Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    SİYERDEN DERSLER-7 (Sıkıntılı Günler)

    31 Ekim 2016 Pazartesi 12:40

    Allah Rasulü, Risaletin onuncu yılında acımasız ambargonun sona ermesiyle biraz olsun nefes alınmış olacaktı ki, iki destekçisi Hatice (r.a) ve Ebu Talib kısa süre aralıklarla vefat ettiler.

    Hz. Hatice yaklaşık altmış beş yaşında vefat etmiş 25 yılını Muhammed (s.a.v) le geçirmişti. O Rasûlullah’ın sadece karısı değil, aynı zamanda en yakın arkadaşı ve en büyük destekçisi mü’minlerin annesiydi. Diğer bazı peygamberlerin (Nuh ve Lut) hanımları düşünüldüğünde Hatice (r.a)’nin kıymeti ve kadri daha iyi anlaşılacaktır. O en güç zamanlarda Rasûle eşlik etmiş malıyla canıyla yanında yar ve yardımcı olmuştur. Rasûlullah da O’nu hep hayırla yâd etmiş, hiç unutmamıştır. (Yaşayan diğer eşlerini kıskandıracak kadar)

    Bu kaybın hüznü bitmeden Ebu Talip de vefat etti. Ebu Talib müslüman olmamıştı fakat kardeşinin oğluna yardım ediyor, O’nu himayeden vazgeçmiyordu. Ebu Talib’in ölümüyle birlikte Ebu Leheb’in Muhammed (s.a.v)’e tavrı onun yerine geçmesi sebebiyle değişti.

    Ebu Leheb kabile başkanı olduktan sonra, bütün gücüyle diğer kabilelerin Muhammed (S.A.V) aleyhine yürüttükleri tahrik dolu hareketlere karşı onu müdafaa etmiş ve tutumunun, Muhammed (a.s)’ın açıklayıp bildirdiği şeylere karşı fikrinin değiştiği şeklinde değil ve fakat sırf kabile içinde uyum ve dayanışmayı sağlama mecburiyetinde oluşundan ileri geldiği söylenebilir. Ancak bu durum uzun sürmedi. Ebu Cehil,  aile mensuplarından gelip geçmiş putperestlerin (hatta belki de bizzat Ebu Leheb’in) öldükten sonra Allah huzurunda başlarına gelecek şeylere dair Rasûlullah’a bir sual sormasını Ebu Leheb’e teklif etti. Alınan cevap şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıktı. “Put ve putlara tapanlar cehenneme gideceklerdir.” (1)

    Bunun üzerine Ebu Leheb eski tavrına yeniden döndü. Durum çok vahim bir hal almıştı. Rasûlullah’ın şahsına saldırılar aleniyet kazanarak arttı.

    İbni Mes’ud rivayet ediyor: Bir defasında Rasûlullah (s.a.v) Kâbe’nin yanında namaz kılıyor biraz ötede de Ebu Cehil ve arkadaşları oturuyorlardı. Bir gün önce bir kaç deve kesmişlerdi. Ebu Cehil: “Kim gidip filanın devesinin işkembesini getirip Muhammed secde edince iki omuzu arasına koyar?” diye sordu. İçlerinden en şakisi kalktı ve onu aldı. Rasûlullah (s.a.v) secdeye varınca iki omzunun arasına koydu. Oradakiler gülüştüler ve birbirlerine göstermeye başladılar. Ben donakalmıştım. Biraz gücüm ve desteğim olsaydı onu peygamber (s.a.v)’in sırtından atardım. Peygamber öylece secdede kaldı. Birisi koşup Fatma’ya haber verdi. Fatma -henüz küçüktü- gelip o pisliği onun üzerinden alıp attı. Sonra da oradakilere yönelip hakaret etti. Rasûlullah (s.a.v) namazını bitirince sesini yükselterek onlara beddua etti. (2)

    Gerçektende isimlerini vererek beddua ettiği kişiler Bedir’de helak oldular.

    Rasûllerin hayatına baktığımızda en çetin imtihanlardan geçirildiklerini görmekteyiz. Allah’ın bu imtihanından Rasûlullah başarı ile çıkmış, davasının temelini insanların himayesine bağlamadan büyük azim ve sabır göstererek Allah’a tevekkül etmiş, O’da O’nu başarıya ulaştırmıştır.

    Baskı ve işkence, Mekke döneminin en belirgin ve karakteristik özelliklerindendir. Kur’an, bu tutum ve davranışların işlendiği pek çok ayet ve bölüm ihtiva etmektedir. Bu ayetlerde, söz konusu durumlar sahnelenmekte ve sunulmaktadır. Yine Kur’an ayetleri gösteriyor ki baskı ve zulüm davetin ilk dönemlerinden itibaren başlamış ve daha sonra Mekke devri boyunca devam etmiştir. Hatta bazı güçsüz (mustaz’af) müslümanlar Medenî dönemin sekizinci yılına (ki bu tarihte Mekke fethedildi) kadar bu baskı ve işkencenin altında kalmışlardır. (3)

    Korunması olmayanların durumları gittikçe kötüleşiyordu. Peygamber (s.a.v)’e tabi olmadan önce Ebu Bekir (r.a) çok nüfuzlu bir adamdı. İslam onunla Kureyş arasına girdiğinde ise, Mekkeliler arasındaki tüm nüfuzu kayboldu. Fakat buna paralel olarak mü’minler arasındaki nüfuzu arttı. Ebu Bekir (r.a) birçok kişinin müslüman olmasına neden olduğu için müşriklerin özel düşmanlığını üzerine çekiyordu. Durum o hale geldi ki Habeşistan’a hicret etmeye bile teşebbüs etmiştir. O’nun açıktan ibadetini ve Kur’an okumasını yasakladılar.(4)

    Rasûlullah ve inananların her durum ve şartta sabır ve sebat ile davranmaları Kur’an’da şöyle öğütlenmektedir.

    “Sabret, sabrın ancak Allah’(ın yardımı) iledir, onlara da üzülme, kurdukları tuzaklardan da sıkıntıya düşme.” (Nahl 127)

    “Şu halde sen sabret, gerçekten Allah’ın va’di haktır.” (Mü’min 55)

    “Sabret hiç şüphesiz Allah’ın vaadi haktır. İnanmayanlar seni gevşekliğe sevk etmesin.” (Rum 60)

    “(Sarp geçidi aşmak), inanıp birbirlerine dayanıklı olmayı öğütleyen ve birbirine merhametli olmayı salık verenlerden olmaktır.” (Beled 17)

    “Ey inananlar! Sabır ve namazla (Allah’tan) yardım isteyin. Kuşkusuz, Allah sabredenlerden yanadır.” (Bakara 153)

    “And olsun ki sizi biraz korkuyla, biraz açlıkla, mal, can ve ürünlerden eksiltmekle deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara 155)

    Allah, bu ayetlerle peygamber ve inananları teselli ve motive ederek inançlarını korumalarının değerini hatırlatmış olmaktadır.

    DİPNOTLAR

    1- Hamidullah, Muhammed, İslam Peygamberi, C. 1, s. 115, Çev. Salih Tuğ, İrfan Yay. İst. 1993

    2- Gazali, Muhammed, Fıkhu’s Sire, s. 141 Çev. Resûl Tosun Risale, İst. 1987

    3- Derveze, İzzet, Kur’an’a Göre Hz. Muhammed’in Hayatı, C. 2, s. 278, Çev. Mehmet Yolcu, Yöneliş, İst. 1995

    4- Ling, Martin, Hz. Muhammed’in Hayatı, s. 142, İnsan Yay. İst. 1990

     

    Bu yazı toplam 1157 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim