Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
    Adil BÜYÜKÇOLAK / Yazar

    TEBÜK YOLUNDA FİTNE

    04 Aralık 2017 Pazartesi 12:43

    Münafıklara karşı alınan önlemlerin ve Kuran’ın mü’minleri mücadeleye çağıran ayetlerinin etkisiyle Tebük seferi hazırlıkları hızla tamamlandı. Mü’minlerin olağanüstü gayretleri sayesinde bütün zorluklara rağmen o güne kadar hiç toplanmamış bir ordu teşkil edildi. Bu sefere mazereti olanlar, Rasûlullah’ın Medine’de kalmalarına izin verdikleri, bazı münafıklar ve çok az sayıda mazeretsiz Müslüman katılmadı. İslam ordusunun mevcudu on bini atlı olmak üzere otuz bini bulmuştu.

    Seniyyetû’l-Veda’da tüm hazırlıklarını tamamlayan İslam ordusunun hareketi ise muhteşemdi. Medine ahalisinin bir kısmı şehir dışına çıkarak orduyla vedalaşıyor, bir kısmı da evlerinin damından tozu dumana katarak tepeleri aşan, orduyu seyrediyordu. Zübab denilen yerde toplanan münafıkların başı Abdullah b. Ubey ve adamları ise son anda sefere katılmaktan vazgeçip, Medine’ye geri döndüler.

    Rasûlullah (s.a.v.), sancağını Ebu Bekir’e, Evs’in sancağını Ubeyd b. Hudayr’a ve Hazreç’in sancağını da Ebu Dücane’ye verdi. Halid b. Velid öncü süvari birliklerini komuta ederken, ordunun sağ kanat komutanlığını Talha, sol kanat komutanlığını da Abdurrahman b. Avf üstlenmişti.

    Muhammed b. Mesleme Medine’nin valiliğine atandı. Hz. Ali de Rasûlullah’ın aile efradına bakması için bu sefere götürülmedi. Ne var ki münafıklar Hz. Ali’nin götürülmeyişini dillerine dolayarak: “Peygamber (a.s.)’in onu fazlalık olarak gördüğü ve gözünün önünden uzak tutarak ondan kurtulduğu” gibi söylentiler yaydılar. Bu söylentilere üzülen Hz. Ali silahını kuşanarak yola çıktı. Orduya Medine’ye üç mil uzaklıktaki Curf’a’da yetişti. Medine’de konuşulanları Resûlullah’a söylediğinde Allah Rasülü ona: “Yalan söylüyorlar, ben seni arkada bıraktıklarıma vekil tayin ettim. Hemen geri dön, hem ailene hem de benim ev halkıma göz kulak ol. Ey Ali, benim yanımda sen, Musa yanında Harun gibi olmak istemez misin, bir farkla ki benden sonra peygamber yoktur” diyerek, onu teselli etti. Rasûlullah’ın en güvendiği kişilerden birini ailesi için geride bırakmasının en önemli nedeni, O’nun cephe gerisi güvenliğine ve davanın korunup devam ettirilmesine büyük önem vermesidir. Nitekim bu konunun nasıl olması gerektiğini Tevbe sûresinin 122. ayeti izah etmektedir.

    Her ne kadar münafıkların birçoğu bu sefere katılmamışlarsa da bazıları katılmıştı. Bunu, yolculuk esnasında birçok olumsuz sözler söyleyenlerin varlığından anlayabiliyoruz. Allah Resulü ve sefer hakkında olumsuz düşünceler serdedenlerin, münafık kategorisinde değerlendirildiği şu ayetlerle bildirilmektedir: “Yine onların içinde öyleleri vardır ki, Peygamber’i incitiyorlar ve “O her söyleneni dinleyen kulaktır. (Yani her söylenene kanan, her işittiğine inanan saf biridir)” diyorlar. De ki; “Sizin için bir hayır kulağıdır. Allah’a inanır, mü’minlere inanır, ayrıca sizden iman edenlere de bir rahmettir.” Allah’ın Rasulü’nü incitenlere acıklı bir azap vardır. Gönlünüzü hoş etmek için gelir size yemin ederler. Bunlar eğer mü’min iseler Allah’ı ve Rasulü’nü razı etmeleri daha doğrudur. Bilmiyorlar mı ki, kim Allah’a ve Rasulü’ne karşı gelirse, ona muhakkak ki içinde ebedi kalınacak cehennem ateşi vardır. İşte rüsvalığın büyüğü de budur.” (Tevbe, 61-63)

    Bu ayetler, bazı münafıkların Rasûlullah hakkında ileri geri konuşmalarına: “Dedikodu yapmayınız, bunlar onun kulağına giderse, o zaman da bizim için hiç iyi olmaz” diyenlere Culas b. Suveydi’nin: “Biz dilediğimizi söyleriz, sonra da onun yanında söylediğimizi inkâr ederiz, üstüne bir yemin ettik mi, O da hemen bizim doğru söylediğimize inanır. Muhammed duyduğuna inanan bir saf (kulak)tır.” dediğini haber vermektedir. Ayrıca bir rahmet eseri olarak insanların kabahatlerini yüzlere vurmayan Rasûlullah’ın bu tutumunu saflık olarak değerlendirenlerin büyük yanılgı içinde oldukları bildirilmektedir.

    Rasûlullah, Tebük seferinde önde giden ve münafıklardan oluşan bir süvari birliğindeki bazı kişileri, kendi aralarında Kur’an ve Rasûlullah’la alay ettikleri için durdurup sorguladı. Onlar, yukarıda bahsettiğimiz Rasûlullah’ın rahmetinden dolayı yapmış olduğu davranışları alaya aldıkları gibi, tertiplemiş olduğu bu seferi de alaya almaya kalkışarak şöyle demişlerdi: “Şu adama bakın, Şam kalelerini ve köşklerini fethetmek istiyor bu ne şaşkınlık.”

    Rasûlullah’ın neden böyle şeyler söylüyorsunuz demesine: “Ya Rasûlullah, ne senin ne de ashabın hakkında kötü bir şey söyledik, sadece yol yorgunluğunu unutturmak için şakalaşıyorduk” diye cevap vermeleri üzerine şu ayetler iniyordu: “Münafıklar kalplerindekileri bütünüyle haber verecek bir sûrenin tepelerine inmesinden çekinirler. De ki, alay edip durun bakalım, Allah o sizin çekindiğiniz şeyi kesinlikle ortaya çıkaracaktır. Eğer kendilerine sorarsan “Biz sırf lafa dalmış şakalaşıyorduk” derler. De ki: “Allah ile, ayetleri ile ve peygamberi ile mi alay ediyorsunuz?” Boşuna özür dilemeyin, iman ettik dedikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden bir kısmını affedersek bile bir kısmını suçlarında ısrar ettikleri için azabımıza uğratacağız.  Münafıkların erkekleri de kadınları da birbirlerine benzerler. Kötülüğü emreder, iyilikten sakındırırlar ve Allah yolunda harcamada ellerini sıkı tutarlar. Allah’ı unuturlar da, Allah da onları unutur. Gerçekten de münafıklar hep fasık kimselerdir. Allah erkek-kadın bütün münafıklara ve bütün kâfirlere cehennem ateşini ebedi olarak vaat etti. O onlara yeter. Allah onlara lanet etmiştir.” (Tevbe, 64-68)

    Ayetlerden anlaşılacağı üzere hiç kimse şahıs olarak münafıklıkla suçlanıp ebedi bir ithama maruz bırakılmıyor. Hata edenlerin hatalarından dönmelerine fırsat tanınıyor. Bu da Allah’ın her türlü insanı tövbe ettiği takdirde bağışlayacağının ve rahmeti ile muamelede bulunacağının delili olsa gerekir. Fakat nifaklarında ve küfürlerinde ısrar edenlerin yerinin de ebedi cehennem olduğu bu ayetlerle kesinleşiyor.

    Tebük seferinde meydana gelen hadiseler, mü’minlerin ancak birlikte hareket ettikleri ve birbirlerine güven duydukları müddetçe iyi bir imana sahip olacaklarını bize öğretiyor. Sefere katıldıkları halde Allah Resulü hakkında ileri-geri konuşanların mü’min sayılmadıkları, fakat yüzlerine bunun açıkça ifade edilmediğini de bu olay ve ayetler bize göstermektedir.

    Tebük seferinde cereyan ettiği rivayet edilen şu olayı, Rasûlullah’ın hem bir beşer hem de bir peygamber olduğunu çarpıcı bir şekilde bize anlattığı için aktarmak istiyorum. Rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.) devesi Kasva’yı kaybetmiş ve bulunmasını istemiştir. Bu, münafıkların: “Ne tuhaf, Muhammed peygamber olduğunu söylüyor. Gökten haber veriyor. Hâlbuki kayıp devesinin nerede olduğunu bilmiyor!” şeklinde yorum yapmalarına neden oluyor. Bu sözler Rasûlullah’a ulaşınca, kendisiyle ilgili doğru algılamaların nasıl olması gerektiği hususunda Kuran’ın birçok defa vurgulayarak açıkladığı şu cevabı veriyor: “Allah’a yemin ederim ki ben, Allah bana ne bildirirse yalnız onu bilirim.”

    Rasûlullah’tan bilinmeyen, bulunmayan ve gaybi olan her şeyi bilmesini isteyenlere, Allah şöyle cevap verdiği halde bunu O’ndan istemek iman yokluğunun alâmetidir: “(Ey Muhammed) De ki: “Size: “Allah’ın hazineleri elimdedir” demiyorum; gaybı da bilmiyorum; size: “Ben bir meleğim” de demiyorum. Ben, ancak bana vahyolunana uyuyorum.” (6/50). De ki: “Ben (diğer) elçilerden (farklı) türedi (yeni ortaya çıkmış) birisi değilim; ne benim, ne de sizin başınıza gelecekleri bilirim; ben ancak bana vahyolunana uymaktayım; ben apaçık bir uyarıcıyım.” (49/9). Rasûlullah’ın bu konudaki konumunun nasıl algılanması gerektiğini Allah, Kuran’ın birçok ayetinde açıklamıştır. (7/88, 10/49, 41/6....). Sonra devesinin yerini söyleyen Rasûlullah’ın onun bulunmasını sağlamış olduğu da rivayetin devamında anlatılmaktadır.

    Tebük seferinin bir ibretlik hadisesi de mazeretleri olmadığı halde bu sefere katılmayan sahabenin durumlarıdır.

    İslam ordusu Medine’den ayrılıp Tebük’e doğru yol almaya başladığında, samimi imana sahip oldukları halde orduya katılmayan dört kişiden biri olan Ebi Heyseme, aradan geçen on güne rağmen geride kalmanın ezikliğine daha fazla dayanamayarak yola çıkıyordu.

    Ka’b b. Malik, Murare b. Rebi ve Hilal b. Ümeyye gibi Ensar’ın ileri gelenleri, mazeretsiz geri kalmalarının sancısını ve acısını Medine sokaklarında münafık olarak bilinenlerle karşılaştıkça yaşıyorlardı. Bu samimi Müslümanların Tebük seferine katılmayışlarının ve bunun sonunda başlarına gelen olayları bir sonraki sayıda ele almayı diliyorum.

     

    Bu yazı toplam 968 defa okunmuştur.
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
    Tüm Hakları Saklıdır © 2016 BADER Ankara | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 312 229 54 06 - 229 55 06 | Haber Yazılımı: CM Bilişim