Zehra Ali YILMAZ

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Zehra Ali YILMAZ

    Sanat Eserlerinde Mekân Algısı

    10 Eylül 2020 Perşembe 08:55

                                                                  ‘Bin ders-i maârif okur her varakında                                                                                           Yâ Rab, ne güzel mekteb olur mekteb-i âlem.’

                                                                                                            Ziya Paşa

    Kültür ve medeniyet, mekân ile var olur. Mekân, hafızaların rahmidir. Biricik insanın ve toplumun hafızası mekânla şekillenir.

    Hafıza üzerinde bu denli mühim yere sahip olan mekânlar, coğrafî konumlarına göre tarih sayfalarında yer alır. Mekânın sahip olduğu coğrafî konum, insanın dünyayı algılama biçimini, başta kendi kendisiyle olmak üzere temas ettiği varlık âlemi ile iletişim ve ilişki şeklini belirlemede birinci derecede rol oynamaktadır. Öyle ki iklim, bitki örtüsü, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri, sosyal, siyasî ve ekonomik yapısı ve tüm bu unsurlara bağlı olarak kültür dünyasını inşâ ve medeniyet disiplinindeki yerini belli etmektedir. Her yol, İpek Yolu olmadığı gibi her yerleşim yeri de ticaret merkezi, medeniyet ocağı yahut ilim yuvası değildir. İnsanı doğuran, büyüten, çoğaltan, geleceğe taşıyan, fikir ve his dünyasını inşâ eden tüm disiplinler mekânda hayat bulur. Örneğin onlarca şehir sayabiliriz bağrında gürül gürül nehirler akan; fakat Nil Nehri yahut Orhun Irmağı gibi tesire sahip olan pek azdır. Yeryüzünde her boğaz, İstanbul Boğazı ya da Çanakkale Boğazı gibi hafızalara kazınmış mıdır? Zaman dahi ancak mekânla anlam kazanır ve nesiller boyu aktarılır.

    Mekânlara bağlı kalarak kendisine bir dünya kuran insan, tarih boyunca mekânla iletişim kurmaya çalışmış ve insanı, varlığı, varlık bilincini, varoluş meselesini mekân üzerinden yorumlayarak sanatın tesirli dili ile nesiller boyu aktarmak istemiştir.

    İnsanın fikir ve his dünyasını, sevincini, kederini, öfkesini, kabullerini, retlerini, azmini, sabrını, tahammülünü, mücadelesini; mekân üzerinden vücut bulan iklim, bitki örtüsü, coğrafî özellikler vesâire işleyen sanatçı, eserlerinde insan ruhuna hemen çoğu vakit mekândan bir koridorla girmektedir. Adına şiirler, romanlar, hikâyeler yazılan, resimler çizilen, şarkılar söylenen, türküler yakılan ülkeler, şehirler, dağlar, denizler, ırmaklar; köprüler, mâbedler, saraylar, hanlar vardır. Üzerine destanlar söylenen tabiat olayları vardır. Mevsimler, başlı başına ilhâm kaynağıdır. Tüm bunlar mekândan bağımsız değildir ve Muallim Nâci’nin ‘O ne tefasil- i mükemmel, bu ne icmal-i  bedî’ mısraında ifade ettiği gibi hepsi birbiri ile uyum içerisindedir. Kusursuz bir düzen içerisinde dönüp duran kâinatta her varlık vazifesini mucibince icrâ ederken sanatçı, bu uyumun tılsımlı dilini anlamaya ve o dille estetik bir dünya inşâ etmeye tâlip olmuştur.

    Örneğin pek çok izlenimci ressamın yıllarca izini sürdüğü, ömrünü verdiği, farklı zaman dilimlerinde uğradığı değişimleri ölümsüzleştirebilmek adına defaten resmettiği mekânların varlığına sanatseverler âşinadır. Öte yandan yazarların eserlerinde karakter tahlil ve tasvirlerinin mekâna bağlı olarak geliştiği tüm eserlerde görülmektedir. İnsan eliyle kurulan mekânların bir dünya görüşünü, yaşam felsefesini temsil ettiğini, şehrin yalnızca şehir olmayıp caddeleri, meydanları, bahçeleri, tiyatro ve sinema salonları, okulları, yerleşimi, düzeni ile bir kültür düzeyi, medeniyet tasavvuru iddiasında olduğu görülür.

    Nitekim sanatçı, eserinde işlediği meseleyi karakterin vakalar üzerindeki tesirini insan- çevre ilişkisini dikkate alarak örmeye çalışmaktadır. Sanat dünyasında, birbirinden değerli sayısız örnek olmakla beraber bir çırpıda Gogol’un ‘Palto’sunu, Ahmet Hamdi’nin ‘Huzur’ romanını, Halide Edip’in ‘Sinekli Bakkal’ını, Mehmet Âkif’in ‘Mahalle Kahvesi’ni,  Yakup Kadri’yi, Peyami Safa’yı, Refik Halit’i ve daha nice değerli kalemleri, sanatçıları zikretmemiz mümkündür.

    Netice itibari ile tek gayesi estetik zevk uyandırmak olmayan sanat eserlerinde, mekân algısının aynı zamanda bir inşâ zemini olduğunu görmekteyiz.

    Bu yazı toplam 1600 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim