Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    Sözün Yiğitçesi “Biat”

    15 Kasım 2016 Salı 11:19

     

    Rasûlullah (sav), yıllarca Mekke halkını İslam'a davet etmiş, fakat müşrikler küfürleri ve çeşitli sebeplerden ötürü onun davetine icabet etmemişlerdi. O da dışarıda bir yerin kendine uyacağını düşünerek Taif'e gitmişti. Taif'in sert ve bağnaz insanlarından gördüğü kaba ve sert karşılığa karşı Rabbi onu rahmetle karşılamış, İsra ve Miracı hediye etmişti. Bu motivasyon Rasûlullah'ı, Mekke dışından gelen insanları ve toplulukları İslam'a davet etmeye daha istekli hale getirmişti.

    Mekke dışındaki Mina bölgesinde, Hac maksadıyla buraya gelmiş on beş kadar yabancı kabile temsilcilerini davetteki ısrarı kaynaklarda anlatılmaktadır. Sonunda Akabe mevkiinde Medine'den gelmiş altı kişilik heyeti davet etmiş, diğerleri gibi bu davetten eli boş dönmemiştir. Karşılıklı fikir teatisinden sonra İslam'ı kabul ettiklerini bildirmişlerdir. Onların İslam'ı toplu bir şekilde kabul etmelerinde etken olarak sayılan Medine'nin sosyal, idari ve coğrafi durumu gibi gerçeklerin yanında, gönüllerindeki safiyet ve samimiyet sebebiyle Allah'ın bir lütfu olarak görülmelidir.

    Medine'de Evs ve Hazreç adında iki Arap kabilesi ve birçok Yahudi kabilesi bulunmaktaydı. Daha önce Yahudi tasallutu altında bulunan Evs ve Hazreç, Buas adı verilen iç savaştan yeni çıkmış ve liderlerini bu savaşta kaybetmişlerdi. Yahudiler sebebiyle de ilahi dinler hakkında az çok malumata da sahiptiler. Her ne şekilde olursa olsun hidayeti bulan altı kişi Medine'ye döndüklerinde Rasûlullah'ın getirdiği dini yayıp, etrafa anlatmakta ve konuyu şehirlerinde birinci gündem maddesi haline getirmekte gecikmediler. Onların bu gayretlerinin semeresi çabuk alınmış, hatta eski düşman Evslilerden bu davete icabet edenler çıkmıştır.

    Tam bir yıl sonra yine Hac mevsiminde 10'u Hazrecli ve 2'si Evsli müslümanlardan oluşan heyet aynı Akabe mevkiinde Rasûlullah ile buluştu ve ona biat etti. Burada yapılan biat (sadakat ve bağlılık) yemini şöyledir. "Gerek sıkıntı ve gerekse sevinç halinde söz dinlemek ve itaat etmek başta gelir. Ve sen bizzat bizim üzerimizde bir tercihe sahip olacaksın. Ve biz emretme yetkisini taşıyan âmir'e -bunu kim elinde bulundurursa bulundursun- itiraz ve muhalefette bulunmayacağız. Allah yolunda, bizi küçük gören ve horlayan bir kimsenin bizi ayıplamasından çekinmeyeceğiz. Allah'a hiç bir şeyi şirk koşmayacağız, hırsızlık etmeyeceğiz, zinaya yaklaşmayacağız, asla çocuklarımızı öldürmeyeceğiz, aramızda hiç bir iftirada bulunmayacağız ve senin hiç bir iyi hareketinde sana karşı itaatsizlik etmeyeceğiz."

    Bu biatı yapan kim olursa olsun samimi olduğu sürece dünya ve ahiret saadeti onun olacaktır. Kaynaklar Mus'ab bin Umeyr'in Medine'ye öğretici olarak tayinini iki şekilde vermektedirler. Birincisi heyetle birlikte gönderildiği, diğeri Medine'ye varıldıktan sonra bir mektupla muallim istenmesi şeklindedir. Mus'ab b. Umeyr iyi yetişmiş İslam'ı ve Kur'an'ı iyi bilen bir kişidir. Tebliğ yöntemi olarak yumuşak ve tatlı bir dile sahipti. Sade, nazik, kibar, hoş muamelesi ve himmetli davranışları gönülleri fethediyor, İslam Medine'de hızla yayılıyordu. Mus’ab yaptığı işin bilincinde olarak teşkilatlanmayı organize ederek, durum hakkında Rasûlullah'a rapor gönderiyordu. O sene içinde yine hac mevsiminde Mekke'yi ziyarete gelecekleri, haber vererek ikinci Akabe biatının gerçekleşmesinin zeminini hazırlıyordu.

    Mus'ab'ın haber verdiği üzere bu yıl Mekke'yi ziyarete gelenler içinde 73'ü erkek 2'si kadın yetmiş beş müslüman Rasûlullah ile Akabe'de buluştu. Bu buluşma diğerlerinden farklı idi. Burada yapılan biat iki taraf için birlikteliğin andı olmuştur. Medineli müslümanlardan seçilen 12 temsilci lider ve orada bulunanlar Rasûlullah'ı, kadınlarını ve çocuklarını korudukları gibi koruyacaklarına söz vermek üzere el uzattılar.

    Rasûlullah da başarıya ulaştığında onları terk etmeyeceğini onların kanını kendi kanı, onların düşmanını düşman, dostlarını dost bileceğini söyledi. Sonra Abbas b. Ubad'e orada bulunanların neyle karşı karşıya olduklarını hatırlatır mahiyette şunları söyledi.

    "Hazrec oğulları, bu zata niçin biat ettiğinizi biliyor musunuz? Ona biatle insanların kırmızısına ve siyahına yani Arabına ve Arap olmayanına savaş ilan etmeyi kabul etmiş oluyorsunuz. Malca bir felakete uğradığınız, ulularınızın maktul düştüğünü gördüğünüz zaman onu yalnız başına bırakacaksanız, şimdiden bırakınız, bu daha doğru olur. Yoksa dünya ve ahirette rüsva olursunuz. Fakat ona verdiğiniz sözü tutacak, malca felakete uğramayı, büyüklerinizin ölümüyle karşılaşmayı göze alacak olursanız bunu yapınız. Çünkü dünya ve ahiret hayrı bundadır."

    Hepsi neye biat ettiklerinin bilincinde olarak biatı kabul ettiler. Karşılığında ise Rasûlullah'ın cennet müjdesini alarak "Darlık ve genişlik zamanında, her hâlükârda itaate, sözün doğrusunu söylemeye ve Allah yolunda başkalarının herhangi bir muahezesinden korkmayacaklarına" söz verdiler.

    Bir davanın başarısının şartları ve ilkeleri Akabe biatlerinde açıkça ortaya konmuştur. Birtakım bedelleri göze alamayan başarı beklemesin. Bir avuç insan bile olsa bu ilkelerle hareket, o toplumu başarıya götürmektedir. Bu samimi, içten ve gerçek biatler, Sünnetullah’ın müslümanlar lehine gerçekleşmesini sağlamaktadır. Yiğitçe verilen sözlerin ağızdan çıkar çıkmaz gerekleri işlemeye başlamaktadır. Allah yolunda sıkıntı ve başarı birbiri ardına gelmektedir. Her zorluğun yanında bir kolaylık vardır. Zorluğa katlanan kolaylığı elde eder, hem dünyada hem de ahirette.

    "Biz senin (bunalan) göğsünü açmadık mı? Ve atmadık mı senin üzerinden yükünü? Ki sırtını çatırdatmıştı. Senin şanını yükseltmedik mi?  Muhakkak her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. Evet, her güçlükle beraber bir kolaylık vardır. O halde (işlerinden) boşaldığın zaman diğerine giriş. Ve yalnız Rabbine rağbet et." (94/1-8)

    "Doğrusu Allah, Tevrat, İncil ve Kur'an'da üzerine aldığı gerçek bir söz olarak, Allah yolunda savaşıp öldürülen ve öldüren müminlerin canlarını ve mallarını cennete karşılık satın almıştır. Verdiği sözü, Allah'tan daha çok tutan kim vardır? Öyle ise yaptığınız bu alışverişe sevinin, İşte bu, büyük kurtuluştur." (9/111)

    “Sana biat edenler (İslam uğrunda ölünceye kadar savaşmak üzere sana söz verenler) gerçekte Allah’a biat etmektedirler. Allah’ın eli, onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa, kendi aleyhine bozmuş olur. Ve kim Allah’a verdiği sözü tutarsa Allah ona büyük bir mükâfat verecektir.”

     

    Bu yazı toplam 953 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim