılıçtan geçirmeleri.

    g) Ticari ve dini bir merkez olan Mekke’nin mağlubiyetinin müslümanların önünün açılmasına vesile olması.

    h) Kıblegahın yani Kâbe’nin kurtarılması gibi birçok sebep Mekke’yle mücadelenin kaçınılmazlığını ortaya koymaktadır.

    “Müşrikler size nasıl kitle halinde savaş açıyorlarsa siz de onlara karşı kitle halinde savaşınız.” (Tevbe 36)

    “Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (mü’minlere) savaşma izni verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye kadirdir. Onlar ki, “Rabbimiz Allah’tır” demelerinden başka sebep olmaksızın, yurtlarından (Mekke’den) haksız yere çıkarıldılar.” (Hacc 39-40)

    Medine döneminin ilk zamanlarında meydana gelen savunma savaşları müslümanların her zaman savunma savaşı yaptığı ve yapması gerektiği anlamına gelmez. Müslüman yeri, zamanı, şartları uygunsa Kelime-i Tevhit için, insanlık için, insanları kula kulluktan kurtarmak ve zulmü ortadan kaldırmak için mücadele etmelidir.

     

     

    Bu yazı toplam 927 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim