Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    SUİKAST

    07 Mart 2017 Salı 01:02

    Hicretin ilk yıllarında vatandaşlık anlaşmasıyla Medine devletine bağlılığını ortaya koyan Yahudi kabileleri, kısa bir süre sonra, birer birer anlaşmalarını bozmaya başladılar. İhanet etmeye hatta Rasûlullah'a suikast düzenlemeye kalkıştılar.

    Medine çevresinde üç Yahudi kabilesi bulunuyordu. İktisadi hayatı ellerinde bulunduran bu kabileler, Arap kabilelerinin çekişmelerinden faydalanmanın yollarını iyi biliyorlardı. Rasûlullah Medine'ye hicret ettiğinde, önceleri Muhammed (a.s.)'in kendilerine meyledeceği ümidiyle beklediler. Rasûlullah’ın onların etkisine ve yörüngesine girmediğini görünce İslam’a ve Peygambere karşı tutumlarını değiştirdiler. Hâlbuki Yahudiler, bir peygamberin gelmesini bekliyor ve o peygamberin niteliklerini biliyorlardı. "Kendilerine kitap verdiğimiz (Yahudiler), o (peygamberi) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir grup da hakkı bildikleri halde gizlerler." (2/146). Kur'ân, Yahudilerin kutsal kitabı Tevrat’ı asli şekliyle tasdik ediyor, İslâm’ın ve onun peygamberinin türedi olmadığı yani vahiy silsilesinin son halkası olduğunu ortaya koyuyordu. Ayrıca Kur’an, İsrâiloğullarına verilen nimetten, onlara olan ikramlardan söz etmekteydi. "Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve insanlardan fazla olarak size iyilikte bulunduğumu hatırlayın" (2/122).  Onların Hz. Muhammed'e inanmalarının gerektiğini ortaya koyan ayetler ise azımnasamayacak kadar çoktur. "Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi hatırlayın, sözleşmeyi yerine getirin, ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Yalnız Benden korkun. Sizde olanı onaylayarak indirdiğim Kur’an’a inanın, onu ilk inkâr eden siz olmayın! Ayetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Benden sakının. Hakkı batılla karıştırmayın ve bile bile gerçeği gizlemeyin." (2/40-42). Allah, İsrailoğullarının İslam'a ilk girenlerden olmaları gereğini ortaya koyarken, onların önceki ve sonraki bazı olumsuzluklarını da saymıştır.

    Yahudilerin genel olumsuz karakterleri Kur'an'da şöyle belirtilmiştir. Onlara ne zaman bir peygamber gelse ve hoşlanmadıkları bir şey getirse, hemen dik başlılık etmiş, kibirlenmiş, inkâr etmiş bu yüzden peygamberlerini yalanlamış, kimisini de öldürmekten çekinmemişlerdir (2/87). Bu yüzden Rasûlullah'ı da çekememişlerdir (2/89-90.). Muhammed (a.s)'i bekledikleri ve özelliklerini bildikleri halde inkâr edip düşmanlık etmişlerdir (2/89). Kitabı değiştirmişlerdir (2/59). Kitap üzerinde ihtilaf etmişlerdir, Kitabın bir kısmını kabul edip bir kısmını kabul etmemişlerdir (2/85). Kitabı gizlemişlerdir. (2/159) Kitabı okudukları halde insanlara emredip kendilerini unutmuşlardır (2/44) Kalpleri katılaşmıştır (2/74). Birbirlerini öldürüp, yurtlarından çıkarmışlardır (2/85), Dünya hayatına düşkün ve uzun yaşama istekleri vardır (2/96) . Sözlerinde durmazlar (2/83, 100) . Kuruntularını gerçek sanırlar  (2/78). Ateşin kendilerine sadece sayılı birkaç gün değeceğine inanırlar (2/80). Verilen nimetlere nankörlük etmişlerdir (2/61). Allah'ı açıkça görmedikçe inanmayacaklarını söylemişlerdir (2/55). Savaşmaları istendiğinde savaşmaktan kaçınmışlardır. (2/246-251). Müslümanlara zarar vermeyi ve onların sıkıntıya uğramalarını, dilerler (3/118).  Müslümanlara bir fenalık dokunduğunda sevinirler, iyilik dokunursa üzülürler (3/120). İnananlar onları severken, onlar inananları sevmezler (3/119). Münafık ve müşriklerle, İslam'a karşı işbirliği yaparlar (4/51). Kur’an'la ve Müslümanların ibadetleriyle alay ederler (5/57-58).

    Yahudilerin bu olumsuz özellik ve tavırlarını sayıp dökmek konumuzun sınırını aşacaktır. Allah, Kur'an'da Yahudiler için uyarı olacak birçok öğüdü verdikten sonra, başlarına gelecekler hususunda da açıklamalarda bulunmuştur. "Allah onlara küfürleri yüzünden lanet etmiştir, artık pek azı hariç, onlar iman etmezler" (4/46) "İnananlara en acımasız düşmanlar olarak Yahudileri ve Allah'a ortak koşanları bulursun (5/82). Bakara ve Al-i İmran suresinde Yahudiler uzun uzun anlatılır. Bununla hem inkârcı bir toplumun özellikleri anlatılmakta, hem de inanan toplumun doğru yoldan sapmaması için gerekli uyarılar yapılmış olmaktadır. Hakikaten anlatılan bu özelliklere paralel olarak Medine Yahudileri kendilerini ortaya koymuşlardır. Daha önce anlattığımız gibi Bedir sonrası Yahudi Kaynukaoğulları Medine'de olay çıkarmış, anlaşmaya muhalif söz ve hareketlerde bulunmuş, sonuçta Medine'den sürgün edilmişlerdi. Bu sefer ise Benî Nadir (Nadiroğulları) gerçek yüzlerini göstermişlerdir.

    Mauna faciasından kurtulan tek sahabe Amr, Müslümanlarla anlaşmalı olan iki kişiyi hata sonucu, düşman zannederek öldürmüştü. Rasûlullah (s.a.v) Cumartesi günü Medine'den Kuba mescidine giderek namaz kıldı. Yanında on kadar sahabesi de olduğu halde. Kuba yakınında bulunan Beni Nadir kabilesine gelerek aralarındaki anlaşma gereği olan diyet yardımını istediler. Onlar da kabul ettiler. Rasûlullah ve arkadaşları onların evlerinden birinin duvarının dibine oturdular, beklemeye başladılar. Fakat Yahudi ihaneti, bunu fırsat bilerek açığa çıktı. Beni Nadir, baş başa vererek; böyle bir fırsatı bir daha bulamayacaklarını konuşmaya başladılar. Amr bin Cahhaş adındaki bir Yahudi: "Ben evin damına çıkar, onun üzerine bir kaya bırakırım" diyerek suikastı üstlendi. Aralarından biri bunun ona haber verileceği uyarısında bulunduysa da sonuç değişmeyecek, planın gerçekleştirilmesi kararlaştırılacaktı. Bazı rivayetler, bir kişinin suikastı Rasûlullah'a haber verdiği şeklinde dahi olsa da, yaygın olan görüş Cebrail'in durumu Rasûlullah'a bildirdiği şeklindedir. Nitekim Kur’an’da şöyle bir ayet vardır. "Onlar hile düzenlediler. Allah da (buna karşılık) bir düzen kurdu. Allah, düzen kuranların en hayırlısıdır" (3/54) Her ne şekilde olursa olsun bu suikastın haberini alan Rasûlullah oradan ayrılarak doğruca Medine'ye geldi. Ashabı ise bir müddet sonra olanların farkına varıp, onu aramaya başladılar. Onun Medine’ye gittiğini ve nedenini öğrendiler. Rasûlullah (a.s) Muhammed b. Mesleme'yi çağırarak ona: "Beni Nadir'e git. Onlara Medine'den çıkmalarını, orada oturmamalarını emret. Siz bana suikast planladınız. Size on gün mühlet veriyorum. On gün sonra buralarda sizden kim bulunursa boynunu vuracağım” diyerek. Onu elçi olarak Beni Nadir’e gönderdi.

    Bu haberden sonra Benî Nâdir Medine'den çıkmaktan başka çare olmadığını düşünerek hazırlık yapmaya başladılar. Ancak münafık Abdullah b. Ubey onlara haber göndererek: "Sakın yurdunuzu bırakıp gitmeyiniz. Kalenizde oturun. Biz size yardım ederiz" demek suretiyle onları Medine’den çıkmaktan vaaz geçirdi. Nadiroğulları münafıkların hainlik ve korkaklıklarını hesaba katmadıkları için kararlarından vazgeçerek kalelerine sığındılar. Münafıklar, müslümanlara ihanet eder de Yahudilere ihanet etmez olurlar mı hiç? Kur'an-ı Kerim konuyu şöyle anlatıyor: "Münafıklık etmekte olanları görmüyor musun ki, onlar, Kitap Ehlinden küfre sapan kardeşlerine şöyle diyorlar: "And olsun ki, eğer (yurdunuzdan) çıkarılırsanız, biz de sizinle beraber çıkarız ve sizin aleyhinizde hiçbir kimseye itaat etmeyiz. Eğer sizinle savaşılırsa, mutlaka size yardım ederiz. "Allah şahitlik eder ki onlar yalancıdırlar. Andolsun ki eğer (yurtlarından) çıkarılsalar onlarla beraber çıkmazlar, onlarla savaşılsa onlara yardım etmezler. Yardım etseler de mutlaka arkalarını dönerler, sonra da (kendilerine) yardım edilmez" (59/11-12). Münafıkların kendilerine de ihanet edeceğini hesaba katmadıkları için Rasûlullah'a "Biz gitmiyoruz. İstediğini yap" diye meydan okumaya başladılar. Bu cevap üzerine Rasûlullah onlara savaş açtı, onlara yardım edeceklere de meydan okudu. Hazırlıklarını tamamlayıp Yahudi Beni Nadir Mahallesini muhasara altına aldı. Muhasara uzayınca, hurmalıkların kesilmesi emrini verdi. "Hurma ağaçlarından ne kestiniz veya gövdesi üzerine ne bıraktınızsa Allah'ın izniyledir. (Buna izin verdi) ki fasıkları rezil etsin" (59/5) ayeti, bu konuda Müslümanların desteklendiğini belirtmektedir. Bunun üzerine işin ciddiyetini anlayan Yahudiler teslim oldu. Bekledikleri yardım da gelmedi.

    Müslümanların zor ve acı bir dönemden geçtiği o günlerde müslümanlarla çarpışmayı, ne Yahudiler ne de onlara yardım vaadinde bulunanlar göze alamamıştır. Çünkü Reci ve Bir-i Maune faciaları Müslümanları yaralamış, Rasûlullah'a yapılacak suikastın ortaya çıkması onları bilemiştir. Bu yüzden Müslümanların ne olursa olsun savaşma kararlılıkları hepsini yıldırmıştır. Neticede müslümanlar umduklarına zayiatsız ve kısa sürede kavuşmuşlardır. Rasûlullah, onların, silahları dışında alabilecekleri yükü alarak Medine’yi terk etmelerine izin verdi. Bu konu Haşr suresinde anlatılmaktadır.

    "Kitap ehlinden kâfir olanları (Yahudi Nadiroğullarını) ilk sürgünde yurtlarından çıkaran O'dur. Oysa siz (mü'minler), onların çıkacaklarını sanmıyordunuz. Onlar da kalelerinin kendilerini Allah'ın azabından koruyacağını zannetmişlerdi. Ama hiç beklemedikleri bir yerden Allah'ın azabı onları yakalayıverdi. Allah onların kalplerine korku düşürdü de evlerini bizzat kendi elleriyle ve müminlerin elleriyle yakıyorlardı. Ey basiret sahipleri, ibret alın!" (59/2). Bu savaşın ve sonucun sebebi ise şöyle izah edilmektedir. "Bunun da sebebi şudur: Çünkü onlar Allah'a ve Rasulü’ne karşı geldiler. Kim Allah'a karşı gelirse (bilsin ki) Allah'ın azabı şiddetlidir" (59/4)

    Fazla fedakârlığa bile ihtiyaç kalmadan elde edilen bu zafer, Müslümanların Medine'deki hâkimiyetlerini pekiştirdi. Ayrıca müslümanlara cüretkârane saldırılarda bulunan civar bedevi kabilelerine gerekli dersi de verdi. Onlar üzerine de seriyyeler düzenleyerek Müslümanların itibarını artırdı. Yol kesiciler ve hainler müslümanlardan çekinir oldular.

    Beni Nadir'den elde edilen ganimet,  muhacirlere dağıtıldı. Bunun sebebi ise Kur’an’da şöyle anlatılmaktadır. "Allah'ın kentler (Yahudi Kasabaları) halkından Rasulü’ne verdiği ganimetler;  Allah'a Rasulü’ne, (Rasulü’nün) akrabalarına, yetimlere, fakirlere ve yolculara aittir. Ta ki o mal içinizden zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın. Bir de peygamber size ne verdi ise onu alın, neyi yasaklamışsa ondan vazgeçin. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah'ın azabı şiddetlidir. (İmrenin) o fakir muhacirlere ki, yurtlarından ve mallarından oldular. Allah'tan lütuf ve rıza beklerler. Allah'a ve Rasulü’ne yardım ederler. İşte (imanlarında) sadık olanlar onlardır." (59/7-8)

    Beni Nadir olayı ve Müslümanlarla Yahudiler arasında gerçekleşen bu hadiseler bize şunları öğretmiştir. Yahudiler Müslümanları sevmemekte ve onlara her fırsatta ihanet etmektedirler. Müslümanların başarılarını çekememektedirler. Olaylar karşısında olması gereken müslüman tavrını ise, Rasûlullah bize göstermiştir. Müslümanlara yapılan her ihanet cezasız ve karşılıksız kalmaz. Kim olursa olsun müslümana İhanet edenin üstüne önce nasihat, sonra ikaz, en sonunda da savaşla gidilmelidir. İman eden ve iman ettiği için başına gelenleri göğüsleyecek kadar cesur olanlara zafer mukadderdir.

     

    Bu yazı toplam 918 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim