Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    SİYERDEN DERSLER-8 (Sığınılacak Yer )

    06 Kasım 2016 Pazar 19:07


                                                           

    Hüzün yılı diye anılan Hz. Hatice’nin ve Ebu Talib’in vefatlarından sonra Rasûlullah ve müslümanların durumları daha da zorlaştı. Bunun üzerine Muhammed (a.s)’da yanına Zeyd b. Harise’yi alarak yardım ederler ümidiyle Taif’te bulunan Sakif kabilesine gitti. Fakat Lat putunun koruyucusu olan ve onu kabileyle eşdeğer gören Taiflilerden ne beklenebilirdi? Belki Mekke’de olduğu gibi az da olsa ona inanacak kişiler bulunabilirdi. Bir de bunların ileri gelenlerinden bazıları, annesinin amcaları yoluyla akrabası durumundaydı. Burada halka hitap etmeden önce mahalli başkanlardan birinden eman (himaye) ve müsaade almak gerekiyordu. Kendisi ile akrabalık bağlarına sahip üç başkan ile görüştü. Bunlardan biri gayet sert ve haşin surette, kalan ikisi ise kendisi ile alaylı bir şekilde konuştular, ancak her üçü de hiç vakit geçirmeden şehri terk etmesini emrettiler. (1)

    Rasûlullah (s.a.v) onlardan bir hayır geleceğinden ümidini keserek Sakiflilerin yanından ayrılırken onlara: “Dediğimi kabul etmiyorsanız bile gizli kalsın” diyerek bunun kavmine ulaşmamasını sağlamak istiyordu. Fakat Sakifliler bunu yapmadılar ve ayak takımını ona karşı kışkırttılar. (2) Alay ve taşlamayla süren dehşet sahneleri Rasûlullah’ın Taif dışında Mekkelilere ait bir bahçeye girmesiyle son buldu. Bu manzara karşısında ellerini kaldırıp şu meşhur dua ile Allah’a sığındı:

    “Yarabbi, kuvvet ve kudretimin en zayıf haliyle elimdeki çare ve vasıtaların en basitiyle, insanların gözünde ifade ettiğim en hafif şahsiyetimle senin huzurunda sana yalvarıyor, sana sığınıyorum, yâ Erhamerrâhimiyn! Sen sıkıntı ve zulüm altında zayıf düşmüş olanların Rabbisin, sen benim Rabbimsin. Sen beni kimlerin eline bırakıyorsun?! Beni sertlik ve haşinlik içinde karşılayan bir yabancıya mı?! Yoksa davamda bana hüküm geçirteceğin yabancıya mı?! Gerçekten benim üzerime çöken bu musibet ve eziyet, şayet senin bana karşı bir gazap ve öfkenden ileri gelmiyorsa, ben buna aldırış etmem ve gönülden tahammül ederim. Fakat senden gelecek bir himaye ve koruyuş, her zaman çok daha hoştur. İster bu dünyada, ister ahirette, her işi nizamlayan ve karanlıkları (cehaleti) aydınlığa boğan senin yüzünün nuru altında, inecek gazabın yahut bana musallat olacak öfkenden kaçıp korunabileceğim bir melce (sığınılacak yer) arıyorum. Sen hoşnut oluncaya kadar benden gelecek tövbe ve istiğfara sen layıksın. Kuvvet ve kudret ancak sendendir”. (İbni Hişam 280) (3)

    Böyle bir olaydan sonra bu duayı ancak âlemlere rahmet bir peygamber yapabilir. Rasûlullah’ın duasının bereketi hemen kendini göstererek bahçe sahipleri Addas adındaki kölelerinden ona üzüm göndermişlerdir. Rasûlullah’ın “Bismillah” diyerek yemeğe başlaması Addas’ın ilgisini çekmiş, bu bölge halkının böyle söylemediklerini söyleyince Rasûlullah’la aralarında geçen diyalog neticesinde müslüman olmuş, onun elini, ayağını ve başını öpmüştür.

    Mekke’ye doğru gelirken Nahle vadisinde gece vakti namaz kıldığı bir sırada okuduğu Kur’an’ı duyan bir cin taifesi de ona iman etmiş, dinlediklerini kendi toplumlarına da tebliğ bildirmişlerdir.

    “De ki: “Bana gerçekten şu vahyolundu: “Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler. “Doğrusu biz (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur’an dinledik. O (Kur’an), gerçeğe ve doğruya yöneltip iletiyor. Bu yüzden de biz ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.” (Cin, 1-2)

    Aynı konu Ahkâf suresinin 30-31. ayetlerinde de zikredilmiştir.

    Bütün bu olanlara rağmen o; görevinin bilincindeydi, pes etmeyi düşünemezdi. Çünkü Rabbi ona: “Sabret, sabrın da sıkıntıya düşme.” (Nahl 127) “Sabret, hiç şüphesiz Allah’ın vaadi haktır. İnanmayanlar seni gevşekliğe sevk etmesin.” (Rum, 60)

    “Bu sözü yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece (azaba) yaklaştıracağız. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır (onu kimse bozamaz). Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır borç altında mı kalıyorlar? Yoksa gayb (görünmez bilgi hazinesi), kendi yanlarında da onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar? Sen Rabbi’nin hükmüne sabret, balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o, sıkıntıdan yutkunarak (Allah’a) seslenmişti. Eğer Rabbinden ona bir nimet yetişmeseydi, yerilerek çıplak bir yere atılırdı.” (Kalem, 44-49)

    Bütün sıkıntılara rağmen çıktığı Mekke’ye geri dönmenin çarelerini aradı. Çünkü Ebu Leheb ve diğer müşriklerin ileri gelenleri onu cemiyet dışı (Yani bugünkü durumla kıyaslanırsa, vatandaşlıktan çıkarma) ilanıyla karşı karşıya getirmişlerdi. Bu durumda yapılması, gereken içerisinden birinin emanını almaktı. O da öyle yaptı. Bir kaç kişiden eman istedi. Bunlardan en olumlu cevabı, Mut’im b. Adiy verdi. Bu kişi daha önce boykotun kaldırılması teşebbüssüne de katılmıştı. Yanına baştan aşağı silahlı oğullarını da alarak Muhammed (a.s) karşıladı ve onu etrafında tavaf yapabilmesi için Kâbe’ye götürdü, sonra evine kadar refakat etti ve bütün şehre de Muhammed (a.s)’ı himayesi altına aldığını ilan etti. (4)

    Allah, Rasülüne böylece yardım ettikten sonra büyük ayetlerini göstermek için İsra ve Mirac olayını bir hediye olarak gerçekleştirmiştir.

    “Kulu Muhammed’i geceleğin delillerini göstermek için Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığı Mescid-i Aksa’ya götüren Allah noksan sıfatlardan münezzehtir. Şüphesiz ki o, çok iyi işitir, çok iyi görür.” (İsra, 1)

    “Muhakkak ki Muhammed, Cebrail’i aslî hüviyetinde bir kere daha Sidretü’l Münteha denilen yerde gördü, Cennetü’l Me’va da Sidretü’l Münteha’nın yanındadır. Sidre’yi kaplayan kaplıyordu. (Muhammed’in) Gözü ne kaydı ne de sınırı aştı. Şüphesiz Muhammed orada Rabbi’nin büyük ayetlerinden bazılarını gördü.” (Necm 13-18)

    Allah, İsra ve Miraçla Rasûlullah’a dayanılacak ve güvenilecek tek merciinin kendisi olduğunu ve kalbinin güven ile dolması için kudretinin en büyük tecellilerini müşahede etme fırsatını vermiştir. Bu olayla birlikte davete daha bir motive olmuş ve zafere biraz daha yaklaşmış olduğunu bilmiştir.

    Bunun dışında İsra ve Miraç’la ilgili olan bazı durumların tespiti bize ışık tutacaktır.

    1) İsra ve Miraç mü’minlerin imanını, kâfirlerin küfrünü artırmıştır.

    2) Allah’ın mübarek ve dost kıldığı İbrahim (a.s)’ın zürriyetine ihsan ettiğinin; (İbrahim (a.s)’ın duasıyla Bakara 124-136) önce İsrailoğullarına, sonra ıssız yerde bıraktığı İsmail (a.s) soyundan Muhammed (a.s)’e son risaletiyle bu kutsal yerleri ve büyük önderlerin yolunun İslam’da ve Muhammed (a.s) da toplandığının yüksek manasını taşır.

    3) Ben’i İsrail’in Kudüs’teki velayetlerinin sona erdiğini, onlara bu yeni risaletle tövbe nedâmet fırsatının verildiğini ve bu iki kutsal yerin velayetinin müslümanlara geçtiğinin işaretini vermektedir.

    4) Kureyş’e yapılan vaaz ve nasihat devrinin sona ermek üzere olduğunun ve Muhammed (a.s)’ın aralarından hicret etmek üzere olduğu ima ediliyor. (İsra Süresi okunduğunda görülecektir ki Musa (a.s) Mısır’dan hicreti ve Firavun’la mücadelesinin mukayesesinin yapılmasının istendiği görülür.)

    5) Beş vakit namaz beyan olunmaktadır. (İsra, 78)

    6) Çok önemli ahlaki ve hukuki kurallar vazedilmektedir. (İsra, 9-31)

    7) Yakın bir başarı ve fetih müjdesi yapılmış olmaktadır.

    “De ki: Rabbim, beni doğruluk girdirişiyle girdir ve beni doğruluk çıkarışıyla çıkar. Bana katından yardımcı bir güç ver.” De ki: “Hak geldi batıl gitti, zaten batıl yok olmaya mahkûmdur. Biz Kur’an’dan mü’minlere şifa ve rahmet olan şeyler indiriyoruz. (Kur’an, mü’minlere şifadır. İnananlar, onunla dünya ve ahiret dertlerinin şifasını bulurlar. Onun din ve dünyaya ait hükümlerine uyarak ruhen huzura kavuşurlar.) Ama bu, zalimlerin ziyanını artırmaktan başka bir katkıda bulunmaz. (Çünkü onlar Kur’an’ı inkâr ederler. İnkârlarından ötürü de hüsranları artar.) (İsra 80-82)

    Rasûlullah, İsra suresin de beyan edilenleri anlayarak davetini dışarıdan gelenlere yöneltmiştir. Nerede bir topluluk görse gidip onları İslam’a çağırıyordu. Hac mevsiminde hacıları, Ukaz, Mecenne ve Zülmecaz gibi panayırların tozlu yollarında insan topluluklarını Kur’an’ın hidayetine gelmelerini tebliğ ediyordu. Çünkü kendi hemşerilerinden ümitli değildi. Devs kabilesinden şair aynı zamanda kabile başkanı Tufeyl b. Amr Kureyşlileri üzüntü ve kedere gark edecek şekilde İslam oldu. Yemen’in Ezd kabilesinden olan Damad adında büyük bir sihirbaz da müslüman olarak dışarıdan gelenlerin ümit vaat ettiğinin işaretini verdi.

     

     

    DİPNOTLAR

    1- Hamidullah, Muhammed, İslam Peygamberi, c. 1, s. 116, Çev. Salih Tuğ, İrfan Yay. İst. 1993

    2- İbn”ül-Esir, İslam Tarihi, c. 2, s. 92, Çev. Beşir Eryarsoy, Bahar Yay. İst. 1985

    3- Hamidullah, a.g.e, s. 117

    4- Hamidullah, a.g.e, s. 118

     

    Bu yazı toplam 916 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim