Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    SİYERDEN DERSLER- 3

    18 Eylül 2016 Pazar 19:12

                           Mekke Döneminde İnananların Sosyal ve Psikolojik Yapıları

    Mekke devri Müslümanlarının sosyal ve psikolojik yapılarını günümüz Müslümanlarının iyi bilmesi gerekir. Çünkü karşılaşılan problemlerin benzer tarafları çoktur. Müşriklerin şirk politikasına karşı takınılacak tavır aynı olmalıdır ki başarılı olunabilsin.

    Mekke devri Müslümanlarının ve Rasûlullah’ın çektikleri sosyal ve psikolojik sıkıntılar, İslam tarihi ve siyer vb. kitaplarda uzun uzun anlatılmıştır. Biz burada Müslümanların sosyal ve psikolojik yapılarının oluşmasında en etkili amil olan Kur'an ayetlerinden hareketle evrensel müslüman tipini tespit etmeye çalışacağız. Bunu yaparken Mekkî sûreleri göz önünde tutacağız.

    İlk dönem Müslümanlarının sosyal mevkileri, zenginlik ve fakirlikleri çeşitli olmasına karşı, kişilik ve şecaatleri üstün kişilerden oldukları, onların yaşamları incelendiğinde kolaylıkla anlaşılmaktadır. Bu kişiliklerinin müslüman kimliğine yansımalarını gördüğümüz gibi, İslam'ın kendine özgü kimlik ve kişiliği oluşturmada onlara nasıl öğüt ve destek verdiğini ayetlerle anlatmaya çalışalım:

     a) Rasûlün sıkıntı, üzüntüleri ve ona uyarılar.

    Rasûlullah'ın müşriklerin hareketlerinden ve İslam olmamalarından dolayı sıkıntı, üzüntü ve kendini harap etme noktasına gelmesine Allah nasıl müdahale edip O'na teselli ve huzur veren üslubuyla uyarıda bulunuyor.

       "Kötü işi, kendisine süslendirilip de onu güzel gören kimse (kötülük işlemeyene benzer) mi? Allah dilediğini sapıklık içinde bırakır, dilediğini doğru yola iletir. Bundan dolayı onlar için nefsini harap etme Allah onların yaptıklarını biliyor". (Fatır, 8)

    "Ta. Ha. Biz bu Kur'an'ı sana güçlük çekesin diye indirmedik. Ancak (Allah'tan) korkanlara

    bir öğüt (olarak indirdik)". (Taha, 1-3)

    "Ta. Sin. Mim. Bunlar apaçık kitabın ayetleridir. İnanmıyorlar diye neredeyse kendini helak edeceksin! Dilesek onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de boyunları ona eğilir. Rahman'dan onlara hiç bir yeni uyarı gelmez ki, mutlaka ondan yüz çevirici olmasınlar. (Ondan yüz çevirdikleri gibi aynı zamanda onu) yalanladılar; alay edip durdukları şeyin haberleri, yakında kendilerine gelecektir." (Şuara, 1-6)

    Rasûlullah bu ayetlerden ve peygamber kıssalarındaki örneklerden; tutum, davranış ve psikolojisinin nasıl olması gerektiğini anlıyor ve buna göre tavrını belirliyordu.
    Müşriklerin mucize isteklerine karşılık verememenin, onların inançsızlıkları, söyledikleri sözlerin ve davranışların Rasûl'ü etkilememesi gerektiğini ayetler bize haber vermektedir.
    "Belki sen: "Ona bir hazine indirilmeli veya beraberinde bir melek gelmeli değil miydi?" demelerinden ötürü, sana vahyolunanın bir kısmını (duyurmayı) terk mi edeceksin ve bunu onlara okumaktan göğsün daralacak; ama sen sadece bir uyarıcısın. Her şeye vekil olan Allah'tır." (Hud, 12)

    "Onların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da biliriz." (Yasin, 76)

    "(Ey Muhammed), onlar(ın yüz çevirmesine yalanlamasın)a üzülme, onların kurdukları tuzaklardan ötürü de sıkılma." (Neml, 70)

    "Sabret, sabrın ancak Allah'(ın yardımı) iledir, onlara da üzülme, kurdukları tuzaklardan da sıkıntıya düşme". (Nahl, 127)

    Rasûlullah'ı en çok üzen konu, insanların doğru yolu ve hidayeti kabul etmemeleriydi. Hele üzerinde iyilik belirtileri taşıyanların, sevdiği ve yakınlık duyduğu kimselerin müslüman olmaması, onun üzüntüye düşmesine sebep oluyordu. Ateşin kendilerini yakacağını bilmeden ateşe koşan ateş böceklerini, ateşin yakıcılığını bilen bir insanın onları kurtarmaya çabalaması gibi bir gayreti sarf ediyordu. İnsanlar cehenneme gitmek için her yolu deniyordu. Hâlbuki cehenneme gitmek kolaydı. Rasûl insanları cehennemden sakındırmaya uğraşıyordu. Fakat insanlar ona aldırmadan cehennemin yolunu tutuyorlardı, bu da Rasûl’ü ziyadesiyle üzüyordu.
    "Allah'a tevekkül et, çünkü sen apaçık gerçek üzerindesin. Sen ölülere duyuramazsın. Arkalarını dönmüş kaçarlarken sağırlara da çağrıyı işittiremezsin ve kör(ler)i, düştükleri sapıklıklarından çıkarıp yola getirecek değilsin. Sen ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin ve onlar derhal müslüman olurlar". (Neml, 79-81)

    "Sen sevdiğini yola iletemezsin, Fakat Allah dilediğini doğru yola iletir. O, yola gelecekleri daha iyi bilir." (Kasas, 56)

    "Rabbin isteseydi, yeryüzündekilerin hepsi mutlaka inanırdı. O halde sen mi insanları

    mü'min olmaları için zorlayacaksın?" (Yunus, 99)

                  "Eğer onların yüz çevirmesi sana ağır geldiyse, haydi yerin içine bir delik, ya da göğe bir merdiven ara ki onlara bir mucize getiresin. Allah elbette onları hidayet üzere toplardı. O halde cahillerden olma! Ancak işitenler (çağrıya) gelir; ölülere gelince Allah onları diriltir, sonra O'na döndürülürler." (Enam, 35-36)

    "Sen, onların yola gelmelerini ne kadar istesen de Allah saptırdığını yola getirmez ve onların yardımcıları da olmaz" (Nahl, 37)

                   "Sen öğüt ver, çünkü sen ancak öğüt verensin, onlar üzerinde zorlayıcı değilsin." (Ğaşiye, 21-22)

    "Biz onların ne dediklerini biliyoruz. Sen onların üstünde bir zorlayıcı değilsin, sadece tehdidinden korkanlara Kur'an'la öğüt ver." (Kaaf, 45)

    Bu ayetlerle zaman zaman Rasül teselli ediliyor, asli görevinin duyurmak ve öğüt vermek olduğu hatırlatılıyor.

    Müşriklerin zaman zaman alay, hakaret, tuzak ve şiddete dayalı politikalarına karşı, Rasül'de meydana gelen etkileri ortadan kaldırmak için Allah, Rasûl’üne örneklerle nasıl davranması gerektiğini vahİy etmiştir."Şimdi sen, Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi gibi olma, hani o, içi öfkeyle dolarak (Allah'a) seslenmişti. Eğer Rabbinden bir nimeti ona ulaşıp yetişmeseydi, mutlaka kendisi yerilmiş olarak ve çıplak bir durumda atılmış olacaktı. Fakat Rabbi onu seçti ve onu salih kullarından kıldı." (Kalem, 48-50)

    İlk dönemde inen bir surede yer alan bu uyarılardan, kâfirlerin baştan beri takip ettikleri politikaların, inkarların, cüretkarlıkların ve işi azıtmaların Rasûl’ü etkilememesi gerektiğinin öğretildiğini anlıyoruz. "Balık sahibi" Peygamber Yunus (a.s), kavminin inkar edişine dayanamamış kavmini terk etmiştir. Bu örnekle kalbi sağlamlaştırılmakta, sabır öğütlenmekte, geri adım atmaması bildirilmektedir.

    "Onların dediklerine sabret ve Rabbini, Güneşin doğuşundan önce ve batışından önce hamt ile tesbih et." (Kâf, 39)

    "Deki: "Ey insanlar, kuşkusuz size Rabbinizden gerçek gelmiştir. Kim hidayete ulaşırsa, o ancak kendi nefsi için hidayete ulaşmıştır! Kim de saparsa, o da kendi aleyhine sapmıştır. Ben sizin üzerinizde vekil değilim". Sana vahyolunana uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret, o hükmedenlerin en hayırlısıdır." (Yunus, 108-109)

    "Şu halde sen sabret, gerçekten Allah'ın va'di haktır. Günahın için mağfiret dile; akşam ve sabah Rabbini hamt ile tesbih et." (Mümin, 55)

    "Artık sen de sabret, Rasullerden azim sahiplerinin sabrettikleri gibi. Onlar için acele etme, onlar, vaat olundukları şeyi gördükleri gün, sanki kendileri gündüzün yalnızca bir saati kadar yaşamışlar gibi olurlar. Bu bir tebliğdir. Artık fasık olan bir kavimden başkası yıkıma uğratılır mı?" (Ahkaf, 35)

    "Sabret, hiç şüphesiz Allah'ın vaadi haktır. İnanmayanlar seni gevşekliğe sevk etmesin." (Rum, 60)

    Bir gerçeği tebliğ edenin, gerçeği görmeyip inkar edene karşı tutum ve davranışının nasıl olması gerektiğinin, psikolojik olarak onu sağlamlaştırmanın ve motive etmenin önemi ortadadır.
    Müşrik ve kâfirlerin mal ve refahlarının çokluğu nedeniyle onlara rağbet edilmesi ve onların yararlandığı şeylerden etkilenilmesi yasaklanmıştır.

    "Onlardan bazı gruplara, kendilerini denemek için verdiğimiz dünya hayatının süsüne gözünü dikme, Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir. Ailene namazı emret ve (kendin de) onda kararlı davran. Biz senden rızk istemiyoruz, seni biz rızıklandırıyoruz. Sonuç korunanlarındır." (Taha, 131-132)

    Sürekli rızk olan cenneti, dünya süsü olan şeyler sağlamamaktadır. Sürekli rızkı sağlayan namaz ve doğru yolu takiptir.

    "Ant olsun sana ikişerlerden yedi ve bu büyük Kur'an'ı verdik. Sakın onlardan bazılarına verdiğimiz şeylere gözünü dikme, onlara karşı üzüntüye kapılma, mü'minler için de kanatlarını ger." (Hicr, 87-88)

    Önemli olanın, müşrik ve kâfirlerden bazılarına verilen şeyler değil, kendisine verilen Kur'an'ın olduğu hatırlatılmakta, yanında yer alan yoksul fakat inanmış olanlarla beraber olması istenmektedir.
               "Sabah akşam, Rabblerinin rızasını isteyerek O'na yalvaranları kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk yoktur. Sen'in hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur ki onları kovarak zulmedenlerden olasın (Enam, 52)

    "Kendini, sabah akşam, Rablerinin rızasını isteyerek O'na çağıranlarla beraber tut. (Bu beraberliğe candan sabret). Gözlerin, dünya hayatının süsünü isteyerek onlardan başka yana sapmasın." (Kehf, 28-29)

    Allah, Rasûl’ünden çoğunlukla fakir olan inananlarla beraber olmasını, onları göz ardı etmemesini, onları müşriklerden üstün tutmasını istemektedir.

    b) Müslümanların sosyal ve psikolojik durumları

    Daha önce de belirttiğimiz gibi müslümanlar çok farklı sosyal statüleri olan, fakat kişilik sahibi insanlardan oluşmaktadırlar.

    Müslümanların çoğu fakir ve yoksuldu. Bunlar kafirler tarafından özellikle liderler tarafından eğlence konusu ediliyor ve hakarete maruz kalıyorlardı.

    "Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda, o küfre sapanlar, iman edenlere derler ki: "İki gruptan hangisi makam bakımından daha iyi ve topluluk bakımından daha güzeldir?" (Meryem, 73)

    "Onlar sanıyorlar mı ki, kendilerine vermekte olduğumuz mal ve çocuklarla, biz onların hayırlarına koşuyoruz? Hayır, onlar bilincinde değiller." (Mü'minün, 55-56)

    "Ve dediler ki: "Biz mallar ve evlatlar bakımından daha çoğuz, biz azaba uğratılacak da değiliz." (Sebe, 35)

    Ahiretteki bir manzara anlatılırken kafirlerin, fakir müslümanlarla ilgili umdukları şeylerin olmamasını şu ayetler ne güzel ifade etmektedir.

    "Ve derler ki: Bize ne oldu ki, (dünyada) kötülerden saydığımız adamları göremiyoruz. Biz onları alay konusu edinmiştik, yoksa onları gözden mi kaçırdık." (Sad, 62-63)

    Daha önce zikretmiş olduğumuz En'am 52 ve Kehf 28. ayetleri Peygamber (a.s)in fakir mü'minlere tavrını sağlamlaştırmış ve onlarla beraber olması emredilmişti.
    Müslümanların Rasûlullah'a tavrı ise şöyle belirlenmektedir.

    "(Ey inananlar) Sizler için, Allah'a ve ahiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok ananlar için Allah'ın Elçisinde güzel bir örnek vardır." (Ahzab, 21)

    "(Allah'ın gönderdiği) Elçiye itaat eden, Allah'a itaat etmiştir. Kim yüz çevirirse (kendi bilir) Biz seni onlara bekçi göndermedik." (Nisa 80)

    Mü'minler, Rasûl’ü inanmalarından dolayı mihnete sokmadan hareket etmelidir. İnanmalarının sonucunu, kendileri göreceklerdir. O elçi olmasa yollarını bulamayacaklarının bilincinde olmaları gerekir. 

    "Deki: "Allah'a itaat edin, Elçiye itaat edin" Eğer yüz çevirirseniz. O (Peygamber) kendisine yüklenenden, siz de kendinize yüklenenden sorumlusunuz. Eğer O'na itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz. Elçiye düşen sadece apaçık bildirimde bulunmaktır." (Nur, 54)

    Müslümanlar arasında servet ve mal sahipleri de vardı. Bunu, zekat verme, mallarını gizli ve açık olarak Allah yolunda harcayan mü'minlerden söz eden ayetlerden anlıyoruz.

    "Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık olarak infak edenler, asla zarara uğramayacak bir ticaret umarlar." (Fatır, 29)

    "(Bu Kur'an) mü'minlere yol gösterici ve müjdedir. Ki onlar namazı dosdoğru kılarlar, zekat verirler ve onlar, ahirete de kesin bilgiyle iman ederler." (Neml, 2-3)

    "Muttakiler, cennetlerde çeşme başlarındadırlar; Rablerinin kendilerine verdiğini alırlar. Çünkü onlar bundan önce güzel davranırlardı; geceleri pek az uyurlardı, seherlerde istiğfar ederlerdi, mallarında dilenci ve yoksul için bir hak vardı." (Zariyat, 15-19)

    Mü'minin özellikleri ve nitelikleri Kur'an'da anlatılırken, verilen rızıktan harcama övülmekte, maddi dayanışmanın önemi sık sık vurgulanmaktadır. 

    "Felaha ulaştı o mü'minler ki onlar, namazlarında saygılıdırlar, onlar boş şeylerden yüz çevirirler. Onlar zekat verirler. Ve onlar ırzlarını korurlar." (Mü'minun, 1-5)

    "Ve onlar ki, Rablerinin yüzünü (rızasını) arzu ederek ('nefsin gücüne giden şeylere) sabrederler; namazı kılarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık olarak harcarlar ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte bu (dünya yurdu)nun (güzel) sonucu, onlarındır." (Rad, 22)

    Mekke dönemi göz önüne alındığında müslümanların zenginlerinin söz konusu davranışlarının önemi ortadadır. Zenginler bu yönden iki kere övülmüş, bu fedakârlıklarının mükâfatlarının verileceği müjdelenmiştir.

    Müslümanlar arasında ferdî ve kabilelerinden dolayı güçlü olanlar da vardı. Bunlar kâfirlere en azından sözlü ve sert karşılık veriyorlardı.

    "(Onların) Allah'tan başka yalvardıklarına sövmeyin ki, onlar bilmeyerek sınırı aşıp Allah'a sövmesinler! Biz, her ümmete yaptıkları işi böyle süslü (çekici) gösterdik; sonunda dönüşleri Rablerinedir. O onlara ne yaptıklarını haber verir." (En'am, 108)

    Bu ayetten anlaşılıyor ki bazı müslümanlar kâfirlere ve taptıklarına sövmektedirler. Ayrıca inkâr edenler inanları ifsat etmek için teklif de götürmektedirler.

    "İnkâr edenler, insanlara: "Siz bizim yolumuza uyun, sizin hatalarınızı biz taşırız" dediler. Oysa kendileri, onların günahlarından hiçbir şey taşıyacak değillerdir. Onlar tamamen yalancıdırlar. (Ankebut, 12)

    Müslümanlar Rasûlullah tasdik etmede ve onu desteklemede, üzerinde yürümeleri emredilen yolda büyük gayret sarf ediyorlar, hiçbir fedakârlıktan çekinmiyorlardı.

    "...Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler işte kurtuluşa erenler onlardır." (A'raf, 157)

    'Onlar ki, sözü dinlerler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah'ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir ve onlar aklıselim sahipleridir." (Zümer, 18)

    Bundan anlaşılıyor ki ilk müslümanlar kişilik ve aklıselim sahibi insanlardı.
    Müslümanlar, gece gündüz Allah'a ibadette, salih amellerde, Kur'an'a yaklaşım ve itaatlerde erişilmez birer örnek oluşturmuşlardır.

    "Yanları yataklardan uzaklaşır, korkarak ve umarak Rab'lerine dua ederler. Ve kendilerine verdiğimiz rızktan (hayır için) harcarlar." (Secde, 16)

    "Onlar ki, Rablerinin korkusundan titrerler ve onlar ki, Rablerinin ayetlerine inanırlar. Ve onlar ki, Rablerine ortak koşmazlar, verdiklerini, Rablerinin huzuruna dönecekler diye kalpleri korku ile ürpererek verirler. İşte onlar hayır işlerinde yarış ederler ve onlar hayır için önde giderler." (Mü'minun, 57-61)

    "Size verilmiş bulunan herhangi bir şey, sadece dünya hayatının menfaatidir; inanıp Rablerine güvenenler, büyük günahlardan ve hayâsızlıklardan çekinenler, öfkelendiklerinde bile bağışlayanlar, Rablerinin çağrısına cevap verenler, namazı

    kılanlar için daha iyi ve daha süreklidir. Onların işleri aralarında danışma iledir.

               Kendilerine verdiğimiz rızktan da sarf ederler. Bir haksızlığa uğradıklarında, üstün gelmek için aralarında yardımlaşırlar." (Şura, 36-39)

               Güzel ahlak, ibadet, takva, infak ve günahlardan sakınma bütün bu güzel şeyler müslümanların kişiliğinin özelliklerini oluşturmuştur. Onlara bu kişiliği İslam'ın öğretisi ve Rasullah'ın ahlakı kazandırmış ve onları övgüye layık makama getirmiştir.

    "Rahman'ın kulları ki yeryüzünde mütevazı olarak yürürler, cahiller kendilerine laf atarsa "selam" derler. Gecelerini Rablerine secde ederek, ayakta durarak geçirirler." Rabbimiz cehennem'in azabını bizden öteye çevir, doğrusu onun azabı sürekli bir azabdır" derler. Orası ne kötü bir karargâh ve ne kötü bir makamdır. Onlar harcadıkları zaman ne israf ederler, ne de cimrilik ederler, (harcamaları) bu ikisinin arasında dengeli olur. Ve onlar Allah ile beraber başka İlah'a yalvarmazlar. Allah'ın haram ettiği canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler." (Furkan, 63-68)

    Müslümanların fedakârlık ve gayretlerini değerlendiren ayetlere baktığımızda da, mü'minlerin üç sınıfta toplandığı görülmektedir. İlk müslümanların çoğunun birinci sınıfta temsil edildikleri açıktır. 1- "Sabikun" öne geçenler, 2- "Ashab-ı yemin" uğurlu adamlar 3- "Muktasıd" orta yolda yürüyenler.

    "Sonra kitabı, kullarımız arısından seçtiklerimize miras verdik. Onlardan kimi nefsine zulmedendir, kimi orta gidendir, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçenlerdir. İşte büyük lütuf budur." (Fatır 32)

    "Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman; uğurlu adamlar, ne uğurlu kimselerdir onlar! Uğursuz adamlar; ne uğursuz kismelerdir onlar! Ve o sapıklar. (O inançta ve amelde duraklamadan) ileri geçenler! İşte O(nlardan yüksek derecelere)                  yaklaştırılanlar, nimet cennetlerindedirler. Çoğu öncekilerden, birazı da sonrakilerden." (Vakıa, 7-14)

    İman edenlerin çoğunun anne ve babaları kâfirdi. Bu müslümanlar anne-babalarının tüm maddi-manevi baskılarına rağmen, İslam'da sebat etmişlerdir.

    "Biz, insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Eğer ana-baba seni bir şeyi körü körüne bana ortak koşman için zorlarlarsa, o zaman itaat etme." (Ankebut, 8)

    "Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiç bir toplum bulamazsın ki, onlar, Allah'a ve Rasülüne karşı başkaldıran kimselerle bir sevgi bağı kurmuş olsunlar; bunlar, babaları, çocukları, kardeşleri ve kendi aşiretleri de olsa (yine de ilişkiye girmezler)... İşte (Allah) onların kalplerine imanı yazmış ve onları kendinden bir ruh ile desteklemiştir..." (Mücadele, 22).

    Müslümanlar, en çok ailelerinden baskı ve zülüm görüyorlardı. Bu yüzden ilk hicreti Habeşistan'a yapmak zorunda kalmışlardır. İslam sosyal, ahlaki ve siyasal bir devrimi Mekkelilerin gönlüne ve davranışlarına bütün bu zorluklarına rağmen yerleştirmiştir. Kur'an onları öyle motive etmiştir ki atalarının gelenek, örf adet ve baskılarına aldırmamışlardır. İslam bu ilk öncüler sayesinde yaşamış ve yaşamaktadır.

    Selam, Rasul'den örnek, Kur'an'dan öğüt alıp tabî olanlara.

     

    Bu yazı toplam 970 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim