Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    SABRIN SONU

    03 Haziran 2017 Cumartesi 01:34

    Hayber'in fethi sırasında 15 Müslüman şehit olmuş, 93 Yahudi ölmüştü. Aklın almayacağı bir zafer olmuştu Hayber fethi. Onca kuvvete ve sağlam kalelere sahip düşmanın, bir avuç ve güç şartlarda sefere çıkmış, birçok imkândan yoksun Müslümanlara yenilmesi Allah’ın yardımının olduğunu göstermektedir. Kur'an'da Müslümanların sabırlı, dirençli ve dayanıklı olmaları halinde kendilerinden kat kat fazla olan topluluklara karşı galip gelecekleri bildirilmiştir:

    "Ey Peygamber! İnananları savaşa teşvik et. Sizden sabırlı (dirençli ve dayanıklı) yirmi kişi iki yüz kişiyi mağlup eder. Çünkü onlar anlamayan bir toplumdur. Şimdi Allah yükünüzü hafifletti. Zira içinizdeki bitkinliği bilmektedir. Sizden sabırlı yüz kişi, olursa, Allah'ın yardımı ile iki bin kişiyi yener. Allah sabırlı olanlarla beraberdir." (8/65-66)

    Hayber seferine katılanların sabrı, bu ayette zikredilen sabrın en yüksek seviyesinde oldu ki Allah onlara zaferi nasip etti. Yahudiler ise Tevrat'ın: "Beni dinlemez ve bütün emirlerimi yapmazsanız ve eğer bütün emirlerimi yapmamak ve ahdimi bozmak için kanunlarımı reddederseniz ve eğer canınız hükümlerimden nefret ederse... (Levililer 14)" diye başlayan ve başlarına gelecek felaketleri anlatan bölümünde şöyle tasvir edilmektedir. "Ve sizden, arta kalanlara gelince düşman memleketlerinde onların yüreklerine korku vereceğim ve yelin sürüklediği yaprağın sesi onları kovalayacak ve kılıçtan kaçar gibi kaçacaklar ve kovalayan yokken düşecekler. Ve kovalayan yokken kılıç önünden kaçarmış gibi birbiri üzerine yıkılacaklar ve düşmanlarınızın önünden kaçarmış gibi birbiri üzerine yıkılacaklar ve düşmanlarınızın önünde durmaya kudretiniz olmayacak." (Levililer 36-37)

    Hayber Yahudileri sanki Tevrat'ta anlatılanların durumuna düşmüşlerdir. Müslümanların önünde kuvvetleri ve imkânları çok olmasına rağmen duramamışlardır. Diğer Yahudi kabilelerinin durumu da bundan farklı olmamış, olmayacaktır.

    Allah Rasulü ve Müslümanlar Allah'ın kendilerine vaat ettiği zafere ve ganimete kavuşmanın sevincini yaşarken, sevinçlerine sevinç katan bir olay daha yaşadılar. Habeşistan muhacirleri onlara katıldılar. Rasûlullah Caferi görünce onu kucakladı, gözlerinden öptü ve: "Hayber'in fethine mi, yoksa Cafer'in dönüşüne mi hangisine sevineceğimi bilemiyorum!" dedi. Böylece yılların hasreti dinmiş oldu. Bu arada hicretten önce Müslüman olup kabilesinin yanına dönen Tufeyl b. Amr, kabilesi Devs'ten 400 kişi ile birlikte Müslümanlara katıldı.

    Müslümanlar Hayber'de o güne kadar elde edemedikleri ganimetlerin sahibi oldular. Ekonomik yönden ilk defa rahatladılar. Hayber’de elde edilen ganimetlerin bir yere toplamasını emreden Rasûlullah (a.s.), gizli olarak ganimetten alanları cehennemle uyardı. Toplanan ganimet: "Aldığınız her türlü ganimetin beşte biri Allah'ın, Elçi'nin, onun yakınlarının, öksüzlerin, düşkünlerin ve yolcularındır." (8/41) ayeti uyarınca beşte biri Beytü'l Mâ'le (devlet hazinesine) ayrıldı. Gerisi savaşanlara pay edildi. Bu paydan savaşanların izni alınarak Habeşistan muhacirlerine, Tufeyl b. Amr ve arkadaşlarına da verildi. Olaylar ve meseleler halledilip istirahat edildiği bir sırada Hayber'de öldürülenlerden Merhab'ın yeğeni, Haris'in kızı ve Sellam b. Mişkem'in karısı olan Zeyneb, bir koyun kızarttı ve getirdi. Rasûlullah ve bazı arkadaşları yemek için oturdu. Bir lokma alıp çiğnedikten sonra Rasûlullah, "bu koyun zehirlidir, yemeyiniz" dedi. Fakat Bera b. Ma'rur'un oğlu Bişr, bir lokma yutmuştu. O bunun tesiriyle öldü. Rasûlullah, tedavi görmesine rağmen vefat edinceye kadar bunun tesirini gördüğünü söylemiştir. Zeynep çağrılıp buna nasıl cüret ettiği sorulduğunda: "Sen benim babamı, kocamı ve amcamı öldürdün. Eğer Peygambersen zarar vermez, değilsen elinden kurtulmuş oluruz" diye cevap verdi. Sonrasında "Anladım ki peygambermişsin" dedi ve şehadet getirdi. Hz. Peygamber de onu affetti. Bazı kaynaklarda Bişr'in ölmesi üzerine kısas edildiği de söylenir.

    Biri böyle intikam almaya yönelmişken, kimi de Safiye gibi sadık bir eş olmanın şerefine kavuşuyordu. Hendek savaşının hazırlayıcısı, Kurayzaoğullarını ihanete ikna edip onlarla birlikte öldürülen Huyey b. Ahtab'ın kızı, yine Hayber'de saklanan hazinenin yerini söylemeyen ve kısasen öldürülen Kinane bin Ebi Hukayk'ın iki aylık eşi Safiye esirler arasında idi. Onu Dihye el-Kelbi istemiş Rasûlullah da kabul etmişti. Ancak Safiye'nin yüzündeki morluğu ve nedenini anlatması, onun mü'minlerin annesi olmasına sebep oldu.

    Safiye, Hayber'in muhasarası esnasında gördüğü bir rüyayı kocasına anlatmışı o da ona sert bir tokat atarak yüzünü morartmıştı. Rüyasında, gökte asılı parlak bir ay görmüş, bunun altında Medine şehrinin uzandığını bilmiyormuş. Daha sonra ay Hayber'e doğru ilerlemeye başlamış ve kucağına düşmüş. Bunu kocasına anlatınca: "Bu sadece senin Hicaz Kralı Muhammed'i arzu ettiğin anlamına gelir" diyerek yüzüne tokat attığını söyledi. Bunun üzerine Dihye'ye onun kuzenini alması için haber gönderdi. Daha sonra Safiye'ye dönüp onu serbest bırakacağını, ister Yahudi olarak kalıp halkının yanında kalabileceğini, isterse Müslüman olup peygamber eşi olabileceğini söyledi. Safiye "Allah'ı ve Rasûlü'nü seçiyorum" dedi. Çünkü o küçük yaştan itibaren bir peygamber'in geleceğini duyup duruyordu. Bu onun hayallerini süslüyordu. Daha sonra Mekke'de bir Peygamber'in varlığından haberdar olmuştu. Sonra Rasûlullah Kuba'ya ulaştığında babası ve amcasının Peygamberi görmek ve onun hakkında tespitler yapmak için gidip döndüklerinde söyledikleri hatırlıyordu. Onların söylediklerinden onun peygamber olduğu, ancak ona karşı mücadele etmeye niyetlendikleri gözünün önüne geliyordu. Bütün bu olanlar, onun samimi bir Müslüman ve Peygamber eşi olmasına yetiyordu. O ömrünün sonuna kadar samimi bir Müslüman olarak yaşadı.

    Hayber'in fethi sırasında meydana gelen bir başka olayda şöyle anlatılır: (Bu rivayet zayıf ta olsa anlatmak istiyorum. Çünkü haksızlığa uğrayacak veya mağdur edileceklerin haksızlıktan ve maduriyetten kurtulmak isteyenlere dersler vardır.) Beni Süleym arazisinde bulunan altın madenlerinin sahibi ve çok zengin Haccac b. Alat, Hayber'de Rasûlullah'ın huzuruna gelerek Müslüman oldu. Mekke'de halktan alacağından bahisle: "Müslüman olduğumu işitilirse bir şey vermezler. Müsaade ederseniz, onların haberi olmaksızın varıp mallarını kurtarayım, icap ederse onların arzusuna uygun bazı sözler söyleyeyim" dedi. Aldığı izin üzerine Mekke'nin yolunu tuttu. Mekkeliler Rasûlullah'ın Hayber'e olan seferini işitmişler, durumunu soruşturuyorlardı. Haccac'a da sordular. Haccac: "Müslümanlar hezimete uğradı, Muhammed'in arkadaşlarından birçoğu öldürüldü. Kendisi de esir edilip, düşmanları tarafından öldürülmesi için gönderilmek üzeredir. Hayber Yahudileri Müslümanlardan çok ganimet malı aldılar. Ucuz fiyatla satacakları açıktır. Başka taraftan müşteriler çıkmadan sermaye tedarikiyle gidip satın almak için buraya geldim" dedi.

    Mekkeli müşrikler buna pek sevindiler. Haccac'ın alacağını çabucak topladılar. Bu şayia Mekke'deki Müslümanları ziyadesiyle üzdü. Özellikle Abbas b. Abdülmuttalib'i üzdü. Çünkü o Fetih suresindeki müjdelerle bu anlatılanları bağdaştıramıyordu. Durumu öğrenmesi için kölesini Haccac'a gönderdi. Haccac: "Gerçek durum, dostların arzusu gibidir. Öğleden sonra gelip kendisini görürüm" dedi. Sonra Abbas'ın evine varıp olan biteni doğruca anlattı. Malını kurtarmak için bu yola başvurduğunu ve Rasûlullah'tan izinli olduğunu söyleyerek, üç gün geçmedikçe gerçek durumu açıklamamasını rica etti.

    Abbas, Haccac gittikten dört gün sonra süslenerek sevinçle meydana çıktı. Onu görenler Abdülmuttalib oğullarının dayanağı Muhammed'in başına böyle bir felaket gelmişken Abbas'ın böyle süslenmesini, onun cinnet geçirmesine yoracak olmuşlar, fakat gerçeği öğrendiklerinde kimi inanamadı, kimi de üzüldü. Kısa süre sonra gerçeği başkalarından da öğrendiler.

    Hayber'in fethiyle Müslümanlar dosta düşmana güçlerini ispatladılar. Artık Müslümanlar hesaba bulunamayacaktı. Civarda Hayber Yahudileri dışında da Yahudi kabileleri vardı. Nasıl Medine Yahudileri birer birer Medine'den çıkarılırken birbirlerine yardım edememişlerse, Hayber ve civar Yahudileri birbirlerine yardım edememişlerdi. Bu da onların sonunu hazırlamış ve yenilgileri hak etmişlerdir.

    Fedek, Hayber'e yakın, akarsuyu ve hurmalığı çok, Yahudilerin yaşadığı mamur bir yerdi. Hayber muhasarası sırasında Rasûlullah, Fedek ahalisini İslam'a davet için Muheysa b. Mesud Harisi'yi göndermişi. Hayber'in haberleri oraya ulaştıkça korkmaya başladılar. Reislerini Rasûlullah'a göndererek bütün Fedek arazisini yarıcılık esasına göre Rasûlullah'a bıraktıklarını bildirdiler. Onların bu talebi kabul edilerek, sulh name düzenlendi. Savaşsız elde edilen Fey'in (savaşsız elde edilen mal-mülk) hükmü şu ayetle belirtilmiştir:

    "Allah'ın (savaşmadan fethedilen) memleketlerin halkının mallarından elçisine verdiği şeyler: -(bu mallar) içinizdeki zenginler arasında dolaşmasın diye- Allah, Elçi, onun yakınları, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir." (59/7-8).

    Fey, devlet idaresiyle zikredilen kişilere sarf ediliyordu. Fedek arazisi Rasûlullah'ın vefatından sonra ihtilafa sebep olmuş. Hz. Ömer zamanında, elli bin dirheme Beytül-Mâl için satın alınmış ve ahalisi Şam tarafına nakledilmiştir.

    Vad'il-Kura da Hayber yakınında bir yerleşimdi. Hayber'in fethinden sonra Vad'il-Kura Yahudileri Müslümanlara karşı durmak üzere hazırlık yaptılar. Civardan da yardım istediler. Müslümanlar buraya geldiklerinde bunların savaşa hazırlandıklarını gördüler. Rasûlullah önce bunları İslam'a davet etti. Onlar bu davete icabet etmedikleri gibi savaşa kalkıştılar. Bir hafta muhasaradan sonra Hayber şartlarında teslim oldular.

    Bu seferler sırasında Medine'ye dönüşte, bu gece sabaha karşı dinlenmek için konaklandı. Hz. Bilal, nöbet ve sabah namazına uyandırma görevini üstüne aldı. Biraz namazla meşgul olduktan sonra o da uyuya kaldı. Gün doğduğunda ilk uyanan Rasûlullah oldu. Hz. Bilal uyandırdı. Bilal "sizi tutan beni de tuttu" diyerek özür diledi. Sonra bir miktar gidildikten sonra abdest alıp namazlarını kıldılar. Bundan namaz unutulup veya uyku sebebiyle kılınamadığından akla geldiği anda ve uyandıktan sonra fırsatı bulunur bulunmaz kılınacağı anlaşılır.

    Yine bu seferden dönüşte Rasûlullah'ın bir hutbesi, (İbn-i Asakir Tarihinde Ukbe bin Amir Cüheni'den bir rivayeti) Mahmut Esad Seydişehri'nin İslam Tarihi'nde şöyle yer almaktadır:

    " – Ey insanlar! Sözlerin en doğrusu Allah'ın kitabıdır. Sözlerin en değerlisi Allah'ın zikridir. Kıssaların en güzeli Kur'an'dır. Amellerin en iyisi, farz olan amellerdir. Her şeyin en kötüsü sonradan ortaya çıkandır. (Bundan dine sonradan sokulan şeyleri anlamak gerekir. A.Ç). Davetlerin en güzeli, Peygamberlerin davetleridir. Ölümlerin en şereflisi, şehitlerin ölümüdür. Körlüğün en ağırı hidayete erdikten sonra kişinin tekrar sapıklığa düşmesidir. İlmin iyisi faydalı olanıdır. Az ve yeterli servet, çok ve azdıran servetten iyidir. En kötü şey, ölürken yapılan mazeret beyanıdır ve pişmanlığın en kötüsü, kıyamet günü duyulan pişmanlıktır.

    İnsanların kimisi namazı, vaktinin sonunda kılar. Kimisi de Allah'ı severek anar. Hataların en büyüğü yalan söylemektir. Zenginliğin en hayırlısı kalp zenginliğidir. Azıkların en iyisi takvadır. Hikmetin başı Allah korkusudur. Kalpte yer alan şeylerin en iyisi kesin inançtır. Şüphe ve kararsızlık küfürdendir. Ölüler için yüksek sesle ağlayıp dövünmek, cahiliye adetlerindendir. Toplumun malına hıyanet etmek, cehennemden ateş közleri çalmaktır. Altın ve gümüşleri biriktirip zekâtını vermemek, deriyi cehennem ateşiyle dağlamaktır. İçki kötülüklerin anasıdır. Kazançların en kötüsü, ribadır. Yiyeceklerin en kötüsü, yetim malıdır. Bahtiyar, başkasından ders alandır.

    Hepiniz nihayet dört ziralık bir yere döneceksiniz. Her iş sonuyla ölçülür. Ameller de muteber olan, amelin sonudur. Haber yayanların en kötüsü yalan haber yayanlardır. Gelmesi muhakkak olan bir şey, uzak da olsa yakındır. Mü'min kişi ile sövüşmek fıskdır. Mü'min kişi ile dövüşmek küfürdür. Mü'minin kanı ne kadar haramsa, malı da o kadar haramdır. Kim bir kötü iş yapmak için Allah adıyla yemin ederse, Allah o kimseyi yalancı çıkarır. Kim bağışlarsa Allah da onu bağışlar. Kim öfkesini yutarsa Allah ona ecir verir. Kim musibete tahammül ederse, Allah kaybının yerine doldurur. Kim dedikoduları dinlerse Allah onu rüsva eder. Kim sabrederse, Allah onun sevabını kat kat verir. Kim Allah'a karşı gelirse, Allah onu cezalandırır.

    Allah'ım! Beni ve benim ümmetimi bağışla! Allah'ım! Beni ve benim ümmetimi bağışla! Allah'ım! Beni ve benim ümmetimi bağışla! Allah'tan kendime ve size mağfiret dilerim."

    Zaferden sonra insanda oluşabilecek zaafları, peygamberimiz bu öğütleriyle gidermekte ve İslam ahlakının bir özetini sunmaktadır.

    Hayber’in ve civarının fethiyle Müslümanlar bölgelerinin en kuvvetli devletine sahip oldular ve bölgenin kontrolü ellerine geçti. Ardından Medine ile Şam arasında Medine'ye sekiz konak mesafede bulunan Teyma halkı, İslam egemenliğini kabul ederek cizye ödemeye başladı. Cizye, İslam hükümetinin himayesini kabul eden ehl-i kitaptan akıllı, ergenlik çağına girmiş erkeklerden yılda bir kez alınan baş vergisidir. Cizyenin hükmü Kur'an'da şöyle yer almaktadır: "Kendilerine kitap verilenlerden olup da Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah ile peygamberinin haram kıldığını haram bilmeyen, hak dini kabul etmeyen kimselerle, boyun eğip size itaat ederek cizye verinceye kadar savaşın." (Tevbe/29). Cizye verenlerin her türlü emniyeti Müslümanlara aittir. Cizye onları korumaya almanın karşılığı durumundadır.

    Allah Müslümanlara, bu izzeti ve zaferi imanlarındaki samimiyet, kararlılık, sabır ve sebatları sebebiyle vermiştir.

     

    Bu yazı toplam 1025 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim